Balkanların gözyaşı dinmedi

Yıldırım Ağanoğlu’nun İz’den çıkan kitabı ‘Balkanların Makus Talihi: Göç’ü, duygusallığa prim vermeden, tüm gerçekliğiyle aktarıyor.

Balkanların gözyaşı dinmedi

 

Hepimiz Balkanlara dair bir şeyler biliriz. Tarih kitaplarından beldelerinin isimlerini öğrenmişizdir, Osmanlı fütuhâtını okurken. “Ecdat toprakları” deyip, iç geçiririz belki. Sonra tabiatını hep duyarız, geniş ormanlarını, serin sularını, geçit vermez dağlarını. Ya da iç içe yaşadıklarımızdan, oraların suyunu içmişler vardır. Neşeleri, garip şiveleri, biraz kumrala çalmaları, samimiyetleri ve hepsinden önemlisi sordukça kimisinin meyus bir halde anlattığı, kimisininse gözyaşlarından fırsat bulup da anlatamadığı hikâyeleriyle biliriz onları.

Balkanlar hep zıtlıkların mekânı olagelmiş

Balkanlar sevdanın, acının, gözyaşının mesken tuttuğu bir toprak. Ve her nedense çoğunlukla Müslüman kanının akıtıldığı bir yer. Hepimizin hatırladığı ‘Srebrenitsa’ katliamı ve unutulmuş daha nice katliamlar. Ama tüm bunlara inat sevinç, neşe, huzur, dokuz sekizlik ritimlerde tutunmaya çalışmış orada ve başarmışlar da. Türkülerinde ruha dokunup, yüreği acıtırken bir yandan da yüzleri güldürebilmişler bu toprakların güzel insanları.Yıldıırm Ağanoğlu

Balkanlar hep zıtlıkların mekânı olagelmiş. Dinler, mezhepler, kavimler, lisanlar o küçücük topraklara sıkışmış ve hiçbirisi terk etmeye yanaşmamış da gün gelmiş bu inat kana dönüşmüş. Velhasıl bazıları orayı terk etmeye ve birkaç asırlık tarihlerine veda etmeye mecbur bırakılmışlar. İşte İz Yayıncılık tarafından basılan Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Balkanlar’ın Makûs Talihi: Göç isimli kitapta Yıldırım Ağanoğlu bu kötü yazgıyı enine boyuna anlatıyor.

Göç etmek isteyenlerin neredeyse yarısı yollarda can vermiş

Kitapta Rumeli’den gelen ilk göçlere ve 93 Harbi sonrasındaki büyük göç dalgasına kısa bir şekilde olsa da değiniliyor. Balkan Harbi’nin çıkış ve kaybediliş sebepleri anlatıldıktan sonra Yunan, Bulgar ve Sırp çeteleri tarafından halka uygulanan baskı ve yapılan eziyetler yine bilimsel verilerle açıklanıyor. Kitap tamamıyla bilimsel bir çalışma olduğu için yoğun bir duygusallığa yer verilmemiş. Yapılan mezalimlerin anlatılma sebebinin ise, Müslümanların, Osmanlı idaresinden çıktıktan sonra o topraklarda niçin kalamadıklarını göstermek olduğu anlaşılıyor.

Kitapta yine bir başlık göç esnasında yaşanan sıkıntılara ayrılmış. Açlık, susuzluk, her an öldürülme tehlikesi, göç edecek vasıta bulunamaması bunlardan başlıcaları. Öte yandan savaşın devam etmesi sebebiyle Osmanlı ordusu tarafından göçmenlere bir koruma sağlanamamış. Daha düşman orduları bir bölgeye gelmeden ortaya çıkan çeteler ise yaptıkları yağmalamalar ve katliamlar ile halkta ciddi bir korku yaratmış. Savaş neticesinde aç, biilaç yollara revan olan Balkanların Müslüman nüfusunun ne kadarının göç ettiği, ne kadarının ise öldürüldüğü tam olarak bilinememekte. Ancak 1900’lerin ilk 10 Balkan Göçleriyılında tahminî olarak göç etmek gayesinde olan 1.445.179 kişiden 812.771 kişi göç etmiş, 632.408 kişi ise ya yollarda ya da düşman elinde can vermiş. Bu ağır bilanço Birinci Dünya Savaşı ile birlikte daha vahim bir hale gelmiş.

Hastalıklar yerel halkta korku uyandırdı ama…

Osmanlı Devleti, içinde bulunduğu şartlara rağmen, göçmenlere yönelik nispeten başarılı bir iskân siyaseti uygulamış. Gelen göçmenleri etnik unsurlarına göre değerlendirerek, belirli bölgelerde iskân etmiş. Böylelikle göçmenler Edirne’den Van’a kadar Türkiye’nin dört bir yanına yayılmışlar. Osmanlı Devleti bin bir güçlükle ve mallarını, mülklerini, topraklarını terk ederek gelen bu insanlara ev, toprak hatta tarım yapabilmeleri için hayvan tedarik etmiş. Meslek öğrenmeleri için çocuklarını ustaların yanlarına yerleştirmiş. Uzun bir süre vergiden muaf tutarak bellerini doğrultmalarını beklemiş. Hatta göçmenler arasında erkek nüfus Balkan Harbi’nde verilen şehitlerden ötürü oldukça az olduğu için Birinci Dünya Savaşı’nda onları askerlikten bile muaf tutmuş.

Her ne kadar Türkiye’de halk bu insanları sevgiyle kucaklasa da hiçbir sorun yaşanmamış değil. Yapılan bu yardımlar, askerlikten ve vergiden muafiyet ve özellikle de uzun yüzyıllar içerisinde farklılaşmış olan kültür, sıkıntıların temel sebebini teşkil etmiş. Göçmenlerin sıhhatsiz koşullarda hicret etmeleri neticesinde yakalandıkları kolera ve çiçek hastalığı ise yerel halkta korku uyandırmış. Ancak valiliklerin ve diğer devlet organların çabasıyla bu sıkıntılar da zamanla aşılmaya başlanarak günümüze kadar gelinmiş. Nitekim Arnavut ve Boşnak göçmenler gibi etnik olarak farklı olanlar dahi toplum içerisinde dillerini, kültürlerini büyük ölçüde muhafaza etmelerine karşın etnik olarak ayrılıkçı bir talepte bulunmamışlar.Balkan Göçleri

Mübadeleye zorlandılar

Balkanlıların hicreti Osmanlı dönemi ile de sınırlı kalmayıp, Türkiye Cumhuriyeti döneminde de devam etmiş. Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı esnasında yaşanan acı olaylar, Rum ve Bulgar çetelerinin bitmeyen katliamları mübadeleyi gündeme getirmiş. Yüzyıllarca beraber yaşayan toplumlar modernizmin ve milliyetçiliğin pençesine düşerek yollarını ayırmışlar. Özellikle birçok üretim faaliyetinin Rumların elinde olması Türkiye’yi rahatsız etmiş ve ekonominin millileştirilmesi amacıyla mübadele işlemleri hızlandırılmış. Her iki taraftan da insanlar göçe mecbur edilerek, topraklarından kopmuşlar.

Batı’nın hızarında, kökleri yüzyıllara dayanan koskoca bir Osmanlı toplumu işte bu şekilde dalları teker teker kesilerek birbirinden koparılmış. Dahası Balkanlar’ın komünizm etkisine girmesiyle orada bir şekilde hayatlarını idame ettiren Türklerin yaşaması daha zor hale gelmiş. Türkiye Cumhuriyeti de, nüfusun sayı bakımından yetersizliğini göz önüne alarak, ‘Türk’ olma şartı aramaksızın Arnavutları, Boşnakları ve diğer Müslüman unsurları da topraklarına kabul etmiş.

Okuru o yaşanmışlıklara götüren resimler de var kitapta

Göçler uzun yıllar boyunca devam etmiş. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından yine ciddi bir göç dalgası yaşanmış. En son 1990’larda özellikle Romanya’dan 15.000 kadar Türk göç etmiş ve o zamandan bu yana başka büyük bir göç dalgası yok. Yazarın belirttiğine göre komünist rejimlerin son bulması, birçok Balkan ülkesinin Avrupa Birliği’ne üye olması ve Türklerin uğradıkları ötekileştirmenin nispeten azalmış olması, göçlerin durmasında önemli rol oynamış. Ancak geçtiğimiz yüzyılda yaşananlar acı hadiselerin unutulmasının hiç kolay olmadığı da aşikâr.

Kitabın önemli bir özelliği ise verdiği istatistikler, yapılmış demografik araştırma sonuçları ve kaynakçası. Özellikle Balkan göçleri üzerine çalışmak isteyenler için yol gösterici bir kitap olarak okunması mümkün. Verilen tablolar, ek olarak sunulan kanun, nizamname gibi kaynaklar ve okuru o yaşanmışlıklara götüren resimler de kitabı ayrıca değerli hale getiriyor.

Özetlemek gerekirse kitap, Osmanlı’nın belki de öz yurdu olarak kabul edilebilecek olan Balkanlarda ‘göç’ hadisesinin ne olduğunu ayan beyan ortaya koyuyor. Bir devletin topraklarını savaş meydanlarında ve diplomasi masalarında kaybedişinin bedelini ödeyen Balkan Müslümanlarının hikâyesini bizlere anlatarak, ‘tarihinde gözyaşı vardır Balkanların’ dedirtiyor.

 

Yusuf Selman İnanç değerlendirdi ve hatırlattı

Güncelleme Tarihi: 12 Mayıs 2016, 14:45
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner7

banner6