banner17

Bacıdan Bayana'yı kim okumalı!!

Tesettür, kadının sosyalleşmesi içindir.

Bacıdan Bayana'yı kim okumalı!!

Cihan Aktaş, Türkiye'de ve dünyada İslamcı denilen ve dünyanın izzeti olan gençlerin, özellikle de mümin hanımların dünyasını, sıkıntılarını ve paradokslarını en iyi anlatan yazarlarımızdan biri… Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 1995’te “yılın hikâyecisi”  seçildi. 2002’de yazdığı enfes romanı Bana Uzun Mektuplar Yaz ise yine TYB tarafından “yılın romanı” olarak belirlendi.

Onunla tanışmak için ilk merhaba, Sömürü Odağında Kadın isimli kitabı okunarak verilebilir. Bir hanımın gözünden ve kaleminden; kozmetizmin, feminizmin, müstehcenliği, teşhirciliği ve bilumum kadını metalaştıran kavramları tanımak daha gerçekçi oluyor. Bu nedenle biz erkekler de, Cihan Aktaş’ın yazılarından ve kitaplarından çok kazanımlar elde ediyoruz.Cihan Aktaş

Cihan Aktaş’ın Bacı’dan Bayan’a adlı kitabını yeni bitirdim. Kitabında, modern dünyada soluklanan her müminin karşılaştığı problemleri, yanından geçip gidemediği sorunları irdeleyen yazar; sosyolojik tespitler ve değerlendirmelerle dolu bir araştırma-inceleme kitabı üretmiş. Mahremiyet, başörtüsü, her türlü reklamda kullanılan kadın sektörü gibi konuları derinlemesine işliyor. Kitabının son bölümünde ise “yeni bir kamusallık arayışı”nın içinde görüyoruz kendisini.

“Bacı” ve “bayan” hitabı arasındaki fark

Bir dönem halk arasında kullanılan bacı ve bayan kavramlarının evrimsel sürecine değiniyor kitabında Cihan Aktaş. “Bacı”nın, Anadolu insanı için sosyal hayatta akraba veya akrabalık dışı kadın ve erkek ilişkilerinin sıcak, masum ve güvenilir yönünü temsil ettiğini belirten Aktaş, “bayan”ın ise dinî kaygıları zayıf olan, erkeklerle rahatça ilişki kurabilen ve sosyal hayatta “bacı”nın karşılaşmaktan kaçındığı durumlarla ilgili endişeleri olmayan modern bir kadının tasviri olduğunu ifade ediyor. “Bacı”, tesettürlü ama dernek, parti, konferans, seminer gibi çalışmalarda ön planda olan; bu platformlarda ‘ağabeyleriyle’ birlikte faaliyetler yaparken dişilik özelliklerini değil kişilik özelliklerini ön planda tutan kızı/kadını simgeliyordu.

İlk zamanlar mütesettir kızlara gayet güvenli bir sosyal alan açan “bacı” nitelemesi, aynı zamanda İslamcı erkeklerle kızlar arasında duygusal hisler olamayacağını da yolluyordu bilinçaltına. Saydam duvarlar örüyordu kalpler arasına… ‘Kötü göz’le bakılamazdı bacıya. Aşk kötü göz, evlilik düşüncesi ise kötü niyet olarak addedilmeye başlanmıştı. Bunun sonucu olarak; zihinsel yönden kendisinden zayıf ve İslamcılık gibi bir ideali olmayan erkeklerle tesadüfen evlenen kızlar veya dünya görüşü farklı, mütesettir olmayan kızlarla hayatını birleştiren erkekler çıkıyordu ortaya.

Başörtülüleri başörtüsüzler savunabilir!

Başörtüsü yasağı sorununu tartışan televizyon programlarında veya çeşitli platformlarda genelde başörtülü kadınların olmamasını eleştirdikten sonra özellikle “Abant Platformu”na sitem ediyor Aktaş. (En azından bu kitap yayınlanana kadar) Başörtüsüyle ilgili tartışmalara hiçbir başörtülü kadının davet edilmeyişine dikkat çekiyor. Başını örten hanımların bu gibi organizasyonlara ancak eş olarak veya temizlikçilik, kâtiplik yaparak katılabildiğinin üzüntüsünü belirtiyor.

Resmî ideolojiye göre, çağdaşlaştırma projesine aykırı bir duruş sergileyen başörtülü hanımların haklarını korumak da, yine başörtüsüz hanımlara kalıyor böylece. Örneğin Merve Kavakçı olayında da, Nazlı Ilıcak’ın bir “hami” olarak tebellür etmesi makul karşılanıyor ama Merve Kavakçı’nın kendisine söz hakkı verilmiyor. Veyahut siyasal ve sosyal arenalarda, konuya duyarlı olsa da hiçbir zaman bir başörtülü kız kadar ıstırabı derinden yaşayamayacak olan erkekler başörtüsü yasağı sorununu çözmeye çalışıyor.

Cihan Aktaş, Bacı'dan Bayan'a, Kapı Yay.İran Türkiyeleşiyor mu?

Her ne kadar tarihsel sürecimiz, İran’la olan ilişkimiz birbirine üstünlük kurma çabalarıyla geçse de aslında İran sosyolojik yapı olarak bize benzeyen bir ülke. Biz İran gibi olmayız, İran da biz gibi… Bu doğru ama toplumsal reaksiyonlar açısından iki köklü millet ve İslâm’la yoğrulmuş iki halkın tutumları birbirine çok paralel.

Bu bağlamda Cihan Aktaş da, devrim ve İran sineması üzerinden ülkenin toplumsal dinamiklerini araştırıyor ve iki ülke arasındaki benzerlikleri vurguluyor. İran’daki başörtüsü zorunluluğunun ters tepki yaparak kadınların ağır makyajlı ve fırsat buldukça kendilerini ‘göstermeye’ çalışan insanlar haline dönüşmesi tecrübesini derinlemesine analiz etmenin gerekliliğini belirtiyor. “Kılık kıyafeti güdümleyen yasaklarla daha dindar bir toplum oluşturulamayacağı gibi, daha modern ve laik bir toplum da oluşturulamaz” diyerek Türkiye’deki baş örtme yasağıyla İran’daki baş örtmeme yasağının sosyal planda aynı sonuçları doğurduğunu ifade ediyor. Bu anlamda Türkiye’nin doğru yolda olduğunu belirterek, üstü örtülü bir biçimde bu konuda “örnek” davrandığımızı vurguluyor.

“Barbie” yalnızca bebek değil, bir ideolojidir!

Kitabın otuz küsur sayfasında Barbie bebeklerin “kültürel kanserojen etkisini” işlemesi, mevzunun önemini gösteriyor. “Barbie, medya vasıtasıyla yapılan bir yaşama tarzının propogandisti, kapitalist tüketiciliği kışkırtan bir ideolojinin simgesidir” diyor yazar. Çocuklara küçük yaştan itibaren ‘bedenini kutsamasını’ ve Barbie’nin vücut ölçülerine sahip olmasını telkin ettiğini belirtiyor. Bu plastik bebekler, gerçek bebeklerin/çocukların bilinçaltına ideal kadın tipolojisinin Barbie olduğunu empoze ediyor.

Cihan Aktaş; Barbie’ye karşılık 1997 yılında İran’da Sara ve partneri Dara bebeklerinin piyasa sürüldüğünü haber veriyor. Bu heyecan uyandıran gelişmenin çok önemli bir işlem olduğunu söyledikten sonra, Sara’nın İran’daki oyuncakçılarda bile bulunmamasından dolayı duyduğu hüzün sızıyor satır aralarından. Sara’nın mütesettir, muhtemelen hamile (ebediyen kız değil; bir anne, bir kadın modeli olması açısından) ve bedenini teşhir etmeyen bir portre olması dolayısıyla; çocuklar üzerinde çok olumlu tesirler bırakacakken, gerçekleşmeyen bir proje olarak kalmasına içerliyor.Cihan Aktaş, Kılık Kıyafet ve İktidar, Nehir Yay.

Binlerce kayıp kız var ama aranmıyorlar!

“Kayıp kuşak, kayıp kızlar veya kayıttan düşen kuşak” olarak bilinen, 28 Şubat öncesinde kültürel ve içtimaî konularda çabalayan, mücahidelik yapan, sonrasında ise ‘işi bitip’ silinip giden müminelerin acılarına değinmeden geçmiyor Cihan Aktaş. Birçoğunun başörtüsünü korumak uğruna üçüncü sınıf sözde İslamî şirketlerde beş kuruşa çalıştırıldığını belirtiyor. İslamî dönüşüm uğruna çaba harcayan ve çok koşturan bu kızların birçoğunun evlenemeyerek patolojik problemlere duçar olduğunu, bir kısmının ise şefkatli(!) ağabeyleri tarafından ikinci eş olarak istihdam edilmelerinin, ne kadar alçakça bir tavır olduğunu belirtiyor. Siyasal ve sosyal kurumların arkalarına dönüp bakmadıklarını ve bu hanım kızların dertlerini, acılarını kimsenin umursamadığını dillendiriyor.

Bu kitapta çok haklı eleştiriler var

Kadının sesi ve görüntüsü haram diye kadın spikere yer vermeyerek işe başlayan, tesettürlüleri ise ancak çaycı olarak kabullenen İslamî(!) televizyon kanallarının; sonraki dönemlerde yayınlarını frapan şarkıcılara terk etmesini yadırgıyor Cihan Aktaş. TGRT, STV ve son olarak Kanal 7’de başörtülü “bacı”ların seyreltilme durumunun, hatta “bacı” imajı uyandıran sunucuların reyting uğruna dişileştirilmesi veya salt kadın programlarıyla sınırlandırılmasının bize bir fikir verebileceğini söylüyor.

Velhâsıl Cihan Aktaş’ın Bacı’dan Bayan’a adlı kitabı, 2005 basımlı olmasına rağmen sanki dün basılmış gibi… Güncel bir içeriğe sahip, mükemmel teşhisler ve tedaviler sunuyor. Derinlikli araştırmalar neticesinde ortaya konmuş ve her cümlesi kelime kelime dokunmuş bir kitap. Yalnızca hanımların değil, erkeklerin de bilfarz duyarlı olması gereken olayları eleştirel ve yapıcı bir düşünce örgüsüyle ele alıyor.

Niçin tesettür?

Bacı’dan Bayan’a kitabında da başlıca işlenen konulardan birisi tesettür ve bu konu enine boyuna masaya yatırılıyor. Bu bağlamda belirtmem gerekir ki konunun hülasası Mehmet Lütfi Arslan’ın dediği şekilde: “Tesettür, kadının sosyalleşmesi içindir. Kadının makul bir biçimde sosyalleşmesi yasak olsaydı, tesettüre de gerek kalmazdı.”

Cihan Aktaş, kitabında mümin hanımların hem tesettürlü hem sosyal olabileceklerini belirterek, bu sosyalliğin sınırlarını da tartışmaya açıyor. Bir yandan kemalist-jakoben ideolojinin silgilerine karşı var olma mücadelesi veren örtülü hanımların, diğer yandan iffeti ve hayayı evde oturmak olarak algılayan ve kendilerini şiddetle eleştiren İslamî kesime karşı kendilerini aklamaya çalıştıklarını; çift yönlü bir ispat içinde olmalarının zorluklarını aktarıyor.

Bu ve benzeri birçok hakiki problemi, yetkin ve etkili bir biçimde işleyen Cihan Aktaş’a teşekkür ediyor ve kalemine bereket diliyorum.

Not: Bu çok kıymetli kitap ilk çıktığında mahkemece toplatılır. Yayın yönetmenimizin öncülük ettiği bir kampanyayla 60 kadar yazar, düşünür, sanatçı toplatılmayı kınar. Bir süre sonra toplatılma kararı da kaldırılır.

 

Abdullah Yalnız tanıdı ve tanıştırdı

Güncelleme Tarihi: 22 Nisan 2016, 12:15
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Salome
Salome - 8 yıl Önce

Abdullah Kardeş kitabı güzel anlamış.

esra
esra - 8 yıl Önce

cihan aktaş hanımefendinin bu cok kıymetli kitabının yanısıra 'devrim ve kadın' adlı kitabının da okunmaya ve değerlendirmeye değer olduğunu düşünüyorum. iranda kadının sosyal konumunu net bir sekilde ortaya koyuyor, fikir veriyor, güzel oluyor bence. (:

Arzu
Arzu - 8 yıl Önce

bu kitabı islamcı bay ve bayanlar okumalı...

tuğba
tuğba - 8 yıl Önce

tüm yazıyı okuduktan sonra şu cümle hep kulağımda çınladı. . tesettür kadının sosyalleşmesi içindir. . başka söze gerek varmı Allah aşkına=))

fatma bayraktar
fatma bayraktar - 8 yıl Önce

O halde bu kitabı önce başörtülü bayanlar, sonra mütedeyyin erkekler, sonra da başı örtülü olmayan bayanlar okumalı. Bir toplumun en büyük hatası 'kadın'ı tanımlayışında başlar, belirir. Öyle ki kadınlar bile kendilerini ortadaki yanlış tanımlamalarla tanımaya başlar. Sonra da 'defnül benati minel mükerremati' söylemi çıkar Arap cahiliyesindeki gibi...

banner8

banner19

banner20