Bacak değil hayatlar huzursuz!

Her şey 'kanaat ekonomisi'nde düğümlenecektir. Markalar, şirketler, Batı'nın ikinci el eşyaları ve ikinci el fikirleri… Mustafa Kutlu dikkat çekmişti.

Bacak değil hayatlar huzursuz!

Mustafa Kutlu’nun Huzursuz Bacak’ı oldukça mesaj yüklü bir uzun hikâyedir. Kendisinin de ifade ettiği gibi kitapta, ülkemiz ve dünya ile ilgili meselelere dair pek çok fikir var. Bu bakımdan Ahmet Hamdi’nin “Huzur” romanına benzer bir hikâye Huzursuz Bacak.

Ülkesine yıllar sonra dönen bir akademisyenin, Ömer Faruk’un, İstanbul’da geçirdiği vakti konu alıyor hikâye. Yurtdışından Türkiye’ye dönen Ömer Faruk, değişmiş bir manzara ile karşılaşır ve bu değişim yalnızca şekil bakımından değil, fikir ve ruh açısından da geçerlidir. Baba evine döndüğünde camdan İstanbul manzarasına bakarken “değişim” iyiden iyiye hissedilmeye başlar ve okurlar da değişimi bu noktadan itibaren izlerler. Evinin çevresinden, arkadaşlarına, ülkenin genel haline uzanan bir değişimdir bu.

Huzursuz bacak bir hastalık ismi

Mustafa Kutlu, Huzursuz bacakBilindiği üzere kitaba ismini veren “huzursuz bacak” bir hastalık ismidir. Uyku ya da istirahat esnasında bacaklarda hissedilen huzursuzluk, hareket ettirme ihtiyacı, uyuşma, karıncalanma gibi tam olarak tanımlanamayan bir histir.  Ömer Faruk’un bacağında da sıkıntılı, olumsuz durumlarda, düş kırıklıklarında ortaya çıkan bir “tıklama” mevcuttur. Ve kitap boyunca karşılaştığı olumsuzluklardan sonra bu durum, aksamadan tekrar eder.

 “Ya Tahammül Ya Sefer

Metinler arası bir okuma yapıp  “Ya Tahammül Ya Sefer” ile bu kitap arasında bir bağ kurmak mümkündür. …  Huzursuz Bacak,  dikkatli Mustafa Kutlu okurlarının da kolaylıkla kurabileceği bu bağlantı ile Ya Tahammül Ya Sefer’in devamı niteliği bile kazanabiliyor. Bu bağlantı şöyle açıklanabilir: Ömer Faruk adeta Ya Tahammül Ya Sefer hikâyesinden çıkıp gelen bir karakter gibidir. O kitaptaki karakterlerin bir arkadaşı gibi. Eğitimi için yurtdışına gidip geri döndüğünde gördüğü manzara bahse konu diğer hikâyenin anlattıkları ile örtüşmektedir. Hızla modernleşen bir ülke ve söz sahibi olup bir yerlere geldikten sonra davalarını, izlerini kaybetmiş insanlar…

İkinci el eşyalar, ikinci el fikirler…

Kutlu, okurlara edebî bir metin sunarken bir yanda da onları kitapta tartışılan fikirler üzerine düşündürmektedir. Hikâyede, ekonomik sıkıntılar, adaletsizlik, gelir dağılımındaki sorunlar, Batılılaşma, siyaset, edebiyat, mimari, muhafazakârlık, modernleşme, din ve gelenek gibi birçok konuda görüş belirtilmiştir. Kapitalizm ve modern hayatın getirdiği olumsuzluklar edebî bir eserin izin verebildiği ölçüde irdeleniyor, zaman zaman kahramanların ağzından bir konferans yahut bir köşe yazısı aracılığı ile önemli tespitlerde bulunuluyor. Ancak tüm bunlar yapılırken Mustafa Kutlu o bildik üslubundan ödün vermiyor elbette. Bir makale ile verilebilecek bilgiler gayet sarih ve kısa bir biçimde aktarılıyor. Örneğin kitabın bir bölümünde ikinci el kıyafetlerle uğraşan bir karakterin ağzından harikulade tespitler vardır. Avrupa’dan gelen ikinci el kıyafetlerden bahsedilirken bir yandan da ‘ikinci el fikir’lere değinilir. Avrupa’nın kullanıp bize gönderdiği fikirlere…

Kitabın 98. sayfasında da “marka” üzerine şöyle bir tespitte bulunuluyor: “Marka sahibi şirket, markalı pantolonu giyen erkeği veya marka parfüm sürünen kadını bütün dünyadan devşirdiği sürüsüne katıyor. Kovboyların sığırları damgalaması gibi.”

Mustafa KutluKitapta fazla söze gerek bırakmayan bir başka mesele ise şöyle: “Modern medeniyet bir otomobil medeniyetidir ve düzenin ana simgesi trafiktir. Trafikte düzeni sağlayamamış bir ülkenin, meselâ siyasette düzen tutturması diye bir şey söz konusu olamaz."

Hikâye içinde hikâye

Kitapta edebiyata dair birkaç kelam edildiğini söylemiştim. Ömer Faruk’un bir edebiyat dergisi satın aldığı sahne oldukça ilginçtir. Ömer Faruk, edebiyat dergisinde “Mustafa Kutlu imzalı bir hikâyeye” rastlar ve biz de bu hikâyeyi onunla birlikte okuruz. Gerçek ve kurgunun iyice birbirine karıştığı bu satırlardan sonra da edebiyata dair kısa bir düşünce ile karşılıyoruz.

Eski arkadaşlarını ziyaret edip memleketin durumunu iyice anlayan Ömer Faruk çareyi ise “Kanaat Ekonomisi”nde bulur. Kitaptaki tüm fikirlerin gelip toplandığı yer de burasıdır. Kitap boyunca kafalarda bırakılan soru işaretleri, sorgulamalar, düşünceler bir çözüme bağlanmasa da çözümün hiç olmazsa adı söylenmiş oluyor böylece.

Görkem Evci  "Kalabalıkta kimsenin yüzü kendinin değildir..."  cümlesini tekrar ederek yazdı

Yayın Tarihi: 30 Mart 2011 Çarşamba 15:15 Güncelleme Tarihi: 02 Ocak 2022, 00:37
YORUM EKLE
YORUMLAR
Cihan Server
Cihan Server - 12 yıl Önce

yine de bu kitap, bir hikaye beklentisi ile okunmamalı. yazarın sürekli öğüt verdiği bir yazı halini almış. hikaye tadı yok.

Barbaros Yılmaz
Barbaros Yılmaz - 12 yıl Önce

Esas oğlan yurt dışında eğitimin hasını görüp Türkiye'de eski dava arkadaşlarının her köşeyi tutmalarına rağmen davadan kopamamasından ötürü eğitiminin hiçbir işe yaramayacağı bir alanda kanaat ekonomisine yöneliyor.Tabi eski dostlarının herbirine laf takmayı da ihmal etmiyor.Kutlu'nun temel modernleşme eleştirilerinden biri.Hikaye sınırları içinde bir modernleşme eleştirisine daha tanık oluyoruz.Mesaj yüklü olması kusuru değil artısı gibi geldi bana...

necip aşık
necip aşık - 12 yıl Önce

sayın Kutlu alanına girmeyen(iktisad) bir konunun, modernizimle olan ilişkisini böylesine irdelemiş ve öğüt vermeyi de ihmal etmemişse, biz de ondan gayet haklı olarak, bilhassa alanına giren konulardan biri olan futbol ve modernizm üzerine bir çalışma bekliyoruz artık.

banner19

banner36