Babası atta'ya gidenlerin romanı

Cengiz Aytmatov sadece Kırgızların değil, tüm insanların ortak hikayelerini yazdı..

Babası atta'ya gidenlerin romanı

11057Bir romanı okurken hüzünlendiğimiz, bazen gözyaşlarımıza hâkim olamadığımız elbette vakidir. Ancak Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel romanı, hüzünden, gözyaşından daha ötesini istiyor adeta sunduklarına bedel olarak. Bizden, yüreğimizi bütünüyle istiyor. Yalnızca gözle değil, gönülle de ağlatmak istiyor. El’an, öyle de başarıyor…

Gün Olur Asra Bedel, üzerine sayfalarca yazılabilecek, saatlerce konuşulabilecek bir eser. Zira çok fazla meseleden, dağılmadan-dağıtmadan, söz ediyor. İnsanın hem insan oluşunun ve hem de insanlıktan çıkarılışının bir panaromasını sunuyor adeta. Ama özellikle eserdeki Kuttubayev ailesine ve o aileyi gerçek bir aile yapan baba Abutalip Kuttubayev’e değinmeliyiz.

Bozkırın ortasında mutlu bir aile

Abutalip Kuttubayev, 2. Dünya Savaşı’na Rus ordusu saflarında katılmıştır ve ‘esir düşmektense kendinizi öldürün’ emrine karşı gelerek, esir düştüğünde Yugoslav Partizanlarına katılır. Türlü zorluk sonunda Rusya’ya döner ve öğretmenlik yapmaya başlar. Bu esnada savaş sırasında yaşadıkları duyulur,  okuldan atılır ve ailesiyle birlikte sürüle sürüle Sarı Özek bozkırına kadar gelir.

11048Sarı Özek’te tanırız biz Kuttubayevleri. Güzel ve fedakâr karısı Zarife, oğulları Ermek ve Daul ile onlar, Sarı Özek’e ıstıraplı bir letafet getirirler. O kadar güzel ve o kadar içler acısıdırlar ki… Hiç seslerini çıkarmadan, yakınmadan, sızlanmadan karı koca o inanılmaz kötü şartlarda çalışırlar. Bunun yanı sıra evlerinde sabaha kadar ışık yanmaya devam eder, zira geceleri Abutalip yazmaktadır. Sarı Özek’in efsanelerini, türkülerini, yani atalarının bizzat kendilerini anlattıkları o verimleri ve elbette kendi savaş anılarını… Bunları yazma sebebini bir gün şöyle açıklar Yedigey’e,  Abutalip:

“Küçük çocuklar büyüklerin her şeyi çok iyi bildiklerini, çok akıllı ve her zaman da haklı olduklarını sanırlar. Ama biraz büyüyünce bunun pek doğru olmadığını anlarlar. Onları terbiye edenlerin yani biz ana babaların bazen ne kadar gülünç, acınacak halde olduğunu görürler... Zaman çarkı dönüş hızını artırıyor. Bununla birlikte kendi kuşağımız için son sözü yine kendimiz söylemeliyiz. Atalarımız bu maksatla bazı efsaneler, masallar söylemiş ve kendilerinden sonraki kuşaklara ne kadar büyük insanlar olduklarını anlatmak, kanıtlamak istemişlerdir. Biz de bugün atalarımız hakkındaki yargımızı bu efsanelere bakarak veriyoruz. İşte, çocuklarım için benim yaptığım da bundan farklı değil. Benim efsanelerim, benim savaş yıllarımı anlatıyor…”

O, çocukları ilerde onu tanısın ve anlasınlar, anlattıklarından yararlansınlar ve atalarını da yine onların kendilerini anlattıkları dille tanısınlar ister. Ne ulvi ve ne masum istek!

 

11051

Kendini ailesine adayan bir baba

Fakat çok geçmez, bu masumiyet bile çok görülür. Abutalip, milliyetçi duyguları aşılamak ve ajanlık yapmak suçuyla alıp götürülür ailesinden. Abutalip’ten özgürlüğünü değil, ailesini çalmışlardır. Katlanılması zor olan budur onun için. Çünkü o, yalnızca ailesi için yaşayan adamdır: Her gün çocuklarına masallar, efsaneler anlatır. Onların eğitimiyle meşgul olur. Oyunlarına katılır ve bir çocuk gibi, yeni oyunlar yaratır. Onun bu kendini çocuklarına verişi, Yedigey’i de çok etkiler ve ondan öğrendikleri romanda şu cümlelerle verilir:

“…Bir insanın başkalarına yapabileceği en büyük iyiliğin, çocuklarını iyi terbiye etmek, iyi yetiştirmek olduğunu da anlıyordu. Bunun için başkalarının yardımına gerek yoktu. İnsan bu işe her gün zaman ayırmalı, kendini tamamen ailesine, çocuklarına vermeliydi.”

Romanda Kuttubayev ailesine dair öyle tablolar vardır ki, hatırlarken bile insanın boğazında bir acı düğüm bırakır. Mesela bir gün, uçsuz bucaksız, çorak bir bozkır olan Sarı Özek’e yağmur yağar. Herkes telaş içinde evlerine koşmakta, saçakların ardına saklanıp yağmurdan kaçmaktadır. Abutalip ve ailesi ise, yağmurun altına çıkıp oyun oynamaya ve dans etmeye başlarlar. Çocukların neşesine diyecek yoktur. Zarife’nin güzelliği büsbütün artmıştır. Ve yağmur, Sarı Özek bozkırıyla birlikte, orada oturanlara da Kuttubayevler sayesinde bir ferahlık vermiştir.

Fakat bu ferahlık içinde dahi, Zarife’nin gözünden gizli gizli akan yaşlar görülecektir. Zira Zarife bilmektedir, çok daha iyi koşullarda yaşamış ve çok daha iyi bir hayat sürmüşken bugün o bozkırda sürülen çilenin arasına bu mutlulukların ne emeklerle serpiştirildiğini… Bu zor zamanları kendisi yüzünden Zarife’nin de yaşamak zorunda kalışını düşünüp, kocası Abutalip’in aslında ne kadar içlendiğini, dertlendiğini…

Bir başka tablo, karların bozkırı kapladığı günlere aittir. Yılbaşında çocuklarını eğlendirmek için, bir çam ağacı almaya gitmiştir Abutalip ve döndüğünde soğuktan botları buzlanmış ve ayaklarına yapışmış haldedir. Çocuklar o deli neşeleri içinde babalarının halini görür ve onu kurtarmak isterler. Yedigey’in kızlarıyla birlikte küçükten büyüğe (ki hepsi küçücüktür) dizilir ve Abutalip’in ayağındaki botları var güçleriyle çıkarmaya uğraşırlar. Abutalip ayağının acısıyla, üşümekte oluşuyla ilgilenmez; yalnız çocuklarının bu kahramanlık telaşlarını zevkle seyreder. Haddi zatında ayağından botlar çıktığı zaman en küçükleri Ermek bile, korkusuz bir cengaver edasıyla sevinir, biricik babasını donmaktan kurtarmış bir büyük kahramandır artık o…

O büyük cengaverin gücü yetmeyecektir babasından ayrılmaya. Abutalip’i Sarı Özek’ten götürür ve sorgularlar. Anlar ki, en iyi ihtimalle sürgüne gönderilecektir. Yani Daul olmayacaktır hayatında, Ermek koşarak kollarına atılamayacaktır, Zarife hüzünlü gülümsemesiyle onu karşılayamayacaktır. Buna  nasıl dayanır Kuttubayev?!!

11049Babasını özleyen bir çocuğu tasavvur edebilir misiniz?

O götürüldükten sonra, geride kalan aileye Yedigey babalık yapar. Her gün çocuklar babalarını sormakta, tren istasyonuna gidip, saatlerce babalarını getirecek treni beklemekte, taşlardan fal bakıp babalarının çok yakında uzak ülkelerden geleceğinin müjdesini birbirlerine vermektedir. Hele küçük Ermek, o mütemadiyen babasını sayıklamaktadır. Babasını özleyen bir çocuğu tasavvur edebilir misiniz? Onun o küçücük kalbinin, adını bile tam bilmediği bir hisle ezilmesinin ne demek olduğunu? Kendisinin her an yanında olan ve her şeyi bilen, her şeye gücü yeten, her zaman iyi ve sevgi dolu olan ve her zaman güvenilen, kolları arasına saklanabilen bir babanın yanında olmayışı bir çocuğa ne hissettirir?  Bilemezsiniz…

11050Fakat, o çocuk kadar saf bir yürekle evlatlarını seven bir babaya, ölümden beter geleceği kesindir ayrılığın… Romanda, kahramanlardan biri olan Kazangap, bir yerde şöyle der:

“Zaman ne kadar geçerse geçsin, bazı konularda hiçbir şeyi değiştirmez. Elinden malını mülkünü, varını yoğunu alsalar, bundan ölmezsin. Ama senin onurunu kırar, ruhunu öldürürlerse, işte buna çare yoktur… “

Abutalip’in, çocuklarından ayrı düşmek, ruhunu öldürmüştür zaten. Kendisini uzaklara götürecek olan tren, Sarı Özek’ten geçerken, son bir kez evlatlarını görür ve trenin durduğu yerde, aşağıya indirilmişken, kendisini bir başka vagonun önüne atar.

Toprağa karışan, ağaç olan, kağıda dönüştürülen ve mürekkeple yazılıp yüreğimize kazınan bir isim olur Abutalip Kuttubayev. Ve hiç yaşamamış olduğu halde, “ruhun şad olsun” dedirtir bizlere de…

Abutalip gibi babalar! Hep varolun ve sizin yanınızda hep küçücük kalacak çocuklarınıza kendi masallarınızı, efsanelerinizi okuyun!

 

Ayşe Akdağ, “sizin hiç babanız öldü mü” diye sordu

Güncelleme Tarihi: 22 Nisan 2016, 10:57
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
rss
rss - 11 yıl Önce

ustanın en acı kitaplarından biridir; gün olur asra bedel. Kuttubayev'in yaşadıklarının yanı sıra, kitabın ana karakteri Yedigey'dir aslında. Kitabın içerisinde birçok olay, o kadar pürüzsüz anlatılmıştır ki, hepsinde farklı duyguları yaşamak mümkündür. Beni de en çok etkileyen sahneler, Nayman Ana efsanesiydi. Aslında ustanında, kendi halkına vermek istediği mesaj bu efsanede yatmaktadır. Ayrıca dünyaya da ciddi bir tokat atmıştır usta bu kitabıyla. uzayda yaşyan halkla ilgili bölümde bu anlş

banner19

banner13

banner26