Aydınların büroları gibiydi kıraathaneler

Kıraathaneler, geçmişte en önemli iletişim merkezleri arasındaydı, hatta kamuoyu oluşturan mekânlardı. Ayhan Çiftçi yazdı.

Aydınların büroları gibiydi kıraathaneler

https://www.ktpkitabevi.com/urun/eski-istanbul-kahvehaneleri-9789754378627Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Kaç nesil ve kaç terbiye burada birleşirdi” dediği kıraathaneler, geçmişte en önemli iletişim merkezleri arasındaydı, hatta kamuoyu oluşturan mekânlardı. Adını kıraathane isminden alarak “Küllük” isminde dergi dahi çıkarılmıştı. Farklı kuşakları bir araya getirmiş, usta-çırak ilişkileri kurmuş, büyük âlimlerin sohbet halkalarına mekân olmuştur buralar. Akademisyen ve yazarların sevenleriyle, öğrencileriyle buluşma noktası olan kıraathaneler “ikinci üniversite”, “akademi” gibi tabirlerle de anılmıştır.

Kahvehaneler İstanbul’a 1550’li yılların başlarında gelmiş, buradan da diğer şehirlere yayılmıştı. İlk olarak ticaretin merkezi olan Tahtakale’de açılmış, Suriçi’ne yayılmış, Eyüp ve Üsküdar’a kadar uzanmıştı. Sosyalleşme ortamı olarak mahalle kahvehaneleri çoğalmış, zamanla da türlere ayrılmıştı. Esnaf, meddah, yeniçeri, tulumbacı, aşık, semai kahvehaneleri olarak yaygınlaşmıştır. Özelliğine ve gelenlerin profiline göre ritüeller oluşmuştu buralarda.

Aydınların hem büroları hem tanışma yerleri olmuşlardı

Esnaf kahvehaneleri tüccarların büroları işlevini görürken, mahalle kahvehaneleri mahalle sorunlarının görüşülmesine imkân tanımış, üniversiteye yakın alanlardaki kahvehaneler de aydınların fikir alışverişinde bulundukları, gençlere bir nevi akşam eğitimi verdikleri mekânlar olmuşlardı. Hatta kahvehaneler, 19. yüzyılın ortalarında “kıraathane” adıyla anılmaya başlamış, okuma yerleri anlamında tanınmıştı. Dergi, gazete, yazma eserler gibi yayınlara ev sahipliği yapmışlardı. Tanzimat sonrası Batıda eğitim görenlerin uğrak yerlerinden olmuş, memur-bürokrat etkileşmesine kaynak teşkil etmişlerdi. Bu dönemle birlikte Paris kafelerinin esintileri Beyoğlu’ndaki pastanelerde gözlenmişti. Aydınların hem büroları hem tanışma yerleri olmuşlardı. Halit Refiğ, Kemal Tahir’le Baylan Pastanesi’nde tanışmıştır mesela. Keza Oktay Akbal da Attila İlhan’la Elit Pastanesi’nde tanışmıştır.

Yine buralar Abülhak Hamid’lerin, Süleyman Nazif’lerin uğrak yerleri, hatta Attila İlhan gibi bazılarına da çalışma, yazma ve okuma mekânları olmuşlardı. Paris’teki Cafe Procope’de bulunan genç yazarlar, buraya döndüklerinde oradaki yaşam tarzlarını buralara taşımışlardı. Gazete ve dergilerin de çoğalması ile ilk kitapçılık mesleğine de bu mekânlar ev sahipliği yapmıştı. Örneğin, o yıllarda Sarafim Kıraathanesi, aydınların toplandığı, yayınların bulundurulduğu, kitap satan bir kitapçı gibi işlev görmüştü.

Fevziye Kıraathanesi’nde konferans ve tiyatro

Dernekler olmadığından buralar, dernek bürosu hüviyeti de taşımaktaydılar. Şehzadebaşı’ndaki Halk Kıraathanesi Felsefe Cemiyeti üyelerine evsahipliği yapmıştır. Şehzadebaşı'ndaki Fevziye Kıraathanesi’nde konferanslar, sinema ve tiyatro etkinlikleri düzenlenmiştir. Babıâli’deki Meserret ve İhsan Kıraathaneleri caddede bulunan gazetecilere mekân olmuştur. Yine İkbal Kıraathanesi de diğerleri gibi gazeteci, bürokrat ve aydınları bir araya toplamıştır. “Kültür Yokuşu” olarak bilinen Babıâli Caddesi’ndeki yayınevleri, dergi, gazete ve matbaa idarehaneleri yazar ve bürokratların yoğunlukta bulunduğu bir alandı. Buralardaki kıraathaneler üniversitenin olduğu Beyazıt’taki gibi büyük ilgi görürdü.

Kıraathaneler, yazarlar için oldukça değerliydi. Bazıları vakit geçirdikleri kıraathanelere anılarında yer vermiş, eserlerinde kaleme almıştır. Mehmed Niyazi Dahiler ve Deliler” ile Marmara Kıraathanesi'nin romanını yazmıştır. Orhan Kemal “İkbal Kahvesi” anı romanını yazmış, Sait Faik “Eftalikus’un Kahvesi” isimli hikâye kitabı kaleme almıştı. Kemal Tahir “Yol Ayrımı”nda Küllük’ten bahsetmiş, Vedat Türkali “Güven”de Adliye Kıraathanesi’ne yer vermişti.

Kendilerine 1940 kuşağı denen ve yarım asra damga vuran şair, yazar ve sanatçı topluluğu Beyoğlu’nda Elit, Nisuaz pastanelerinde, Babıâli’de İkbal, Beyazıt’ta Küllük’te eserler yazdılar. 10. Yıl Marşı’nın bile Küllük Kıraathanesi’nde yazıldığı bilinmektedir.

Zamanla yüz yüze iletişimin yerini kitle iletişim ve haberleşme araçlarına bırakması, ilim algısının değişimi, gazeteciliğin dönüşümü gibi sebepler kıraathanelerin, yeniden kahvehane olan eski isimlerini geri almalarına sebep olur. Yalnızca kahve içilen, boş vakti değil, vaktini boşa harcayan mekânlara dönüşürler.

Bu yazıda da yer yer faydalandığımız Cem Sökmen'in Ötüken Neşriyat'tan çıkan "Aydınların İletişim Ortamı Olarak Eski İstanbul Kahvehaneleri" kitabı, dünki kıraathanelerin işlevine ve ehemmiyetine dair bilgi edinmek isteyenler için güzel bir başvuru kaynağı...

Ayhan Çiftçi yazdı

Güncelleme Tarihi: 12 Aralık 2018, 16:36
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
mahmut
mahmut - 3 yıl Önce

Kıraathanelerin gerçek anlamını hatırlattıgınız ve İstanbul'un o günlerini beyazıt'ı, direklerarasını yaşattığınız için teşekkür ederim. Gerçekten gayet güzel, derli, toplu bir yazı olmuş, kaleminize sağlık.

banner19