Ayasofya'da ezan, Hırka-i Saadet'te Kur'an

''İçerisinde bulunduğumuz asır kültür savaşlarının cereyan ettiği ve birçok toplumun kültürel olarak tarih sahnesinden düşeceği bir yüzyıldır. Bu sebepten dinimize ve manevi hassasiyetimize uygun bütün hatıralarımızı ve değerlerimizi taze ve dipdiri tutmak zorundayız.'' Fatih Çıtlak hocanın Kutsal Emanetler üzerine yaptığı bir sohbetten nasibimize düşenler.

Ayasofya'da ezan, Hırka-i Saadet'te Kur'an

Dini ve manevi manaları sebebiyle Kutsal Emanetler tarihin her döneminde Müslümanlar tarafından baş tacı edilmiştir. Bu sebeple de onları muhafaza etmek büyük bir şeref ve meşruiyet kaynağı olmuştur. Ve bu vazifeyi üstlenen devletlerin İslam dünyasının hamisi olarak görülmesine yol açmıştır. İslam dünyasının siyasi şartları artık değişmiş olsa da, şu anda Topkapı Sarayı'nda muhafaza edilen Kutsal Emanetler toplum olarak  kimliğimizi ve manevi bütünlüğümüzü sağlayan değerleden biridir. 

Bu manevi ve tarihi mirasımızın anlamını hatırlamak amacıyla Fatih Çıtlak hocamızın Birlikte Sohbet adıyla yayınlanan kitabından konuyla ilgili bir yazısını alıntılıyoruz. 2017 yılında Risale Yayınları'ndan çıkan kitap hocanın farklı mecralarda yayımlanan yazılarından ve bazı sohbetlerinden derlenmiş:

İçerisinde bulunduğumuz asır kültür savaşlarının cereyan ettiği ve birçok toplumun kültürel olarak tarih sahnesinden düşeceği bir yüzyıldır. Bu sebepten dinimize ve manevi hassasiyetimize uygun bütün hatıratımızı ve değerlerimizi taze ve dipdiri tutmak zorundayız.

Toplum olarak kimliğimizi ve manevi bütünüğümüzü fark edebilmemizi sağlayan değerlerden olan kutsal emanetler, günümüzde Topkapı Sarayı'nın özel bir bölümünde muhafaza edilmektedir. Müslümanların mukaddes saydığı ve asırladır hürmetle koruduğu bu emanetler Efendimiz'e (sas), O'nun (sas) ehl-i beytine, dört büyük halifeye, İslam büyüklerine ve bazı peygamberlere ait olan eşyalardır. Bu eşyaların en kıymetlileri, hiç şüphesiz diğerlerinin de kıymetine vesile teşkil edenler yani Efendimiz'e (sas) ait olanlardır.

Bu emanetler, Efendimiz'in (sas) rıhletlerinden ve dört halife döneminden sonra sırayla Emevî ve Abbasî devletlerine geçmiştir. Kutsal Emanetlerin necip milletimize geçişi ise 1517 yılında Sultan Selim Han'ın Mısır seferi ile gerçekleşmiştir. İslam mukaddesâtına çok önem veren Osmanlı padişahlarının gayretleriyle İstanbul'a getirilmesi 20. yüzyıla kadar devam etmiştir. Milletimiz en zor günlerinde dahi bu emanetlere karşı vazifesinden vazgeçmemiştir.

Bugünün Müslümanları olarak Sakalı-ı Şerif'i, Efendimiz'in (sas) mübarek hırkasında görebilme, o manevi kokuyu alabilme lütfunu yaşayabiliyorsak elbette buna Allah'ın (cc) takdiri ile vesilesi olan Sultan Selim Han'a vefa borcumuz olduğunu bilmeliyiz. Nitekim milletimiz de kendisini daima saygı ve minnetle yâd eder.

Sultan Selim Han'ın bu emanetlere gösterdiği hürmet ve iltizam da anlatılması gereken mevzudur. Sultan Selim Han, Mekke ve Medine şehirlerinin anahtarları ve mukaddes emanetlerle Mısır seferinden döndüğünde halk kendisini şa'şa ve debdebe ile karşılar düşüncesiyle şehre geceleyin girilmesini emretmiştir. Onun bu davranışı belki de emanetlere ancak mahviyetle hizmetkar olunabileceğini göstermektedir. Şehre girdikten sonra sefer yorgunu oldukları halde kutsal emanetler yerleştirilirken ayakta beklemiş ve 40 hafız, Kur'an-ı Kerim'i tilavet etmiştir ki, bu geleneğin günümüze kadar devam etmesini sağlamıştır. Yahya Kemal bu mirası İstanbul'u İstanbul yapan iki şeyden biri olarak şöyle ifade eder:

''Anladım ki iki şey var İstanbul'u İstanbul yapan; Ayasofya'da ezan, Hırka-i Saadet'te Kur'an...''

Fatih Çıtlak, Birlikte Sohbet

Güncelleme Tarihi: 09 Haziran 2020, 23:21
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Canan Okur
Canan Okur - 2 yıl Önce

Değerli hocam. Örnek alınası bir gayret.Sessiz sedasız flaş kaygısından uzak ilme adanmış bir ömür. Başarılarınız için dua ederiz.

banner19

banner13

banner26