banner17

Avrupamerkezci bakış açısına karşı bir reddiye

Mustafa Demirci'nin ''İslâm’ın Dört Çağı'' adlı eseri bize İslam tarihinin dönemlendirme problemlerinin aşılacağını ve bir bütün halinde, medeniyet kodlarıyla birlikte bir İslâm tarihi yazımının mümkün olacağını göstermektedir. Abdullah Burgu yazdı.

Avrupamerkezci bakış açısına karşı bir reddiye

Taşra üniversitelerinin tarih bölümlerinin müfredatlarının kronolojik muhteva ile sınırlı olduğu bilinen bir gerçektir. Fakat bir çeşit şansa veya ikbale sahip olanlar, tarihin usta ellerde nasıl mücevher haline geldiğine, zaman mefhumu ve mekân gerçeği ile şahit olurlar. Bu elbette olgu ve bilgi boyutunda bir kimlik ve aidiyetin zuhuruyla sonuçlanır. İşte benim tarih bilincim ve izleğim de bu hücre içerisinde anlam bulacaktır. Bu açıdan, eğitim gördüğüm bölümde Prof. Dr. Mustafa Demirci’nin uhdesinde bulunan “İslâm Medeniyeti Tarihi” dersi, benim ve arkadaşlarım için farklı dünyaların farkına varılmasına vesile olan en önemli leitmotifi ve düşünsel duruşu temsil eder. Bu yazının konusunu oluşturan İslâm’ın Dört Çağı & Bir Dönemlendirme Denemesi isimli kitap, dersin en önemli ana kaynaklarındandır. Üzerinde çeşitli okumalar ve araştırmalar yaptığımız için de fakülte yıllarımızın güzide hatıralarındandır.

Medeniyet tarihine dair araştırmalarıyla tanınan Prof Dr. Mustafa Demirci’nin mezkûr eseri şu an bir taslak mahiyetinde olmakla birlikte, bu alanda yapılmış yeni ve özgün bir incelemedir. İslâm tarihine Avrupamerkezci bakış açısına karşı bir reddiyedir. Giriş bölümünde dönemlendirme yapmanın önemine, Avrupa merkezli tarih taksiminin felsefî arka planına, Avrupamerkezci tarih paradigmasının başka tarihlerde kullanılmasının sakıncalarına ve günümüze kadar yapılan sistematik dönemlendirme çalışmalarının neler olduğuna dair konuların izahı yapılmıştır. Eser, hem bir dönemlendirme denemesi hem de Avrupamerkezci tarih anlayışı problemine karşı bir çözüm önerisi niteliğindedir.

İslâm’ın Dört Çağı

Geçtiğimiz yıllarda Konya’da yapılan “Avrupa Merkezciliğin Ötesi” çalıştayının da mimari olan Prof. Dr. Mustafa Demirci, Marshall G. S. Hodgson, S. D. Goitein ve Andrê Miquel’in dönemlendirmelerinden hareketle, karşılaştırmalı ve sistematik olarak kendi dönemlendirmesini şu şekilde oluşturmuştur (Dönemlendirme açıklamaları ilgili eserin, aynı başlığı taşıyan kısımlarından oluşturulmuştur. Uzun metinlerin çözümlemesidir.):

Fetihler ve Teşekkül Devri (610-750): Bu dönemin başlıca karakteristik özelliği İslâm fütuhatının hemen her alana damgasını vurmuş olmasıdır. Hızla yayılan fetihleri ancak aşılmaz dağ silsileleri durdurur. İslâm, kadim Doğu medeniyetlerinin beşiğini ele geçirerek bir Doğu ve Akdeniz imparatorluğunun temelini atmıştır. Müslümanlar ve diğer dini topluluklar arasındaki anlaşmazlıklar henüz başlamamıştır. Fetihlerle başlayan hızlı şehirleşme ve sosyal değişimler Müslüman Araplar arasındaki görüş ayrılığının gerilimini yükseltmiştir. Bir medeniyetin teşekkül döneminde görülen dinî heyecan, egemenlik tutkusu, ortak aidiyet gibi olgular dönemin temel refleksini oluşturur. Dönemin sonunda hızlı büyüme, iç karışıklıklar ve kontrol edilemeyen sosyal hareketlilik mahalli muhalefetin yükselmesine sebep olur.

Klasik İslâm Medeniyeti / İslâm’ın Klasik Çağı (750-1258): Abbasi ihtilali ile başlayan bu dönem Moğol istilasıyla son bulur. Fernand Braudel’in “Abbasi Dönemeci” tabirini kullandığı bu dönemde fetihler hissedilir derecede duracak ve buna bağlı olarak da kültürel hayatta bir canlanma başlayacaktır. Bu dönemde İslâm, antik dünyanın mirası üzerinde yükselerek, dünyanın en parlak medeniyeti olmuştur. Abbasi başkenti Bağdat, Doğu toplumlarının, tüccarların, zanaatkârların olduğu kadar antik kültürlerin de buluşma noktasıdır. Adeta bir kültür potasıdır. Klasik medeniyetin zuhuruna zemin hazırlayan bir ilmî cazibe merkezi statüsündedir. Tercüme faaliyetleriyle Yunan, Hint, İran ve Hıristiyan antik çağın mirası Arapçaya çevrilerek evrensel bir kültür meydana getirilir. Bu dönemde tek bir devletin, tek bir halifeliğin ve tek dilin (Arapça) egemenliği vardır. İslâm’ın hemen bütün klasikleri ve birinci sınıf yaratıcı dâhileri bu dönemde ortaya çıkar. Bu yüzden Batılı aydınlar bu dönemi “İslâm’ın Rönesansı” olarak nitelerler. Büyük sistem kuran (mezhep) imamlar bu dönemde yaşamışlardır. Klasik İslâm Medeniyeti’nin ikinci döneminde Türklerin etkisi ön plana çıkar. Halifeliğin parçalanmasıyla Bağdat’a rakip kültür bölgeleri ortaya çıkar. Bu parçalanmışlığa rağmen en dikkat çekici husus, İslâm dünyasının sosyoekonomik ve kültürel alanda gelişimini devam ettirmesi ve birliğini korumasıdır. Sufî tarikatlar, esnaf teşkilatları ve medreseler yükselişe geçer. Selçukluların da katkısıyla yeni bir medeniyet, Türk İslâm medeniyeti ortaya çıkar.

Bürokratik Barut İmparatorlukları Çağı (1258-1800): İslâm dünyası Moğol istilasıyla ağır bir darbe almıştır. Bu, İslam dünyasında bilim ve düşünce hayatının gerilemesine sebep olan en önemli etkendir. Moğolların tahrip ettiği klasik İslam devri şehirleri, bir daha dirilmemek üzere tarihe karışırlar. Moğol tahribatının öldürücü darbelerine rağmen İslâm medeniyetinin manevi ve kültürel parametreleri güçlü bir şekilde yaşamaya devam eder. Batılıların iddia ettikleri gibi külli bir gerilemeden ve İslâm medeniyetinin sonunun geldiğinden bahsedilemez. Vuku bulan, kültür ve siyasi yapıdaki tarz ve mahiyet değişiklikleridir. Bu bunalım çağının dehası tarih filozofu İbni Haldun’dur. İslâm dünyasında bir içe kapanma ve yalıtılmışlık yaşanmaktadır. Bu dönemde her şey organizedir (medreseler, tekke ve zaviyeler v.s.).

Sömürgecilik ve Çöküş Devri (1800-…): İslâm dünyasının bu devirde içinde bulunduğu durum Avrupa sömürgesi altına girildiği gerçeğidir. Medeniyet itibariyle de bir çözülme sürecine karşılık gelir. Batının meydan okuması karşısında Müslümanlar kültürel ve siyasi bakımdan ıslah hareketlerine girişirler. İki asırlık modernleşme çabalarına rağmen, Batı karşısındaki en dirençli mukavemeti Müslümanlar hâlâ sürdürmektedir. Fakirlik, eğitimsizlik, siyasi istikrarsızlık ve ekonomik açıdan geri kalmışlığa rağmen, İslâm dünyası asli değerlerini ve medeniyet mirasını kaybetmemeye çalışmaktadır. Yaşadığı dünyaya ayak uydurmaya çalışan Müslümanlar, geleceğini bulmaya çalışmaktadır.

Bizim klasik çağımız

İslâm tarih yazıcılığında dikkat çeken en önemli hususun başında dönemlendirme problemi gelmektedir. Bunun yanı sıra İslâm tarihinin doğuştan günümüze mufassal olarak incelendiği çalışmalar oldukça kısıtlı ve bu işin başını Batılı tarihçiler çekmektedir. İslâm’ın Dört Çağı’nda da görüldüğü gibi Marshall G. S. Hodgson, S. D. Goitein ve Andrê Miquel gibi Batılı medeniyet tarihçileri, İslâm tarihine dair tezleri oluşturmuşlar ve bize de ancak bu tezlerin etrafında yapılacak çalışmaların boşluğu bırakılmıştır. Bu müellifler yine de çoğu Batılı yazara göre insaflıdırlar.

Prof. Dr. Demirci, bu tarihçilerin tasniflerini sistematik olarak karşılaştırırken, İslâm tarihinin genel seyri içerisinde hatalı ve yanlış olarak aktarılan birçok kısmın altını çizmiştir. Kendi değerlendirmelerinde bu iddiaların karşılığını vermiştir. Mesela her üç müellif de Moğol istilasının İslam dünyasında genel anlamda bir gerilemeye neden olmadığını vurgulamışlardır. Fakat Prof. Dr. Demirci, Moğolların İslam dünyasında yarattığı keskin ve öldürücü darbenin izahatını yaparak, örneklerle doğrulunu belirtmiştir. Bizim klasik çağımız, İslam medeniyetinin, bugünkü birçok tabii ve sosyal bilimlerin teşekkül devridir ve bu Müslümanlar vasıtasıyla gerçekleşmiştir. Fakat bugün hâlâ o dönem Binbir Gece Masallarının, saray entrikalarının, halifelerin ihtiraslarının bir yansıması olarak gösterilmektedir. Aynı şey gerileme döneminde, İslâm medeniyetinin ortadan kalktığına dair iddialarla karşımıza çıkmaktadır. İslâm’ın Dört Çağı tüm bu iddialara karşı cevap ve reddiyeleri ihtiva etmektedir.

Neticede İslâm’ın Dört Çağı bize İslam tarihinin dönemlendirme problemlerinin aşılacağını ve bir bütün halinde, medeniyet kodlarıyla birlikte bir İslâm tarihi yazımının mümkün olacağını göstermektedir. Nitekim Ahmet Davutoğlu, “İslâm Dünyasının Siyasi Dönüşümü: Dönemlendirme ve Projeksiyon” isimli makalesinde bu konuyu detaylı bir şekilde ifade etmiştir. Temennimiz İslâm’ın Dört Çağı örneğinde olduğu gibi bu tür çalışma ve tartışmaların çoğalması.

 

Abdullah Burgu yazdı

Güncelleme Tarihi: 16 Nisan 2016, 14:17
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20