Avarelik Görgüsü’nden yerinde bir soru: Hababam Sınıfı niçin haklıydı?

Ahmet Murat’ın yeni kitabı “Avarelik Görgüsü”nde dertli bir adamın mürekkebe dökülmüş yürek yankılarını duymaktayız. Ayşe Nur Cemiloğlu yazdı.

Avarelik Görgüsü’nden yerinde bir soru: Hababam Sınıfı niçin haklıydı?

Yine bir Ahmet Murat eseri ve yine bol muhakeme ve tefekkür… İlmi bakışı, fikri müktesebatı ve iyi yapılmış gözlemlere dayanarak kalbinin dilini konuşturuyor yazar. Fokur fokur kaynayan beynimin, kalbimdekinin az bir kısmını ifade edebilmenin mahcubiyetini yaşıyorum kitaptaki denemeleri anlatmaya niyetlenmişken.

Akademisyen, şair ve yazar olan Ahmet Murat’ın otuz iki denemeden oluşan son kitabı, derdi ve davası olan bir portreyle karşı karşıya getiriyor bizleri. Her deneme farklı bir kapıyı aralayarak farklı ufuklar açmakta.  Denemeler günlük hayata dair sosyal, dini birçok konuya değiniyor. İnsan, şehir ve zaman ilişkisi üzerinde duruyor. Bazılarımızın bildiği ama rafa kaldırdığı, bazılarımızın onlarla yaşamaya alıştığı ve bir kısmımızın da problem olarak görmediği ilişkiler…

Düşüncelerini sade bir dille ve etkileyici bir şekilde anlatan yazarın bu başarısında şairliğinin etkisi büyük olsa gerek. Denemelerin kısa olması ve yer yer anıları üzerinde somutlaştırarak anlatması konuyu okuyucuya naif bir şarkı eşliğinde hediye eder gibi. Şimdi yazıların bende bıraktığı izleri dilim döndüğünce paylaşayım:

Buğday okşanır, buğday koklanır, buğday utanır, buğday şımarır

Annesiyle beraber buğdayın ruhuna, tarihine hemhal olunan ve Anadolu kadınının (annesinin) modernitenin sunduğu hazır bulunmuşluğa bir başkaldırı olarak kendi bulgurunu değirmende öğütme serüvenine ve kaybolmaya yüz tutmuş, yitirilmiş değerlerimize tanık olacağız bu denemelerin birinde.

Avarelik hiç bu kadar anlamlı olmamıştı

Yazar zor, teorik okumalarından sonra bedenin de zihnin de kaçış planları yapacağını ve bu kaçışa bir avarelik görgüsü eşlik ettiğinde ise, `avarelik’ teorik olanı heba eden değil besleyen bir imkana dönüşeceğini söyler. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur’u yazarken saatlerce İstasyon Caddesinde yürüyüşü, Mehmet Genç Hoca’nın zor teorik konuları oturtmak için saatlerce Wagner dinlemesi…  Bütün bunları vakti ziyan etmek olarak adlandırmak mümkün mü?

Fikrine katılmıyorum çünkü seni sevmiyorum…  

İnandığı, müdafaa ettiği fikri sevmediği biri söylese bile onun için sevindirici olmaz mı, olmalıydı ama… Fikri onun müdafaasına mı düşmüştür yoksa o kişisel ihtirasları, hesaplaşmaları için fikrinin müdafaasına mı sığınmıştır? Yazar, Ahmed el- Alavi Hazretlerinin, “Hakikaten Allah’ı seviyorsan, onun ismini sevmediğin birinin dilinden duyman da sana mutluluk verir” sözüyle derdimizin fikirle olup olmadığını tespit etme hususunda bir kerteriz noktası gibi kullanmayı söyler.

Kitaplardan bir bilinç…                                                                                                                                        

Bütün bildiğini, bilincini, hislerini ve benliğini kitaplara teslim etmiş; kitaplar olmadan kendisini, enerjisini kaybetmiş, ne yapacağını bilmeyen, en temel duygularını dahi kitaptan öğrenen bir okur anlatılır bu denemede. Oysa en anlamlı bir kitap olan insan, kendisini anlamak, anlamlandırmak, kainatı doğru okumak için değil miydi bu kitaplar… Bu denemeyi okuduğumda rahmetli Abdurrahim Karakoç’un şu manidar mısraları geldi aklıma:                                                                                

Canlı bir kitapsın, yazarı Mevla                                                                                                                                

Açık dur, biraz da kitaplar seni okusun…

Hababam Sınıfı niçin haklıydı?

Yazar eğitimin hayatımızda ciddi ve sıkıcı bir meseleye döndüğü için öğrenci hayatında bir üretim sağlamayacağına vurgu yapıyor. Oysa eğitimi bir oyun ve ihtiyaç meselesi haline getirdiğimizde insan melekelerinin nasıl tahrik edilip düşünmeye, çözmeye, üretmeye başladığını görebiliriz. Hababam sınıfı öyle değil miydi? Onları sıkıcı ve istifçi bir eğitim düzenini habire manipüle eden, oyundan eğitime ulaşma mecralarına sahip olamadıkları için, eğitimden oyuna ulaşmaya çalışan eğitim anarşistlerine benzetir yazar. Başarılı sosyal ilişkileri, dayanışma, fedakarlık, yaratıcı şakalar, futbol sevgisi, hazırcevaplık, gelişmiş el becerileri yanında bilgi yarışmasında Güdük Necmi, İnek Şaban ve Damat Ferit’ in ansiklopedilerden kopya çekerek derledikleri cevapları tavan arasına kurdukları elektronik düzenekle iletmeyi başarmaları bir başarısızlık olarak değerlendirilebilir mi?  Yazar burada şunu soruyor: Başarısız olan Hababam Sınıfı mıdır, yoksa amacı öğrenciye meslek edindirmek olan yaralı bir eğitim sistemi mi?

Nâzım’la Necip Fazılı değiştirince oluyor mu?

Yazar eğitim felsefesi üzerine düşünüp üretmedikçe, yeni şeyler ortaya koymadıkça sorunların çözülemeyeceğini belirtiyor. Ona göre yirmi kiloluk çocukların sırtına onar kiloluk çantalar yüklemeye devam ettiğimiz sürece içini neyle doldurduğumuz çok da önemli değildir. Sosyalist bir sistemin kitapları yerine milliyetçi sistemin kitaplarıyla doldurmak bir çözüm değil, sadece ideolojik bir değişimdir. Ve yine müfredatın değişmesi problemi çözememiştir çünkü bu sefer de müfredattan Nâzım’ı çıkartıp yerine Necip Fazıl konulmuştur. Derslerin işleniş tarzı yüzünden önceden Nâzım’dan sıkılan öğrenci şimdi Necip Fazıl’dan sıkılmaya başlayacaktır. Yazara göre çözüm eğitimin kendisi üzerine tefekkür edilmesi, eğitimin tabiatı ve istikameti üzerine düşünmekten geçmektedir.

Popüler dil, dini yoruyor…

Ahmet Murat dini programlarda edebiyat parçalayan,  retorik kasan, belagat yağdıran dilin etkili olmadığını hatta anlaşılmaya engel olduğunu, hakikati, güzeli anlatmak için sadeliğin tek başına yeterli olabileceğini düşünüyor.                     

Hakikatin kendini anlatabilmesi için süslü kıyafetlere ihtiyacı yoktur; akleden, hisseden her kalp onu tüm çıplaklığıyla da kavrayabilir.

Kudüs! Olmalıydın…

Yoksa hüzün bahçemde gelinciğim eksik kalırdı. Bu sözlerimizi adeta duyar gibi Ahmet Murat…  Bir şehri sevmeye nereden başlarız diye sorar: Bütün ideolojik koşullanmalardan sıyrılmış bir şekilde sadece o şehir olduğu için sevebilir miyiz? Musa Hicazi öyle seviyordu ama. Taş evlerinden taş sokaklarına kadar… Onun elinden Kudüs’ü alamazsınız, ihanet ettiremezsiniz. Çünkü sevgisi, her türden izah çabasını mahcup kılacak, “Taşına kadar ulan” diyen bir şiddette seyretmekte der yazar. Burada taş niçin bu kadar etkileyiciydi? “Burası, topraktan yaratılan insanın, akrabası olan taşı karşıladığı, anladığı, yorumladığı yerdir. Fanilikle bakiliğin çakıştığı, hesaplaştığı yerdir burası. Burada insanın her türden müdahalesi taşın önünde söner, geçicilikle dolar ve taşın ayakları dibine serilir. Binlerce sene boyunca, onlarca muktedirin gelip geçtiği, yıkıp inşa ettiği bu şehir, `gökte yapılmış´lığıyla, beşerin hamlelerin olgunlukla savuşturulmuş değil midir?” diyen yazarın bu sözleri, yüreğimizin Kudüs’e, Kudüs’ün o mübarek taşına olan sevdanın sebebidir, sesidir aslında.

Bir kitap okudum ve…

Şehirlerin ruhunu anlamak için onlar üzerinde yazılmış iyi eserleri okumak gerek der yazar ve o doğup büyüdüğü Karaman’ın onun için küçük, yetersiz, sıkıcı olduğunu söyler. Ta ki Mitat Enç’in Antep hakkında yazdığı kitabı okuyuncaya kadar… Sonrasında Karaman onun için farklıdır artık. Doğup büyüdüğü şehre farklı bakmaya başlar. Ruhu, duyuları, acıları, sırları, tarihi olan bir canlıya bakar gibi… Yıllarca keşfedilmeyi beklemiş bir şarkı gibi, o şarkının her notasında ayrı bir hikaye dinler o günden sonra. Ve yeni bir coğrafya fethetmiş olur.

Kitap farklı bir imtihan sürecinden geçtiğimiz bugünlerde bize yeni ufuklar açacak ve her denemesini birkaç kere okuma gereksinimi duyacak bir tat bırakacaktır dimağa. Zaman zaman maziyi aralayan gözlerle özlem duyarak, modern hayatın şimdi ve geleceğimize nasıl etki yaptığını sorgulayarak…

Ayşe Nur Cemiloğlu

                                                                                                                                                                                                          

Güncelleme Tarihi: 13 Temmuz 2020, 16:52
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26