Aşkın aynadaki yansıması Hatice Annemiz

Benim büyük kızım bir kitap kurdu. Ne zamandır "Anneciğim Çöl / Deniz’i bir okumalısın" diyordu ısrarla. Anlattığı kadar varmış..

Aşkın aynadaki yansıması Hatice Annemiz

Çöl / Deniz’i okuduktan sonra Sibel Eraslan’ın kitaplarının başlı başına bir derya olduğunu daha iyi anladım. Okurken manen dolduğunuzu hissediyorsunuz. Siret-i Meryem’ini okurken de buna benzer duyguları hissetmiştim. Pürdikkat kaleme alınmış bu iki eserin büyük bir ustalığın eseri olduğu belli.

Sibel Eraslan, Üstad Necip Fazıl’dan sonra en çok etkilendiğim yazar. Mustafa Necati Bursalı’nın Hatice-i Kübra adlı eserini 11 yaşındayken okumuştum ama biraz unutmuşum. Aradan uzun zaman geçti, tekrar okumak istiyordum Hatice annemizi. Allah’ın Rasülünü koşulsuz seven kutlu annenin hayatını bir kadının kaleminden okumak ayrıca bir zevk.

Hz. Hacer ve Hatice’yi Safa ve Merve dağlarına benzetmişSibel Eraslan, Çöl Deniz

Benim büyük kızım bir kitap kurdu. Ne zamandır "Anneciğim Çöl / Deniz’i bir okumalısın" diyordu ısrarla. Anlattığı kadar varmış. Kitabın adı neden Çöl / Deniz olmuş derseniz, Sad denizi diye bir aşk denizinin var olduğuna inanılıyormuş önceleri Mekke’de. Allah’ın Arşının bu denizin üzerinde olduğu dilden dile ağlanarak okunan bir şiirmiş. Sad denizi, uğruna bütün sevdikleri feda edilen bir Sevgilidir. Allah’ın Sevgilisine çölde deniz olmuştur Hatice Anamız, bu sebeble Çöl / Deniz olmuş kitabın ismi.

‘90’lı yıllarda “herkes çocuklarının adını Ayşe, Fatma, Hatice koyuyor” diye değişik isimler modası çıkmıştı. Tabii ki büyük uğraşlarla bulduğumuz bu isimler bir türlü yaşlı amcalar ve teyzeler tarafından düzgün telaffuz edilememişti. “Sen Hatice’ye değil, neticeye bak” diye deyimimiz bile var. Ama “Hatice” ne demek, manası nedir hiç duymamıştım. “Erken doğan, erken uyanıp yola erkence davranan”mış manası.

Yazarımız, Hz. Hacer ve Hatice’yi Safa ve Merve dağlarına benzetmiş, “kıyamete kadar hiç sarsılmayan Mekke’nin iki dağı gibi duracaklardır” diye belirtmiş. Ben bu cümleyi altın harflerle yüreğime yazdım.

Cahiliye döneminde bir de şöyle bir inanış varmış ki eğer Hatice, annesinin karnında biraz daha bekleyebilseymiş mutlaka erkek olarak dünyaya gelecekmiş. Erken doğduğu için bu manada isim konmuş.

Ayrıyeten Hz Hatice’nin ata binmeyi ve aritmetiği bildiğini de bu kitaptan öğrendim. Hz. Hatice’nin babası Hüveylid’in şu sözü de çok hoşuma gitti: “Güçlü söz uykusuz hançer gibidir ve hep kınında ve tetikte beklemelidir.” Hemen yazıp duvara astım, çoluk çocuk hepimiz ezberledik.

Yaratımın özündeki aşkın, sevginin aynadaki yansımasıdır Hz. Hatice

Sibel Eraslan, Çöl DenizCehalet devrinde bile Hz. Hatice’ye “Seyyidetünnisa”, “Dürriye” ve “Tahire” diye hitap edilirmiş. Hz. Hatice, çocukken Tevrat okuyan kör hafızlarca da "Sahibetül Pençe" diye taltif edilirmiş, çünkü küçükken Hz. Hatice’nin soyundan "ha" harfiyle başlayan iki civanmert yiğit çıkacağını bilirmiş bu rahipler. Çünkü “Hattül hayat" dedikleri sol avucunun içindeki kader yayının ortasında birisi kızıl, birisi yeşil küçük iki beni varmış Hz. Hatice’nin. Eraslan, "yaratımın özündeki aşkın, sevginin aynadaki yansımasıdır Hz. Hatice." diye anlatmış.

Kitabın şu bölümü de çok manidar; Hz. Hatice’yle El-Emin arasındaki ilk iş anlaşması yapılıp da ilk aşkın Hz. Hatice’nin gönlüne düşmesinden sonra geçen 90 günü 3 bölüme ayırmış yazar: İlk 30 gün çok üşüdü Huveylid kızı. İkinci 30 gün Mim harfini yazdı her yere. Mim bir gözdür, sevgilinin ağlayan gözü... Sonra bu gözün kenarından aşağılara sızan bir damla yaş gibi Mimin ince elini çekiyor. Üçüncü 30 gün ise Hz. İbrahim’in parçalanmış kuşların her bir parçasını başka bir dağa koyup da tevhid kelimesiyle onları çağırınca toplanmaları gibi Hz. Hatice de toparlanmıştı. Yine kitapta Hatice Anamızın kırık testisiyle dertleşmesi öyle bir anlatılmış ki sanki Asr-ı Saadettesiniz ve Hatice Annemiz yanı başımızda.

İyi ki kitap yazmaya yöneldi

Ruhumuz teallim ve tefekkürle ancak ahsen-i takvim olarak kalabileceği için okumak okumak okumak... Beyin yorulana kadar… Rahleden kalkmamak... Gözler çürüyene kadar… Okumak, yığın yığın kitapları okumak… Rahman bize acıyıp affedene kadar...

Yazarımızın bir röportajda kendini fil terbiyecilerin elindeki fillere benzettiğini okumuştum. Hikâye kısaca şöyledir: Filler önce açılan büyük bir kuyu tuzağına düşürülür, orasına burasına küçük bıçak yaraları açılır, üzerine tuz basılır. Tepindikçe kamçı ve kırbaç yer, yabani ve son derece özgür olan filden geriye bir hafta sonra sahibine sorgusuz sualsiz itaatli bir fil kalır. Avukatlık hayatına, hâkimlerden hoş olmayan muameleler gördüğü için son veren Sibel Eraslan kitap yazmaya yönelmiş. Ben de âcizane derim ki yazarımıza Erzurumlu İbrahim Hakkının diliyle, “Mevla görelim ne eyler/ Neylerse güzel eyler.”

Rabbim dilemeyince yaprak bile kımıldamaz. Size mani olan hakimler de O'nun abdidir. Allah’ın bir ismi de Manidir, “bazı şeylerin meydana gelmesine müsaade etmeyen ve engelleyen.” Hikmetlerinden birisi ile sizin yazmanızı murad etmiş Yaradan. İlme ve güzelliklere susamış yanık gönülleri sulamak varmış kaderde…

Meryem Dal yazdı

Güncelleme Tarihi: 06 Mayıs 2019, 17:46
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Kübra Keskendir
Kübra Keskendir - 7 yıl Önce

Sibel Hocam çok güzel yazmış,Meryem hocam siz de çok güzel yorumlamışsınız.Yüreğinize sağlık.Sibel Eraslan gerçekten ufuk insan.Gerek kitapları ile olsun,gerek konuşmaları ile,gerekse imani mücadelesi ile.Cennet kadınlarının hayatını yazan bir bayan olarak,kendisinin de o istikamet yolunda çabaladığına inanıyoruz.Ve yüreğindeki güzellikleri kalemi ile birleştirip bizlere sunmaya devam etmesini temenni ediyoruz.

nazende
nazende - 7 yıl Önce

bu kitabı okudum.yazı yazan hanım efendıde çok güzel anlatmış kitabı. kitapdaki uslup guzel lakın hangısı hıkaye hangısı kaynaklarda yer alan gercek ayırt etmek zor.bunu sibeleraslan mı yazdı yoksa yasandımı ayırt etmek zor.

rabiaonder
rabiaonder - 7 yıl Önce

Allah razı olsun Meryemciğim..Çok hoş özetlemişsin.Tekrar okumak geldi içimden..Kızımızın şiddetle tavsiye ettiği başka eserler varsa bizimle paylaşmanı dört gözle bekliyoruz..

banner19

banner13