Aşka zaman bulamayanların kitabı: Mektebin Bacaları

Bir askeri darbeye giden kalleş yolun masum kurbanıdır 80 kuşağı. Ebabil Yayınlarının iki yüz dokuzuncu kitabı olarak yayımlanan “Mektebin Bacaları”nın yazarı olan Ömer Serdar da bu kuşağın öykücülerinden. Ahmet Serin yazdı.

Aşka zaman bulamayanların kitabı: Mektebin Bacaları

Dünyamız ve dolayısıyla dünya üzerinde yaşayan toplumlar sürekli bir değişim, sürekli bir dönüşüm içindedir bilindiği üzere. Bu değişimler bazen doğal bir akış içinde ve dolayısıyla kendi seyrinde gelişirken bazen bu değişimler zor ve sancılı olur. Değişimleri zor ve sancılı yapan, ona yapılan müdahalelerdir kuşkusuz. Bazı kuşaklar sancısız değişimlere şahit olurken bazı kuşaklar zoraki değişimlerin şahidi ve hatta o değişimin bedel ödeyeni olur.

Ülkemizin yakın tarihine bakıldığında, ülkemizde, bünyesinde çokça talihsizlikler, çokça trajediler barındıran zoraki değişim çabalarının olduğunu görüyoruz. Bunlardan birisi de 1980’li yıllarda yaşananlar…

Memlekete feda edilen özel hayatlar

Bir askeri darbeye giden kalleş yolun masum kurbanıdır 80 kuşağı. Bu kuşağın en büyük özelliği, memleket sevdası için kendi özel hayatlarını feda etmesidir bilindiği gibi. Bu kuşağı biz, memleket meselesiyle uğraşmaktan âşık olmaya zaman bulamayan bir kuşak olarak okuyoruz gayrıresmî kayıtlarda.

Ebabil Yayınlarının iki yüz dokuzuncu kitabı olarak yayımlanan “Mektebin Bacaları”nın yazarı olan Ömer Serdar da bu kuşağın öykücülerinden. 80’li yıllarda Aylık Dergi ile başladığı öykücülük serüveni, kişisel tarihinin onu edebiyat dışı mecralara sürüklemesi yüzünden uzun süre kesintiye uğradı. O yüzden Mektebin Bacaları epey geç kalmış bir kitaptır.

Mektebin Bacaları, sekiz öykünün yer aldığı bir kitap. Öykülerin tümü, yetmiş bir sayfaya sığmış.

Öykülerde zaman zaman geçmişe dönüşler, zaman zaman bilinç okumaları var. Bu dönüşler ve bu okumalar, öykü kahramanlarının ruh hallerini, onların hayallerini ve şu an içinde bulundukları halleri anlamamızı sağlamış.

Yazar, olan biteni iyi tahkiye ediyor. Zaman zaman olaylar arasında meydana gelen geçişler örgüyü bozmuyor, tam aksine kahramanların duygusal portresini tamamlıyor.

Âşık olmaya zaman bulamayan kalpler

İnsan bu kitabı okuyup bitirdikten sonra kendisini hüzne, çaresizliğe, doyasıya âşık olamamış bir kalbin en kırık haline bürünmüş şekilde buluyor. Okuyanın büründüğü bu ruh halinin sebebi, yazarın anlattıklarında gizli elbette. Çünkü yazarın öykülerinin tümünde, hangi köşeyi dönsek hüzne, çaresizliğe, yalnızlığa ve kırık kalplere rastlıyoruz.

Kitabın kapağını çevirip hikayeleri okumaya başlarken karşımıza çıkıveren ilk hikâyenin başlığı bile bu dediklerimi özetlemeye yeter aslında: “Bir Düştü O”. Düş sözcüğü bir yönüyle bize ardından yana yakıla gidilen bir hayali anlatırken başlıkta yer alan di’li geçmiş zaman kipi de bu hayale kavuşulamadığını anlatmaktadır.

Birinci tekil kişi ağzından anlatılan bu öyküde, geçmişin hüzünlü labirentlerinde dolaşmaya çıkan bir adamın yaşadığı anı, bu andaki hüzün ve pişmanlıklarını okuruz. Biz bunları okurken bir yandan da adamın bilinçaltından onu bu ana, bu üzüntülere, bu pişmanlıklara ve bu hasretliklere getiren olaylar aktarılır. Bu olaylarda birçok şeyden mahrum kalınmış çocukluğu, uzaktan sevmeleri ve ilerleyen zamanlarda da insanlarla dolu dolu iletişim kuramayan birisinin trajik anlarına şahit oluruz. Bu, tam olarak memleket meselesiyle uğraşırken hayatın acemisi kalan bir insanın kırık dökük portresidir.

Bir Düştü O başlıklı öyküde yer alan” … Yeniden ve gün geçtikçe biraz daha arıyorum geçmişimi. Nurhayat Hanım nerede şimdi? Ben tüm bu tarif edilmez acılardan sonra odanın kapısını açtığımda soruyorum yine: Neredesiniz? İşte bu aynanın karşısında benim. Nasıl da yaşlanmış nasıl da yenik… Ahh Selma, bu o kadar zor muydu?” satırları, kahramanın ve kahramanı böyle konuşturan yazarın pişmanlıklarla ve sevmeyi beceremeyen bir insanın sahici üzüntüsüne ışık tutmaktadır.

Beklenen yarın geldi de ne oldu?

Kitaptaki diğer öykülerde de benzer bir hayatın yansımalarına şahit oluruz. Ama son öykü olan ve kitaba da adını veren son öyküyü bunlardan ayrı tutmak gerekir.

Mektebin Bacaları adlı hikâye, yitirilen bir geçmişin değil, uğruna hayallerin feda edildiği yarının hikayesidir çünkü.

Evet, yarınlar için hayaller feda edilmiştir. Sadece üç beş kişi değil, neredeyse bir kuşağın tümü bu yarınlar içi hayallerini feda etmiştir. Bir zamanlar umut dolu ve süslü bir geleceğin adı olan o ‘yarın’a erişildiğinde ise karşılaşılan şey, yapılan fedakarlıkların bu yarına değip değmediğinin sorgulanmasına yol açmaktadır.

Ömer Serdar, çokça hayal kırıklığı ile dolu bir kuşağın hayatını sığdırmış bu öykülere.

Ömer Serdar, Mektebin Bacaları, Ebabil Yayınları, Ankara, 2019.

Ahmet Serin

Güncelleme Tarihi: 14 Temmuz 2020, 16:30
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26