Asım Gültekin'le Birden Bine Yolculuk: Dört Neyi Örter? Yetmiş Kime Yeter?

Merak etmek, dertlenmek, insanı farklı yerlere taşıyabilir. Asım Gültekin Hocanın merakı ve derdi ise onu etimolojiye, kelime ve sayıların kökenine götürmüş. Yedinin aslında neden altıdan önce geldiğini, dokuzun neden dokuz doğurduğunu, on kelimesinin neden iyi bir kelime olduğunu, otuzun neden oturduğunu, elden ele dilden dile giden elliyi, yetmişin kime yettiğini anlatmaya ve dahi anlamaya çalışıyor Gültekin ‘Birden Bine’ kitabında. Hatice Kübra Karadeniz yazdı.

Asım Gültekin'le Birden Bine Yolculuk: Dört Neyi Örter? Yetmiş Kime Yeter?

Merak etmek, dertlenmek, insanı farklı yerlere taşıyabilir. Asım Gültekin Hocanın merakı ve derdi ise onu etimolojiye, kelime ve sayıların kökenine götürmüş. Gültekin, yıllar süren bu uğraşını 2016 yılından itibaren Karar gazetesi sütunlarına da taşımış. Bu uğraşın kitap olarak ilk verimi ise Birden Bine. İz Yayıncılık’tan 2017 yılında çıkan ‘Birden Bine’ toplam 123 sayfa. Peki, Asım Hoca kitabı kime ithaf ediyor dersiniz: “Merakını bastıramayanlara, araştırmaktan, kelimenin ve eşyanın hakikatini aramaktan yılmayanlara…”

Asım hoca önsözde “Türkler nasıl sayar? Neden bu kelimelerle sayıyoruz?” sorularına cevap aramış. Daha sonra ise sayılara neden rakam demediğinin izahatını vermiş: “Kitap boyunca neden rakam demeyi pek tercih etmedik? Çünkü biz sayıların ses ve anlam ilişkileri üzerinden yürümeye, yolumuzu açmaya çalıştık. Rakamlar ise sayıların şekillerine deniliyor.” Yani işin ruhu anlaşılmaya çalışılmış. Yer yer sayıların içinde kaybolsam da farklı boyutta bir anlam dünyası içinde kitabı okumaya çalıştım. Ayrıca kullandığımız kelimelerin ve sayılarının anlamlarının bu kadar önemli olacağını hiç düşünmemiştim. Kelimeye anlamı veren kendisi değil, kullanış biçiminin kendisi olduğunu anladım.

İlkin ‘ilk’ ile başlayalım

Önsözdeki açıklamadan sonra ‘İlkin ‘İlk’ İle Başlayalım Allah ile’ başlıklı bölüm karşılıyor bizi. Yani ilk kelimesini açıklamaya, daha doğrusu anlamaya çalışıyor yazar. Aslında Asım Hocanın şöyle bir yanı var; bütün bunları anlatmaya çalışırken bir öğüt veriyor, bir şey öğretiyor havasında değil; önce kendisi öğreniyor ve anladıklarını, anlamaya çalıştıklarını aktarmaya ve ifade etmeye çalışıyor. Tam da bu noktada ‘Birden Bine’ bir araştırma kitabından öte söyleşi ve deneme tarzında yazılmış bir kitap diyebiliriz.

‘İlk’ kelimesini açıklarken Türkçe’nin sadece sondan değil baştan da eklemeli bir dil olduğunu söylüyor Gültekin. Bunu söylemekle kalmayıp bazı harfleri ekleyip çıkarıyor. İlk kelimesini k’dan ayırıp önüne B-il, Çi-l, Di-l getirerek kökenini bulmaya gayret ediyor. Daha sonra İl’in başına neden bu sesleri getirdiğini anlatıyor. İl’den türeyen kelimeleri görmeye ve hangi kelimelere ulaşılabiliyor, bunu anlamaya çalışmış. ‘İlk’, devamında yerini ‘1’e bırakıyor. Bir sayısının diğer sayılar içerisinde en zor sayı olduğunu söylüyor Asım Gültekin ve ekliyor: “Çünkü çözülebileceği kadar çözülmüş, çözüle çözüle kendi başına kalmıştır.

Kelimelerin ve dahi sayıların ayrı ruhları var

Sayılar açıklanırken sadece kendi dilimiz üzerinden değerlendirilmiyor. Bütün farklı dillerin hem etkileri hem de bağlantı yolları hesaplanıyor. Asım Gültekin, bütün bunların aslında ne kadar önemli olduğunun altını çizerken, bunların ilkokuldan başlayarak bütün kademelerde ders olarak okutulması taraftarı. Mesela bir’le alakalı şöyle bir açıklama var: “Almanca’da ‘bir’ ayn diye okunan bir kelime: ‘ein’. İşin ilginç yanı ‘ein’e ‘k’ sesi getirildiğinde (kein) bir anlamına gelen kelime birden ‘yok’ anlamına bürünüyor. ‘n’ getirirsek (nein) hayır anlamına geliyor. ‘M’ getirirsek (Mein) benim anlamına geliyor. ‘s’ getirirsek (sein) kendisinin anlamına geliyor.” Etimologların neden başka diller bilmesi gerektiği konusu üzerine düşünürdüm ki bu kalıplar aslında bütün dillerin seslerle olan yakınlığı hatta seslerden doğması üzerine bilinmesi zorunlu olan bir durum haline geliyor.

Genel olarak bakıldığında kelimeleri fazlaca somut ve maddeci hale getirmişiz. Anlam derinliğini onlardan ve kendimizden mahrum bırakmışız. Bu durum ise pek çok şeyin anlaşılamama durumunu ortaya koymuş. Kelimelerin ve dahi sayıların ayrı ruhları var. Onları var eden sesleri, sesleri çıkartan insanları ve bunu insana ilham eden Yaratıcı’yı unutmamak lazım. Hepsinin belli bir düzlemde varlığının nasıl da anlaşılabileceğini görmüş, pardon duymuş oluyoruz.

Dört örter

Uzun lafı kısası arayış çabası iki’yle devam ediyor. İki’yi anlatırken neden bir’den başladığına ve Türkçede sıfır’ın olmadığına değiniyor. Bu durumu şöyle ifade ediyor Asım Gültekin: “Türkçede her şey birden başlar. Ansızın oluveren bir şeyi birdenbire kelimesi ile ifade ederiz. Öyle güzel bir ifadedir ki bir-den bir-e! Birdenbire ifadesinde oluş ‘Bir’in içinde gerçekleşir. Birden kopacakmış, ayrılacakmış gibi yaparak ama birden kopmadan, ayrılmadan ve bire yönelerek, yine birden bire gerçekleşen bir serüven! Haydan gelen Hu’ya gider demenin başka bir yoludur ‘birden bire’ adeta. ‘Allahtan geldik, yine ancak O’na dönücüleriz’ demenin bir başka yolu.” Aslında bütün olayı/durumu özetler nitelikte bir alıntı buradaki.

Peki, dört sayısını nasıl açıklıyor yazar? Felsefi ilimleri dört çeşittir: Matematik, mantık, tabiat ilimleri ve ilahiyat ilimleri. Matematik ilimleri dörde ayrılıyor: Aritmetik, geometri, astronomi ve müzik. Sonra doğa olayları; sıcaklık, soğukluk, yaşlık ve kuruluk şeklindeki dört hal; ateş, hava, su ve toprak şeklindeki dört unsur; ilkbahar, yaz, sonbahar, kış olan dört mevsim. Başka bir deyişle dördü şöyle açıklıyor Asım hocam: “Dört örtmek demektir. Bir nesne dörde ulaştığında tamamlanıyor, kapanıyor; bütüne ulaşıyor; sistemli hale geliyor.”

Yetmiş kime yeter?

İlk’ten başlayan hikâye bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, on, yirmi, otuz, kırk, elli, altmış, yetmiş, seksen, doksan, yüz ve bine kadar devam ediyor. Mesela yedinin aslında neden altıdan önce geldiğini, dokuzun neden dokuz doğurduğunu, on kelimesinin neden iyi bir kelime olduğunu, otuzun neden oturduğunu, elden ele dilden dile giden elliyi, yetmişin kime yettiğini anlatmaya ve dahi anlamaya çalışıyor ‘Birden Bine’. Gerisi dağın görünen yüzüyle yetinmeyen, görünmeyen yüzünü merak edenlerin ruh ve anlam arayışıyla farklı yerlere taşınacaktır.

Emeği, çabalamayı ve insanları seven Asım Hocanın, kelimelerin üzerinde olduğu gibi benim üzerimde de büyük hakkı var. Tıpkı kelimeleri merak ettiğ,i anlamaya çalıştığı gibi insanları merak ederek onları anlamaya ve kendilerini tanımaları için yol göstermeye çalışır. Bu vesile ile ona teşekkür ederek farklı keşifleri için ona bütün içtenliğimle teşekkür ediyorum.

Asım Gültekin, Birden Bine, İz Yayıncılık

 

Hatice Kübra Karadeniz

Güncelleme Tarihi: 26 Mart 2018, 18:16
YORUM EKLE

banner19