Asiltürk'e sanat nedir diye sor ve ağla!

Cahit Zarifoğlu'nun mektuplarında çok özel ayrıntılar yakalamak mümkün. 'Mektuplar'ın ayrıntılarına daldık.

Asiltürk'e sanat nedir diye sor ve ağla!

Mustafa Özçelik ve üstadın yakın arkadaşlarının gayreti ve Beyan Yayınlarının katkılarıyla sessiz sedasız C. Zarifoğlu külliyatına iki yeni kitap daha eklendi;

Mektuplar, Okuyucularla.

Konu Zarifoğlu olunca orda durmalı ey okuyucu. Hatta dönüp dönüp tekrardan durmalı ve bakmalı;

Şair kimdir?mektuplar ön_1.jpg

Nasıl ve niçin yaşar?

Ayrıca, edebiyat tarihinde özel bir yeri olan mektup bahsi, şairin “özel”ine dair ipuçları vermesi bakımından da önemli bir yere sahip. Mavera ile başlayan süreç, merhum Zarifoğlu’nun çaba ve gayretiyle “adam” yetiştiren bir misyonu da üstlendi.

Maveradan beslenenler

Yukarıda bahsettiğimiz “adam yetiştiren okul”dan kimler mezun olmadı ki; Mustafa İslamoğlu, Sadık Yalsızuçanlar, Şeref Akbaba, Nurullah Genç, M. Ruhi Şirin, Rıdvan Canım, Hasan Aycın, Hicabi Kırlangıç, Ümit Aktaş, M. İlyas Subaşı, Recep Garip, Mustafa Armağan, Hüseyin K.  Ece, Ferman Karaçam, A. Vahap Akbaş, Sıtkı Caney, Nurettin Durman, A.Haydar Haksal vd. İletişimin yalnızca posta yoluyla yapıldığı o dönemin şartlarını düşünürsek, üstadın ne büyük bir iş yaptığını şimdi daha iyi anlıyoruz.

Eğer şimdi bir Zarifoğlu olsa, sadece mektuplardan 8 – 10 kitaplık bir külliyat olurdu herhalde… Merhum üstadın burada da müthiş bir feraset örneği göstererek bugünün edebiyatçılarına “Devam… Sıkı oku ve devam et…”  dediği kişilerin, bugün adını sık sık duyduğumuz şair ve yazar grubunda olması hiç de şaşırtıcı bir durum  olmasa gerek.

Pencereni ümmete aç!

C. Zarifoğlu  okurlarına sık sık; “Açıyı açalım solcusu ile sağcısı ile yabancısı ve yerlisi ile, Bütün dünyayı birden görmeye bakalım…” uyarısı yapar. Çünkü onun mescidi en geniş anlamıyla yeryüzüdür… Hatta bir keresinde Kırklareli İmam Hatip Lisesi adına yazan bir grup öğrencinin derginin kullandığı dili eleştirmesi üzerine, (Dikkat: bu eleştiri değil, farenin aslana had bildirme saflığıdır…) onlara;  “Bu kadar insan, bu üç cümleciği hatasız yazabilmeyi başaramadınız mı? Tutulacak tarafınız yok…” diyerek açıkça hayata yeniden ve daha tutarlı bakmalarını öğütlüyor. O kadar geniş ve ihtişamlı bir dünya öngörüsü var ki üstadın, o kadar kapsayıcı ki… “Benim elimde olsa, -diriliş enstitüsü- gibi bir şey kurarım.” diyecek kadar, günümüzün yaşayan en büyük Maveraİslam mütefekkir ve şairlerinden biri olan ve buna rağmen, kıymeti en az bilinen Sezai Karakoç’a 35 yıl öncesinden esaslı bir selam gönderiyor.

Sürekli koşturan şair

Sürekli projeler üreten biri Zarifoğlu. Edebiyatın her kapısında en az üç beş çocuğu var. Şiir, hikâye, deneme, roman, tiyatro, dergi, tv, radyo vs…

Ve maişet!...

Ve dünyanın her yerinde Müslümanlarının yaşadığı zulüm…

Özellikle Afganistan'nın Ruslara karşı verdiği bağımsızlık savaşı.

Yanlış ve ters giden her yerde olmaya, orada çözüm üretmeye çalışan ve kendini çözüme adamış biri Zarifoğlu… M. Maruf’a yazdığı bir mektupta ona, hem kendi adına, hem devleti adına ve hem de tüm dünya Müslümanları adına, yeteri kadar yardımcı olmadıkları için üzüntü, mahcubiyet ve utançlarını bildirir.

“Tüm bunların hakkını vererek nasıl bir “yaşamak” tır bu?” diyesi geliyor insanın.

Sanat sohbetlerinin ilk konuğu

Ve bunca uğraşın arasından taze bir bahar dalı gibi uzanan nüktedanlığı üstadın. TV için dizi programlar yapalım diyor bir dostuna, konuyu da veriyor.

“Siyasilerle sanat konuşmaları.”

İlk konuğu da belirliyor; Oğuzhan Asiltürk.

Ve uyarıyor ahbabını:

“Oğuzhan Asiltürk'e 'Sanat nedir?' diye sorun, sonra da oturup ağlayın!...”

Şu-cu, bu-cu olmayın!

Yine mektuplarından birinde; “Mesela Mavera-cı olmayın… Mavera-cı diye bir şey yok… Mavera, Müslüman dergilerden biridir… Alış gücünüzü, etkilenme, öğrenme yeteneğinizi bir tek kaynağa bağlayarak yozlaştırmayın… Müslümanlar gereksiz yere diyalog kopukluğu içerisinde olmasalar, gücümüz daha da artar ve bu büyük gücün sanatı da edebiyatı da düşüncesi de o nispetle güçlü olur…”

Alın size tespit. “Niye bizim dünyaya hitap edebilen sinemacılarımız, müzisyen ve edebiyatçılarımız yok…” diyenlere cevabıdır üstadın… Çözüm önerisi 35 yıl öncesinden. Gelişme ya da umut var mı? Bence hayır. 

Günümüz sanat, edebiyat ve siyasetinde geçerli olan ahbap çavuş ilişkisini, yalnızca kendi gazetelerini okuyup, yalnızca kendi radyolarını dinleyip, kendi TV'lerini izleyenleri, kendi önderinin öngörü ve buyruklarını handiyse kitap ve sünnetin önünde tutanları, “Bizden olsun, varsın çamurdan olsun…” anlayışıyla akademik ve siyasal kadroları liyakat  ve ehliyete bakmadan, yalnızca kendi “adam”larına tahsis eden bizleri iyi ki görmedi o zarif insan.

İlkin derviş olalım!Ersin Nazif Gürdoğan

Mektupların en etkili bölümlerinden biri de, kuşkusuz, Üstadın aynayı kendine doğrulttuğu yerler… İşte onlardan birinde “Kardeşim (E. N. Gürdoğan‘a.) biz ne zaman iki ayağımız için bir çift pabuç edinebileceğiz?” der. “Ne çok acı var…” diyen anlayışı anlamanıza yardımcı oluyor bu itiraf. Üstada da bu yakışır diyorsunuz içinizden. Çünkü onun kısa sayılabilecek yaşamı, karıncalardan ziyade ağustos böceğine öykünerek geçmiştir. Yoksa onca şiir ve nesir nasıl dökülecekti kağıda?

Yaşadığı gibi yazan, yazdığı gibi yaşayan nadir edebiyatçılardan biri üstad. Dileriz “burada” yaşadığı acılar, onu cennete taşımıştır. Çünkü bir tarafı da tasavvuftur güzel insanın, bir tarafı derviştir. Şöyle diyor “İlkin derviş olalım. Zinhar bile bile, göz göre göre namazı kazaya bırakmamalı. Sabah namazlarını mümkünse camide kılmalı… Her an pırıl pırıl ve temiz olmalı…”

Hasıl-ı kelam Cahit Zarifoğlu’nun mektupları, günümüz Müslüman yazar ve şairine ve edebiyatçısına, düşünürüne ve entüllektüeline şifa niyetine gelecektir…

Yaşar Elmas Mektuplar’ın derinlerine daldı

Yayın Tarihi: 12 Eylül 2011 Pazartesi 13:57 Güncelleme Tarihi: 29 Mart 2021, 17:24
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
S.M.
S.M. - 10 yıl Önce

Bu yazıyı ve Zarifoğlu'nu belki birçokları okudu evet ama üzülerek,belki de kimse gerektiği gibi anlayamadı ya da anlamak istemedi..
Zira gerçekten anlaşılsaydı,yapılan yorumlar çok daha farklı olmalıydı..
Eğer gerçekten anlaşılmış olsaydı ağlayabilenler ağlar,ağlayamayanlar da ağlar gibi yapardı..

ANLAYAMADIKLARIMIZa kayıplarından sonra çok üzüldük,ağladık; vakitlice 'anlayamadığımız için'.Görünen o ki "anladığımız için ağlamak" yerine "anlayamadığımız için ağlamak"bir süre daha pay

osman özsoy
osman özsoy - 10 yıl Önce

ALLAH OĞUZHAN ASİLTÜRKÜN şerrinden herkesi korusun...onun fikirleri ona kalsın..aman almayalım

Şerafettin Kaya
Şerafettin Kaya - 10 yıl Önce

İlk çıktığı günden beri aldığım Mavera dergisi gençliğimizin okulu karargahıydı.Eksik sayılarını rahmetli Zarifoğlu ağabey bizzat kendi gönderme lütfunda bulunurken Asiltürk ismi hiçbir zaman Mavera ile özdeşmedi ve onun olduğu bir hareket her zaman akamete uğradı...

serkan bilge
serkan bilge - 10 yıl Önce

ümmeti birleştirmek yerine bölen, kendinden ve camiasından uzaklaştıran bu şahsiyet hakkında malesef olumlu konuşamayacağım. milli görüşe bu kişi kadar zarar veren başka kimse göremedim ben.

Mücahit
Mücahit - 10 yıl Önce

Allah kendilerinden razi olsun, kendisini hayirla yâd edecegiz ....

şevket
şevket - 10 yıl Önce

ümmeti muhammed'in son bölünmenin mahiyetini bilmeye hakkı var. herkes kendince birşeyler söylüyor. şu saatten sonra 'allah'a yemin ederim ki şu şu olaylara bizzat şahit oldum, aldatıyorsam allah'ın laneti üzerime olsun' diyerek konuşanlara inanabiliriz artık.

İsmail Durhat
İsmail Durhat - 10 yıl Önce

Allah aşkına,bu yazının başlığı bu mu olmalıydı..Nedense halkımız hem Milli Görüşü,hem Erbakan Hocayı,hem Oğuzhan Asiltürk'ü 40 yıldır anlamaz, hem de ona laf söylemeyi pek bir sever.Zarifoğlu'nun bu güzel eseri başka bir şey, o eserden bu cümleyi cımbızla çekmek çok başka bir şey ve maksatlı ve gereksiz .Biraz izan!

banner26