banner17

Artık Kime Ait Olduğu Ayırt Edilemeyen Şiirler Okuyoruz

Mustafa Uçurum ''Şairin Aynası'' kitabında, yeni Türk şiirine emek veren şairlerin az bilinen ya da fark edilmemiş yanlarını, şiirlerini ya da özelliklerini bulup, onları masaya koyuyor. Kitapta kuramsal ve poetik nitelikte yazılar da yer alıyor. Şadi Kocabaş yazdı.

Artık Kime Ait Olduğu Ayırt Edilemeyen Şiirler Okuyoruz

Boş kalan zamanlarımızı doldurmak, kitaplıklarımızda küçük bir alan işgal etmek dışında, edebî eserlerin, devralınan kültürü bizden sonra gelenlere; üzerine bir şeyler de ekleyerek aktarmak gibi önemli bir işlevi daha var. Kapağı açılıp da içinde yolculuğa çıkılan her edebî eser, oluşturulduğu dönemin tanığı, yorumlayıcısıdır. Yıllar önce yazılmış kitapların elinden tutup onlara hak ettikleri ilgiyi göstermek, yani okumak ve anlamaya çalışmak okurların ve özellikle de bugünün yazar ve şairlerinin üzerine düşen bir yükümlülük. Önemli ama unutulmuş ya da gerektiği kadar üzerinde durulmamış eserleri gün ışığına çıkarmak, kendilerinden önce yazılmış olanların farkında olmak, bir tür, metinlerarasılık imkanı da veren bir fırsat aslında.

Şairin Aynası, Mustafa Uçurum’un deneme türünde kalem aldığı bir kitap. Kitapta iki farklı işlevde yazılar yer alıyor. Bunlardan bir bölümü, yeni Türk şiirine emek veren şairlerin az bilinen ya da fark edilmemiş yanlarını, şiirlerini ya da özelliklerini bulup, onları masaya koyuyor. Diğer yazılar ise, kuramsal ve poetik nitelikte.

Edip Cansever’den Turgut Uyar’a

Turgut Uyar, Cahit Külebi, Edip Cansever, İlhan Geçer, Sezai Karakoç gibi önemli şairlere dair anekdotlar okuyucunun ilgisini çekecektir diye düşünüyorum. Örneğin bunlardan birinde Uçurum şöyle bir not düşmüş: “Her ne kadar Edip Cansever; ‘Dışarı çıkıyorsanız dikkat, çiçeklerle karşılaşmayın/ Ya da koklamayın onları, iyisi mi, yüzünüzü örtün şapkanızla’ mısralarını kaleme almışsa da ‘Yangın’ şiirinde, ... daha sonra yazdığı ‘Bir Çiçek Sergicisi Der Ki’ şiirinde kendini temize çekmek istercesine, ‘Benim bütün yaşamımda hep karanfiller olmuştur/ Her zaman hatırlarım/ Sanki bir karanfilden sürekli doğmuşumdur’ demiştir ve çiçeklerin gizeminden kendisini daha fazla uzak tutamamıştır.” (s.17)

Turgut Uyar’ın kişisel şiir serüvenindeki salınımları özetlerken yazar, Uyar’ı samimiyet, cesaret ve çelişkiler yanıyla okurun önüne itmekle birlikte, onun güçlü kaleminin hakkını teslim etmekten de geri durmuyor: “Halk edebiyatı, divan edebiyatı ve İkinci Yeni arasında kalıp, şiirini bir harman yeri gibi savurmuş olsa da; cami ile meyhanenin buğulu havasını aynı anda şiirine üflese de Turgut Uyar’ı okumak gerek. Kelimelerin şiirde nasıl rahat bir şekilde kullanıldığına şahit olmak için, şiirin bir hikâyeye nasıl yaslandığını görmek için, ‘Geyikli Gece’yi kurtarmak için ve en çok da Türkiye için Turgut Uyar’ı okuma gerek.” (s.39)

Artık ya hepsi birbirini andıran şiirlerle karşılaşıyoruz ya da… 

Mustafa Uçurum’un Şairin Aynası’nda yer verdiği, kuramsal ve poetik görüşlerini içeren yazılarında kendine özgü, çarpıcı yorumlara rastlıyoruz. Bunlardan birini, örneğin, “Poetikasız Şair” başlıklı yazıyı yakından ele alalım. Mustafa Uçurum, içinde bulunduğumuz dijital çağda insanların birbirine benzemeye başladığını, kişisel farklılıkların nerdeyse ortadan kalktığını ve standart bir insan modelinin oluştuğunu tespit ediyor öncelikle. Şairlerin bunun bir uzantısı olarak, orta halli ve kime ait olduğu ayırt edilemez şiirler ürettiklerini, her bir şaire ait poetik sınırın ortadan kalkmasının ‘80 sonrası şiirimize de olanca gücüyle sızdığını hatırlatıyor. Uçurum, şairin bir poetikası, bir duruşu ve kendine has bir şiiri olması gerektiğinin altını çiziyor. Bu böyle olmayınca ya hepsi birbirini andıran şiirlerle karşılaşıyoruz ya da şairler kendileri gibi olmayan ürünler ortaya koyuyorlar. Çünkü poetika, özünde, şairin kimliği demektir. Bu doğrultuda, Uçurum, kitabının muhtelif satırlarında, şairin aynası, onun şiirleridir anlamında bir yorum getiriyor. “Şairin bir çeşit kimliği niteliğindeki şiirleri; kelimeleriyle, kendine özgü halleriyle, içten dışa doğru yayılan algılamalarıyla şairini ele veren en önemli ipuçlarındandır.” (s.114)

Epik şiir örneklerimizde de lirizm bir ana damar

Kitapta yer alan “Şairin Yumuşak Yüzü; Lirizm” başlıklı yazıda, genel anlamda tüm dünyada, özellikle de Türk şiirinde lirizmin hemen her şiirin temel beslenme kaynağı olduğu hatırlatılıyor. Biz, başkaldırırken bile sesinde bir hüzün barındıran sıcakkanlı insanlar topluluğuyuz. Bu yüzden, epik şiir örneklerimizde de lirizm bir ana damar olarak varlığını hissettiriyor. İstiklâl Marşı’nda kim bilir belki yarın/ belki yarından da yakın biçiminde bir Hakk’a teslimiyet ve sessizce bekleyiş saklı. Arif Nihat Asya’nın “Bayrak” şiirini hatırlayalım. Asya, “Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,/ Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,/ Işık ışık, dalga dalga bayrağım!/ Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.../ Sana benim gözümle bakmayanın/ Mezarını kazacağım./ Seni selâmlamadan uçan kuşun / Yuvasını bozacağım” derken, savaşçı bir kimliğin içine en kırılgan, en hassas yanını da iliştirmiştir.

Şairin Aynası, 127 sayfadan oluşan, içinde 28 denemenin yer aldığı bir kitap. Daha çok şiir ve hikâyeleriyle tanıdığımız ve denemelerinde de şiirsel bir dile sahip olan Uçurum’un özenle bir araya getirdiği bilgiler ve anekdotlarla da zenginleştirdiği; kitaplıklarımızda bulunması gereken özgün bir eser.

Şadi Kocabaş

Şair Aynası, Mustafa Uçurum

Güncelleme Tarihi: 09 Kasım 2018, 18:07
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20