banner17

Anzelha, aşkı saf sanata dönüştürmüş

Ali Haydar Haksal’ın ‘Anzelha ile İbrahim’ romanı, sizi sırattan geçirip anlatı cennetine ulaştırıyor.

Anzelha, aşkı saf sanata dönüştürmüş

 

Son dönem ustaları içerisinde Ali Haydar Haksal kadar yeteneğinin köşe bucağını yoklayan başka yazarımız yok gibi. Modern dönem sanatkârlarının aksine eskiler gibi oldukça çalışkan ve velut Ali Haydar Haksal. Öncelikle öykücü, eleştirmen, romancı, beş altı aydır ise şair. Şairliği tabii ki eleştirmenlerce değerlendirmeye tâbi tutulacaktır.Ali Haydar Haksal

Haksal, her türden yazmayı da gelenekle irtibatlandırmak istiyor. Post-modernizmin ikinci kuşak öykücülerinden diyebiliriz onun için, çağının öyküsünü yazmakta diretmiştir o. Öz yaşamından doğmayı yeğlemiş, kimi zaman karşı cinsle bile empati kurmuştur. Sarıldığım Soğuk Bir Ceset adlı öykü kitabında kadının dünyasına girmiş, Yitik Yaşamın Güncesi’ndeki empatiyle de kadının ağzından tamamen kadını anlatmıştır. Bu empatiyi de ben öz yaşam olarak görüyorum.

Post-modern algımızı sorgulatıyor

Onun son çıkan romanı, Anzelha ile İbrahim, onun külliyatı içerisinde en üst rafta duracağa benziyor. Post-moderni çok iyi bilen Ali Haydar Haksal, işte tam da bu kitabında onu kusursuza yakın kullanıp nitelikten ödün vermeden okunur bir eser ortaya koyuyor. Dedim, “Türk yazar ve şairlerinin elinde eserleri okunmaz hale getiren, öldüren post-modern teknikler, Anzelha ile İbrahim’e nasıl da can vermiş.” Bu roman, Ali Haydar Haksal’ın yapmak istediklerinin özeti gibi, adeta zirvesi. Kendini bırakmış bir dil, ama salaş değil. Konuşuyor gibi bir anlatım, ama sayıklıyor gibi değil. Sırat gibi bir köprüde yürüyor dil, düştü düşecek diyorsunuz, ama sizi anlatı cennetine ulaştırıyor. Cennet meyvelerinden tadıyor, bu nedenle romanın bitmesini istemiyorsunuz.

Ali Haydar Haksal Anzelha ile İbrahimRomanın akraba olduğu metinler neler?

Dil demişken, şunları da eklemek isterim: Anlatının akışını sekteye uğratabilecek noktalamayı bile kimi yerlerde dışlıyor Ali Haydar Haksal. Soruyordum; yahu Şinasi’den önceki Türkçemizde noktalama yoktu, nasıl yazarlar kendilerini doğru ifade ediyorlardı? İşte, Ali Haydar Haksal’ın noktalamasız metni bana cevap verdi.

Alışılageldiği üzere, Leyla’dan (somut) Mevla’ya (soyut) varılırdı. Ali Haydar Haksal, bu yönüyle de şaşırtıyor. Soyut bir aşkla başlıyor roman, karşınıza birdenbire etten kemikten müteşekkil bir kadın çıkarıyor. Ama bu kadın, aynı zamanda saf aşkın da temsiline dönüşüyor. Bir tarafıyla da yolculuk metaforunu işleyen roman, beni miraç duygusu kaynaklı Ebu’l Ala El Maari’nin hülyasına, Dante’nin İlahi Komedya’sına, birçok tasavvufî metne ve hatta daha ötesine götürdü. Anzelha ile, Dante’nin sevgilisi Beatrice ve sembolik anlamda Cebrail arasında ilgi kurmak çok da zor değil. Peyami Safa’nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’ndaki acı, Ali Haydar Haksal’ın Anzelha ile İbrahim’indeki aşk, saf sanata dönüşmüştür.

Tamamlandıktan sonra da devam eden bir roman okumak istiyorsanız, Anzelha ile İbrahim’i öneririm size.

 

Zafer Acar salık verdi

Güncelleme Tarihi: 12 Mayıs 2016, 14:29
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20