banner17

Ansiklopedideki maktul!

İslam Ansiklopedisi'nin 38. cildinde yer alan önemli maddelerden biri de 1191'de katline ferman çıkarılan 'Hikmetü'l-İşrak' sahibi mistik filozof Sühreverdi. Bu arada diğer 'zındık ve mülhidler'e de değindik.

Ansiklopedideki maktul!

İslam Ansiklopedisi 38. sayıya ulaştı. S harfi bitiyor bu sayının ortalarında. Bu cildin en sonunda Şerif en-Nişaburi’ye yer veriliyor. Çok uzun yıllardır devam eden bu akademik ve ilmî yayının 39 ve 40. sayıları da hazır.İslam Ansiklopedisi

Çalışmalarına 1983 yılında başlanan ve ilk cildi 1988 yılında yayımlanan bu değerli bilgi birikiminin son sayısında dikkatimi çeken bazı maddeleri-başlıkları sizinle paylaşmak istiyorum. İki Sühreverdi, Hz. Süleyman, Süleymaniye, Sünnet, Şabaniyye, İmam Şafii, Şah İsmail, Şah Veliyyüllah, Şazeliyye, Şems-i Tebrizi, Ali Şeriati

Şair Ahmet Murat'tan iki madde

Hasan-ı Şazeli’yi ve Şazeliyye’yi bir şairin, Ahmet Murat’ın kaleminden okumak isteyenler 38. cildin 385-389. sayfalarına bakabilirler. Şeriati’yi Necdet Subaşı kaleme almış. Önemli pek çok akademisyenin bizim için değerli olan isimleri, kavramları, şehirleri ele aldıkları bu ansiklopedinin daha fazla maddesinden bahsedilebilir. Ama şimdilik asıl üzerinde durmak istediğim bir 'maktul'a getirmek istiyorum sözü. İlhan Kutluer Hocanın yaşamını özetlediği Sühreverdi’lerin maktul olanına.

Sühreverdi'nin şehirleri: Diyarbekir, Mardin ve Halep

Şeyhü’l-İşrak 1154 İran doğumlu. Ancak 38 yıl yaşamasına izin verilmiş. En sevdiği şehirler; Artukoğulları’nın Diyarbekir’i ve civarı, iyi bir dostunun bulunduğu Mardin ve yaşamının son bulacağı Halep. Halep’te Selahadin Eyyubi’nin oğlu el-Melikü’z-Zahir’e hocalık yapmaya başlar. Doğu ve Antik Yunan düşünceleri arasında yeni bir sentez arayışında olan Sühreverdi’ye “mistik filozof” denebilir. Kelamda Fahreddin Razi’nin, tasavvufta İbnü’l-Arabî’nin ulaşmak istediği yeni senteze o da hikmet yani felsefe alanında ulaşmak istemiştir.

Sühreverdi, İşrak Felsefesiİbn Sina’nın meşrıkî felsefesini meşşai düzeyde kalmakla eleştiren Sühreverdi, Aristocu aklın ancak mistik ve manevi bir tecrübeyle aşılabileceğini söyler. Adına işrak (aydınlanma) diyeceği bu süreç üzerinde ısrarla durur. Sufilerin ve Gazzali’nin başlattığı nur metafiziğini genişleterek devam ettiren Sühreverdi’nin Grek, Fars ve Mısır’ın kadim bilgelerine ve kavramlarına çokça başvurması başına bela olacaktır.

Camide yargılanır, aklının eksikliğine hükmedilir

Hallac’a ve Bayezid-i Bistami’ye hayran olan Sühreverdi’nin Halep ulemasıyla yaptığı tartışmalardaki fikrî ve ilmî üstünlüğü, filozofların dinî fikirlerini güçlü ve cüretkâr biçimde savunması, ona olan öfkeyi daha da arttırmıştır. Camiye dönüştürülen bir kalede sorgulanır ve artık imkânsız olduğu halde Allah’ın bir peygamber yaratmaya gücünün yeteceği iddiasını ileri sürdüğü gerekçesiyle küfre düştüğüne hükmedilir. “Melekut ile desteklenmiş” ruhun, bilgisinin değilse de aklının eksikliğine karar verilir.

Ah! ‘Şark'ın Sultanı' Selahaddin

Doğru olmasını istemediğim diğer bir rivayet ise Selahhadin Eyyubi’nin de işin içinde olduğu hikâyedir. Demiştik ya, Melik ez-Zahir Selahaddin’in oğlu diye… Ulema Selahaddin’e mektup yazarak Sühreverdi’nin, oğlunun itikadını bozacağı ve böyle giderse bütün insanları yoldan çıkaracağı yününde uyarıda bulunur. Selahaddin de oğluna bir mektup yazar ve mistik filozofun katlini emreder. Ulema da fetva verir.

Bazıları Sühreverdi’nin hapsedilerek aç bırakıldığını ve ölüme terkedildiğini söylerler. Hapiste açlık orucu tuttuğunu ve bu yüzden öldüğünü söyleyenler de var. Onlarca kitabı olan ve henüz kırkına bile girmemiş olan bu filozof belki de bir sicimle boğuldu, belki dopdolu kafayı taşıyan bu narin boyun kılıçla kesildi. Kaleden aşağı atıldığına ve yakıldığına dair rivayetler de mevcut.Sühreverdi, Nur Heykelleri

Hallac, Sühreverdi, Nesimi, Molla Lütfi... Öyle uzun ki liste

Sonuçta sapkınlık (ilhad) ve zındıkla itham edilip öldürülenler listesindeki yerini almış Sühreverdi Maktul. Yıl çok büyük ihtimalle 1191. Hallac-ı Mansur’un yakılan vücudunun külleri hâlâ ortada savruluyorken. Tarihimizdeki son katl mi bu peki? Ne gezer… İktidar ve yardakçıları tehlikeli gördüğü her düşünceyi ve kişiyi sürgün etmeye veya öldürmeye devam edecektir. İşte 1417’de derisi yüzülerek öldürülen Nesimi. Ve onunla görüştüğü söylenen Varidat sahibi Şeyh Bedreddin de Serez’de 1420’de idam edildi. İşte 1495’de İstanbul’da aynı suçlamalarla katledilen âlim Molla Lütfi. Bir kumpas kuruluyor ve rakip olarak algılanan kişinin katline ferman çıkarılıyor. 1529’da on iki müridiyle birlikte Atmeydanı’nda boynu vurularak öldürülen İsmail Maşuki’yi unutmak mümkün mü?

Başkalarının kanıyla beslenmek

Hapsedilenler, sürgün edilenler, idam edilenler, derisi yüzülenler, yakılanlar, kellesi kesilip sokaklarda gezdirilenler… Bu öldürmelerin çoğu dinî hassasiyetlerden değil siyasî saiklerden, sebeplerden dolayı gerçekleştirilmiştir. Tıpkı büyük imamların da bu sebeplerden hapsedilmeleri ve cezalandırılmaları gibi.

Galiba insanlarımızdan bazıları başkalarına zarar vererek, onları hırpalayarak, onları hapsederek, onları öldürerek kendilerinin bu dünyada daha fazla kalacağına inanmaya devam ediyor. Kendi yetersizliklerini ve güvensizliklerini başkalarının kanıyla besleyenlerden daha kötü kim olabilir?

 

Mustafa Nezihi Pesen, 'imanına güvenen kanı sevmez' dedi

Güncelleme Tarihi: 17 Eylül 2010, 18:54
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20