Ancak bir şair diliyle hayata anlam katabiliriz

'Hepimiz gücenik ve onulmaz' yaşıyoruz bu topraklarda. Selçuk Küpçük'ün 'Kirletilmiş Ölümler Kitabı ve Büyük Tefsir' kitabı üzerine yazdı Mustafa Everdi..

Ancak bir şair diliyle hayata anlam katabiliriz

İnsanın hiçbir düşüncesi yoktu ölüm üzerine. Kabil Habil’i öldürene kadar. İşlediği cinayetten sonra Kabil şaşkın ve ne yapacağını bilemez haldeydi: Sarılıp sarsmasına rağmen bir cevap alamadı kardeşinden, bir ses de. Bütün bir insanlığa cinneti bıraktı miras olarak. Ölüye ne yapacağını bir kargadan öğrenen cehaletine rağmen.

İnsanlığın büyük travması böyle başladı; ölümle tanışarak. Ölüm zamanında gelseydi belki bu kadar yaralanmazdık. Şairler şiirine konuk etmezdi. Ne çare ki katil vardı, cellat, örgütlenmiş kuvvetlerin gizli oyunları. Devletin idamları. Kumpas, hançer, yağlı urgan. Ölüm kelimelerimiz arasında artık. Bize geçiciliği hatırlatan. Bir yel esip geçmiş gibi bu dünyadan. Kirletilmiş ölümlerse insanın/devletin/örgütlerin cellada dönüşen zalimliği. Bu nedenle Selçuk Küpçük’ün deyişiyle “hepimiz gücenik ve onulmaz” yaşıyoruz bu topraklarda.

Neden “kirletilmiş ölümler”?

Eski Türklerde sevilen bir kişinin ölümünden sonra “yuğ töreni” düzenlenir. Cenaze töreni yani. Düğünler toy’dur, ölümler yuğ. Yumak (yıkamak) da buradan gelir. Ebediyete giden kahraman, bu dünyada yüksek bir değer atfedilen kayıptır. Sagular söylenir bu törenlerde. Öleni yücelten ağıtlar diye anlayabiliriz. Yazıklanma yok saguda, yücelere ulaşanın bıraktığı boşluk, anlatılan. “Alper Tunga Öldü mü” en bilinen sagu.

Sagular bugüne taşınır Selçuk Küpçük’te. İlk bölüm “Kirletilmiş Ölümler Sagusu” şiir kitabının.

Ölüm ne zaman geleceği bilinmez bir gerçek. Sünnetullah’a uygun olan yaşlanınca ölmektir. “Barış zamanında çocuklar gömerler babalarını. Savaş zamanı ise babalar oğullarını.” Adı konmuş/konmamış bir savaş var demektir gençler ölüyorsa. Bitmeyen kirli savaşlar, düşük yoğunluklu çatışmalar ölüm getirir, civanlara, gençlere. Savaş lobisi gençlerin ölümünden beslenir sanki. Bu yüzden kirletilmiş ölümler.

Bir büyük bilgenin, Dede Korkud’un adımızı koyacağı bir kahramanlık değil ölümlerimiz. Devletin, siyasi oyunların arenasında düşünerek, tasarlayarak, zamana yayarak gerçekleşen bir cinayet. “Dokuz kez uzayınca boynu urganlara” diyen şair, kararlarla idam gününü iple çekerek urgana gitmenin trajedisini yaşatır bize. Devlet kıyıma iştahlı bir canavar tepemizde. Milletin önünde kutsanan bir ölüm de değil bu; gözlerden ırak, seher vakitlerinde, bir günahı saklar gibi. Onun için şair nezdinde Kirletilmiş Ölümler”.

Bütün bir tarih kurbanlarla doludur

İnsan yola çıkarken bahadır olmak muradındaydı; seferîlik kutsaması içinde. Konuşunca denizler bulanır ve acıların haritasına linç sunulur. Artık bir korkusu kalmaz insanın şehri yakılınca. Dehlizlerde siyaset yapan cellatların kayda değer bir sözü yoktur ve sadakat “sözün musasına” yapılır. Ülkesine sahiplenmek adına yola çıkanları bir bir darağacına gönderen bir oyunun kurbanı, gencecik insanlar. Bir bizden bir onlardan. Dengeler adına. Kirlenmez mi ölümler?

Ölüm bir hakikat. “Büyük Tefsir”in iz bırakma sebebi bundan. Bu gerçek bir teslimiyet.

Hayatı uzatmamak kirli oyunların ilk önceliği. Gençlerin, ölümle önünü kesen bir göğ ekini biçme faaliyeti. Bu, karanlık hesapların içinde ağıdı yazılabilen bir ölüm değil. Sadece bir haber, mektup ve ölüden arta kalan elbiseler. Bu gençler yalnız da değil üstelik. Bütün bir tarih kurbanlarla doludur. Cem Sultan, Genç Osman, Topal Osman; kitabın “Yanılgılar Tarihi” bölümünün şiirleri. Zayi olan ömürlerin, yanlış yerinde durulan hayatların, kelle götürülüp getirilen gecelerin içinden anlatılan ölümler. Şiir yumuşatabilir ancak böyle gücenik hayatlarımızı. Selçuk Küpçük yapabilir yeniden inanmaya güç bulabilmemizi şiirsellikle. Çünkü ateşlere çalsak da bitmeyen bir merhamet harekete geçer, ölümlerin ardından.

Uçarı çocuklar olarak yaşamamızın bir anlamı olmalıydı

Kimsenin sarılmadığı ölülerin yıkanma vakti için kuğular bekleyen duyarlı bir yürek var karşımızda. Ölümlerin içinden geçerek çiçeklere, kuğulara, sadakate ulaşan ve unutulsun diye ötelenen gençleri sagularla seslendiren aşina bir dil. Çiçek Hatunlardan geçen bin bir kelime. Bizi derin bir yerimizden yakalar ve sagusuna hüzünle eşlik etmeye zorlar. Ölenler bir boşluk bırakmıştır içimizde; sagularla onları yüceltir, kendimizi sağaltırız.

Puhu Kuşunun Hikayesi” ise, insanın sevgiye, hastalığa, evliliğe, esmererkeklere ilençli sardunyalara uzanır. Hayat devam eder yine de. “Her şey akşamlı” olsa da, “yaşamak üstüne” “çokça kuram okusak” da bir kadın, kadınların saçları konusunda karar veremesek de uçarı çocuklar olarak yaşamamızın bir anlamı olmalıydı. İnanmak gibi, direnmek gibi; gücensek de hayata, sarılsak da.

Biz ancak bir şair diliyle güçlenebilir ve hayata anlam katabiliriz. Selçuk Küpçük şiirleri ile, Büyük Tefsir’i ile, acıları ve sevinçleri ile hayatı tanıştırıyor bizlere. Yaşamayı. Direnen ama tükenmeyen insanı.

Mustafa Everdi yazdı

Güncelleme Tarihi: 18 Aralık 2018, 11:35
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13