Anadolu’yu İslam yurdu kılanlar: Azîzân nesli

Ayşe Rahşan Gürel, “Azîzân” romanında Buhara-Harezm hattındaki Nakşî rehberlerinin önderliğinde Anadolu’nun İslamlaşma ve vatanlaşma süreci işleniyor. Mahmut Şevket Serik yazdı.

Anadolu’yu İslam yurdu kılanlar: Azîzân nesli

Ayşe Rahşan Gürel tarafından yazılarak Erkam Yayınları arasında çıkan Azîzân adlı roman “Bedr-i hafâ Hazret-i Sâmi Efendi’ye; acz ile...” diye başlıyor.
Romanda, Buhara-Harezm hattındaki Nakşî rehberlerinin, Harezm şahı Celâleddin Mengüberti’nin ve Azîzân’ın, Anadolu’ya sevkettiği bir müridi vasıtasıyla Hazreti Mevlânâ, Sultan Veled, Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat ve Harezmli uç beylerinin yön verdiği Anadolu’nun İslamlaşma ve vatanlaşma süreci tarihî kayıtlar zemininde işleniyor.
Eser bize manevî tarihin hâl diliyle Harakanî Hazretlerini ve Azîzân’ı anlamadan ne Selçuklu ne Osmanlı ne de Yeni Türkiye anlaşılabilir derken; günümüzde ümmet coğrafyasında nizâm-ı âlem için asırlar boyu adl ile sancaktarlık yapmış bir milletin manevî dokusunu bir nakış gibi işleyen İslâm rehberlerinin mayalayıcı rolünü tezyif edici müstağrip bakış açısına karşı, nebevî irşad usûllerini başlarına tâc, gönüllerine sirâc edinen Yûsuf Hemedânî, Hâce Abdülhâlık Gucdevânî, Hâce Ârif Rivegerî, Hâce Mahmud Fagnevî ve Hâce Ali Râmitanî gibi silsilevî ruh önderlerinin ışıklı hayatlarından yansımalar sunulmaktadır.

Mevlana’nın bir irfan mabedidir dediği Buhara romanda; “Adını derin bir nefes gibi söyleten şehir. Dün Kızılkum çölünü bin bir meşakkatle aşan İpek Yolu tacirlerinin, Zerefşan ırmağını aşağı havzasındaki bu büyük vaha kentini görür görmez dudaklarından dökülen “Buhara” sözcüğü, bir şehrin adından çok, bir rahatlama ünlemiydi şüphesiz. Buhara… kırmızı zambakların rüzgarla sürüklendiği cana can katan Buhara… Doğu memleketleri içinde Buhara, İslam’ın kubbesiydi. Çevresi fakih âlimlerin nuruyla aydınlanmış, en nadide yüce şahsiyetlerle süslenmişti. Kadim devirlerden itibaren her çağda o, her bölgeden büyük alimlerin, fakihlerin buluştuğu yer olmuştu” ifadeleriyle anlatılmıştır.

Azîzân neslini romandan alıntılar yaparak anlatmaya başlayalım! Arif Rivegeri’nin, hocası Abdulhalık Gucdevani ile nasıl tanıştığı şöyle anlatılmıştır. Hoca Arif Rivegeri “Ani bir çeviklikle hocası Abdulhalık Gucdevani’nin elindeki fileye uzandı. İzin verirseniz ben taşıyayım efendim, derken sesinde kendisinin de anlam veremediği bir heyecan vardı. Peki evlat, eve kadar birlikte yürüyebiliriz. istersen, diyen gür sesli zatın yanında, sultanın maiyetindeki bir asker gibi gururla yürümeye başladı.

-Buradanmısın?

-Riveger’denim efendim.

-Adın ne?

-Muhammet Arif efendim; Türkoğlu Muhammet Arif!

Bir süre sessizce yürüdüler. İkisi de birbirinden yayılan iki tarifsiz güzellikte ayrı kokuyu ciğerlerine çekiyor gibiydiler.

-Adım Abdulhalık! Gucdevanlıyım. Komşu sayılırız. Eğer müsaitsen akşam misafirimiz olmanı isterim.

-Bu benim için şeref olur efendim” diyerek hocasının hizmetine irşadına tabi olmuş oluyordu.

Silsiledeki sancak sahipleri nasıl belirlenirdi?

Bilinmesi gereken çok önemli bir konuda acaba bu yolda, tarikat yolunda silsilede yer alan sancak sahipleri (mürşitler) nasıl belirlenmektedir. Abdulhalık Gucdevani bir sohbetinde; Hocası Yusuf Hemedani’ye, tarikat yolunda sancak sahiplerinin (mürşitlerin) nasıl belirlendiğini sorduğunu; cevaben Yusuf Hemedaninin “zamanı gelince bu bilgi kalplere indirilir” diyerek açıklanmıştır. Yani mürşitler, atamayla değil kalplere indirilerek silsilede yer aldıkları romanımızda anlatılmıştır. Asırları arkasına alacak ve nice susamış gönüllere şifa olacak Abdulhalık Gucdevaninin mürüdi Arif Rivgeri’ye vasiyetine de yer verilmiştir.

“Oğlum sana vasiyetim şudur ki:

-Bütün hallerinde ilim, edep ve takva üzere olasın.

-Selefin eserlerini oku, izlerinden yürü.

-Ehl-i sünnet vel cemaat çizgisinden ayrılma.

-Fıkıh ve hadis öğren, cahil sofulardan uzak dur.

-Namazını Cemaatle kılmaya itina et. Fakat imam ve müezzin olma.

-Şöhretten uzak dur, çünkü şöhret afettir.

-Herhangi bir makama göz dikme.

-Mahkeme ilamlarına adını yazdırma.

-Halkın vasiyetlerine de karışma.

-Padişah ve devlet adalarıyla düşüp kalkma.”

Allah dostları (mürşitler) bu yolun tarikat yolunun sohbet yolu olduğunu bildirmişlerdir. Romanda insanların iç dünyasına (batıni yönüne) hitap eden sohbetlerine de yer verilmiştir. Hoca Arif Rivegeri’nin sohbetinden de bir bölüm alarak devam edelim: “Allah ile nasıl beraber olurum diyorsun? Bunun cevabı çok kolay. Nefsinin arzularından vazgeç, kalbin de O’ndan başka hiçbir şey kalmaz. Kainatta onu zikretmeyen, O’na şükretmeyen hiçbir varlık yoktur. İnsan müstesna. Başka hiçbir varlığa ne kadar az şükrediyorsunuz diye hitap etmemiş, azarlamamıştır Cenab-ı Hak.

Biz soylu ruhların kaderini şuurla yaşamasını sağlamak için varız. Kader güzeldir. Kaderi değiştirmek olmaz. Olsaydı; Hz. Osman, şehadetini bile bile rüyasına uyup Habib’iyle iftara koşmazdı. İmam Hüseyin şehitlik şerbetini bal eylemezdi.”

Kitabın orta sayfalarında; İslam inancına samimiyetle bağlı büyük bir dava adamı, mümtaz bir insan olan Osman Yüksel Serdengeçti’nin bir şiirine de yer verilmiştir. O müstesna şiirden bir bölüm okuyarak bu büyük dava adamını da rahmetle anmamıza vesile olmuş olsun!

Turan ellerinden haber gelmiyor,

Yarabbi derdimi kimse bilmiyor,

Dört asırdır Türk’ün yüzü gülmüyor,

Akşam olur sabah olur ağlarım

Nerde benim ural - Altay dağlarım.

   *

Duman olup dağlarına ağsam mı

Yağmur olup dağlarına yağsam mı

Yıldız olup göklerine doğsam mı

Ah çekerde yaşın yaşın ağlarım

Nerde benim ural - Altay dağlarım.

  *

Allah Allah diyen ezanlar nerde

Efeler, yiğitler, kızanlar nerde

Taşkentler, Kırımlar, Kazanlar nerde

Nerde benim ural - Altay dağlarım.

Akşam olur sabah olur ağlarım.

İnsana yüklenen en kutlu duygu aşktır

Azizan Hoca Ali Ramitani derin bir irfana bürünmüş halde kendini dinleyen dinleyicilerin karşısında sohbetini yapmaktadır: “Musa aleyhissalam zamanında yaşayan Allah’ın çok sevgili bir kulu varmış. Musa aleyhissalam sual ettiğinde rabbi hep o kuldan bahseder, o kulum… diyerek onu övermiş. Musa aleyhissalam tarif üzere kalkmış ve o sevgili kulun izini sürmüş, Bir mağaraya geldiğinde onun aslanlar tarafındandan parçalanmış cansız bedeniyle karşılaşmış. Dayanamamış ve rabbine kendine has zarif uslubuyle yanıp yakılarak hal ve hayretini arz eylemiş: Yarabbi bu nasıl maslahattır ki bir kulu öve öve bitiremiyorsun. Sonra onun peşine düşüyorum ve aslanlara yem edilmiş cansız bedeniyle karşılaşıyorum? Rabbi cevap vermiş: Ya Musa bu ilimler peygamber de olsa kulun izan sınırını aşar. O kulum benden öyle yüksek manevi makamlar istemişti ki ona erişmesi ancak böyle bir şehadetle mümkün olabilirdi.” demiş.

Romanda, Mevlana Celaladdin hazretlerinin Nizam-i âlem davasının sancaktarlığının yapılacağı Anadolu’ya nasıl geldikleri de anlatılmıştır. “Mevlana’nın babası Muhammet Bahaeddin Veled, Hazreti Ebu Bekir Sıddıkın soyundandandır. Belh’den çıkarak Nişabur, Bağdat, Kabe, Medine, Şam, Karaman izlenerek Konya’ya gelmişlerdir. Muhammed Bahaeddin Veled Hazretleri Nişabur’a geldklerinde onları Feridüddin-i Attar Hazretleri karşılamış, izzet ve ikramlarda bulunmuştur. O sırada Mevlana genç bir delikanlıydı. O gece bir rüya gördü. Rüyasında nur yüzlü bir ihtiyar, kendisine altı dallı bir gül veriyordu. Rüyasını babasına anlattığında, babası Sultanül-ulema şöyle tabir etmişti: Altı tane dalı olan gül, senin altı cildlik bir kitap yazacağına işarettir demiştir. Orada bulunan Feridüddin-i Attar Hazretleri de, Altı dallı güle kavuşuncaya kadar bu kitap ile meşgul olursunuz diyerek Mantkut-Tayr (Kuşların İlahisi) isimli kitabı Mevlana’ya hediye etmişti.”

Romanda Şeyhü’l-Asr Ebu Hasan Harakani Hazretlerinin, Nizam-i âlem davasının sancaktarlığının yapılacağı Anadolu’ya yönelmeleri için Selçuklu beylerini özendirdiğini, kendisinin de katılmış olduğu bir seferde şehit olduğu ve Alpaslan’ın Anadolu yolunu önceden açmış olduğu ve zemini fethe hazırladığı anlatılmıştır. (Malazgirt Zaferi)

Aşk’tır insana yüklenen en kutlu duygu. İnsana özgürlüğünü yani Rabbine kul olmayı ‘aşk’ buldurur; medeniyetleri ancak özgür ruhlar yani âşıklar kurmuştur, güneşin yönü değişinceye kadar da bu böyle olmaya devam edecektir.”

Son söz; gayret kâğıdını tevfik kaleminin emsalsiz nakışlarıyla süsleyen âlemlerin Rabbine hamd ü senadır.

Mahmut Şevket Serik

Yayın Tarihi: 19 Ocak 2020 Pazar 12:00 Güncelleme Tarihi: 18 Ocak 2020, 23:54
banner25
YORUM EKLE

banner26