Anadolu ruhunu mutasavvıflar yoğurdu

Modernizm sanırım en çok Müslümanları vurdu. Çünkü Müslüman olmayan bir zihnin, mantığın ve işleyişin ürünüydü. Müslüman olmayan topraklarda ortaya çıkarıldı. Önce kendi topraklarının, insanlarının değerlerini yok etti. Mahmud Erol Kılıç, Hayatın Satır Araları kitabında işte bu noktadan düşünmeye başlar. Ömer Yalçınova yazdı.

Anadolu ruhunu mutasavvıflar yoğurdu

https://www.ktpkitabevi.com/urun/hayatin-satir-aralari-121450252

Modernizm sanırım en çok Müslümanları vurdu. Çünkü Müslüman olmayan bir zihnin, mantığın ve işleyişin ürünüydü. Müslüman olmayan topraklarda ortaya çıkarıldı. Önce kendi topraklarının, insanlarının değerlerini yok etti. Daha sonra da salgın halinde dünyaya yayıldı.

Bir tahribatın ardından konuşmaya başlamak

Öyle ki Müslümanlar kendi varlıklarından şüphe etmeye başladılar. Ne demektir yüzyıllar boyunca kullanılan alfabeyi değiştirmek? Biz Batılı olacağız demek. Reddi miras yapmak. Geçmişi karalamak ve hatta ona düşman olmak. Dine dair her şeyi gericilikle suçlamak. Bütünüyle bir Batılı olmalı, onlar gibi yaşamalıyız zannına kapılmak. Bunların anlamı ne ola ki?

Mahmud Erol Kılıç, işte bu noktadan düşünmeye başlar. Aslında yalnızca Mahmud Erol Kılıç değil, ciddiye alınabilecek bütün düşünürlerin başlangıç noktası burasıdır. Halen bu sorulara doğru düzgün cevaplar veremiyoruz. Cevap veremeyişimin göstergesi, kendimize ait değerlere dair bir uzlaşı içinde olmayışımızdır. Mahmud Erol Kılıç “Hayatın Satır Araları”nda (Sufi Kitap, 2013) insanların hangi noktada buluşacaklarını ve uzlaşabileceklerini araştırır. Çünkü modernizmin tahrip ettiği değerler, organlar, kavramlar, açılar ve duygular düzeltilmeden, bilinmeden, herhangi bir onarımdan söz edilemez. Ya da bunlara çare bulmadan yapılacak düzeltmeler, hep yüzeysel kalmaya mahkumdur.

Bir yalan da olsa ona inanayım psikolojisi

Kitabın ikinci bölümünde Mahmud Erol Kılıç siyasi konulara girer. Bu bölümde Türkiye’nin yaşadığı onlarca sorundan söz eder. Aile, kadına dönük şiddet, Kürt sorunu, Sünni-Alevi çatışması, moda, nevruz… Değişik yayın organlarında bu konularla ilgili yüzlerce sayfa yazılmıştır, binlerce konuşma yapılmıştır. Peki belirli bir çözümden söz edebiliyor muyuz? Şu karar veya hareket bu meselelere çözüm üretebilecek diyebiliyor muyuz? Hayır. Halen 19. yüzyıldan bugüne gelen kafa karışıklığıyla olaylara bakıyor ve onları değerlendirdiğimizi sanıyoruz. Oysa sürekli inanacak bir şeyler arıyoruz. En ufak bir inanç kırıntısında ise birer tarafgire, fanatiğe dönüşüyoruz. Çünkü her şeyimizi kaybetmişiz. Kendimizi bile kaybetmişiz. “Bir yalan da olsa ona inanayım” psikolojisi içine düşmüşüz. Modernizm insana karşı verdiği savaşta iki yüzyıldır zafer üstüne zafer kazanmış. İnsan hep kaybetmiş. Sadece Müslüman toplumlar değil, diğer toplumlar da kaybetmiş. İnsanlık kaybedince, bu kayıp belirli gurup veya milletleri bağlamıyor, bütün insanları kapsıyor.

Mahmud Erol Kılıç, Türkiye’nin meselesinin insan meselesi olduğunu söyler. İnsan meselesi ise, aslında bir dünya sorunudur. Modernizmin kazananı yoktur. Bütün kazanç diye görünenler görüntüden ibarettir. Nasıl ki modernizm ruha saldırdı, maddeyi yüceltti, diğer ifadeyle özün kaybolmasına, ortada yalnızca kabuğun kalmasına sebep oldu. Aynı şekilde mutluluk, huzur, sükunet, kazanç da görüntüden ibaret hale geldi. Çünkü anlamından, değerinden kaybetti dünya. Kafası karışmayan, kavramları karıştırmayan hiç kimse kalmadı. Mahmud Erol Kılıç, insanlardaki bu kafa karışıklığından söz eder. Kelimelerin yerinde durmayışından, belli bir anlamı kapsamayışından. Oysa dünya Allah’ın (cc) isimlerinin tecellilerden başka bir şey değildir. İsim kaybolunca, binmezliğe karışınca, her şey anlamını yitirdi ve bir görüntüden, kabuktan ibaret oldu.

Modernizm insanı ikiye bölmüş ve derinliği unutmuştur

Mahmud Erol Kılıç günümüzde yaşanan bütün sorunların böyle bir temelden kaynaklandığını söyler. İnsan tek boyutlu değildir. Onun bir maddi, bir de manevi boyutu vardır. Maddi boyut yatay genişlemeyi, yani dünyalığıdır. Manevi boyut ise dikey derinliği, yani dünya ötesidir. İnsan bu iki boyuttan birini feda ettiğinde, diğerinden de olur. Biri diğerinin anlamı, bütünleyeni, tamamlayanıdır. Modernizm insanı parçalamıştır. İnsanı maddi tarafıyla ele almış, ondan ibaret bırakmıştır. Dikey derinlik sürekli ihmal edilmiş, görmezden gelinmiştir. Bu sefer yatay boyutta da sorunlar yaşanmaya başlanmış. İki dünya savaşı, bu sorunların en büyük delili ve sonucu. İki dünya savaşından sonra, dünya halen huzursuzluk içinde. Hiçbir şekilde tatmin olmamıştır. Sürekli kazanmakta, sahip olmakta mutluluğu arayan ama kazandıkça, sahip oldukça manevi açıdan daha çok karanlığa gömülen insan, dünyayı da yaşanmaz hale getirmektedir.

Tasavvuf hayatın bütününü kapsar. Tasavvuf insan eğitimidir. Tasavvufla insan kendini bulabilir. “Tasavvuf şiiri, arifin dili veya şatahat dediğimiz durum, bu anlamda, Kur’an-ı Kerim’in bâtıni yorumu olarak görülebilir.” Öyle olunca hiçbir şekilde tasavvufun yalnızca maneviyatla ilgili olduğu söylenemez. Mahmud Erol Kılıç’ın aileden Alevi-Sünni sorununa kadar fikir beyan etmesi ve çözüm olarak da “Anadolu’nun ruhu”nu, yani tasavvufu göstermesi manidar ve isabetlidir. İnsan, tasavvuf terbiyesinden geçmediği müddetçe maddi olanla manevi olanı birbirine karıştırır. İkisine de hakkını veremez. Düşündükleriyle yaşadıkları, yapmak istedikleriyle yaptıkları birbirini inkar eder. İnsanın idealiyle realitesi arasında uçurumlar açılır. Sorun tek alan veya insanda değil, bütündedir. Çünkü insanların kaybettikleri asıl şey, “bütündeki (çok’luktaki) bir’i, bir’deki bütünü (çok’luğu)” göremez oluşlarıdır.

Bu yüzden “Anadolu’nun ruhu”nu yoğuran isimlere dönmemiz gerekir. Bunlar kimler? İbn Arabi, Hz. Mevlâna, Hacı Bektaşi Veli, Sadreddin Konevi, Molla Fenari, Erzurumlu İbrahim Hakkı, Davut-el Kayseri, Yunus Emre, Niyazî-i Mısrî, Zembilli Ali Efendi… Hayatın Satır Araları’nda Mahmud Erol Kılıç’ın teklif ettiği bu bütünleşmedir. Çünkü Anadolu insanın hamurunu mutasavvıflar yoğurmuştur.

Ömer Yalçınova yazdı

Güncelleme Tarihi: 21 Aralık 2018, 14:33
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26