Amerika Sen Busun!

Bazı anlar vardır. Elinizin kolunuzun bağlandığı, öylece kalakaldığınız..

Amerika Sen Busun!

AMERİKA SEN BUSUN! : YARAYA TUZ, YARAYA MERHEM

 

 

Bazı anlar vardır. Elinizin kolunuzun bağlandığı, öylece kalakaldığınız, olanlardan ötürü hiç kimsenin şaşırmadığı ama sizin dilinizin hayretten lâl olduğu anlar…

 

Bu durumda önünüzde iki seçenek vardır: Ya cinnet geçirip ortalığı toza dumana katacaksınız, ya kelimelere sığınacaksınız. “Ben böyle sınırlamaya gelemem kardeşim!” deyip iki şıkkı birden işaretleyince, İsmail Kılıçarslan oluyorsunuz işte!

 

İsmail Kılıçarslan kitapları bende hep aynı davranışları tetikler. Önce kitabı “Bi git Allah aşkına başımdan!” diye fırlatıp atar, sonra düşmeden tutarım. Çünkü sakınırım, kıskanırım. Son kitabını yeni bitirdim ve durum aynı, sürpriz yok.

 

"Amerika Sen Busun!" zihni Amerikalı gibi çalışan herkesin karşısında duran şiirlerden mütevellit bir kitap.  Peki, neler var bu kitapta?

 

 

İsa var. Musa var. Ne İsa'ya ne Musa'ya yaranmak var. Parasız yatılılar, öğrenci evleri, şarkılar, ilahiler, filmler, babasına küsen kızlar, santraya koşmalar var. Bu şiirleri duyduklarında -okuduklarında demiyorum çünkü bu işlerine gelmez- koltuklarında rahatı kaçacaklara sıkı ayar vermeler var. Modern hayatın dağdağasından kaçışlar var çokça. Peygamber kıssalarına dokunuş; acıyı en sahici anlatan Zarif adama göz kırpış var. Sonra Hz. Yusuf var şairin uzak dedesi rolünde. Mübarek Kitap'ın şairin dizelerini kullanarak bize bir şeyler anlatması var. Satranç dersleri veren o adam da var.

 

 

Bir de kimseler duymasın diye sular akarken ağlamak; kendini ihraç fazlası gibi hissetmek var.

 

Yazdığı dizeler şairin dilini, bizim kalbimizi acıtıyor. Kafa karışıklığı fark edilir cinsten ve biraz Kafka, biraz da Dostoyevski kokuyor. Belki de bu yüzden bu şiirleri ancak kafası karışık olanlar, bir de alışmaktan korkanlar anlayabilir gibime geliyor. Açıkça söylemek gerekirse “Özetle ne demek istedin?” diye soranların, forward maillerle hayattaki duruşunu inşa edenlerin, çeliştiği halde bunu itiraf etmeyenlerin, “miş” gibi yapanların, “Tanrım” hitabını kullananlara mesafeli duranların, varlığını başkalarının varlığına armağan edenlerin, argo ile arası limoni olanların, “dini terk edince Batı ilerledi” safsatasına inananların… vb. bu kitaptaki şiirlerden hoşlanması pek mümkün değil. Kıymetli vakitlerini harcamasınlar boşa.

 

Bilen bilir, Amerika'nın rahatsız adamı Kurt Vonnegut kitaplarında anlatmak istediklerini çizerek anlatır bazen. İstediği mezar taşını kelimelerle anlatmak yerine resmini çizer mesela ve bu çok daha çarpıcı ve akılda kalıcı olur. İşte İsmail Kılıçarslan, Vonnegut'un resimlerle yaptığını kelimelerle yapıyor. Kelimeler üstündeki hükümranlığının bir göstergesi olarak alabilirsiniz bunu.

 

Su içer gibi şiir yazıyor sanki bir dikişte. Doğum gibi bir avazda. Bir şeye kızıp da sayıp dökmeye başlarsınız ya nefes almaksızın, işte öyle bir temposu var şiirinin. Durgun değil yani. Öfkesini kontrol edemediği için de sahici. Bazen de kendi deyişiyle kesik kesik deniyor şair. Kekeliyor ve kekemeliğin de bir ahengi olduğunu fark ettiriyor. Şiirlerini neo-epik anlayışla yazıyor. Turgut Uyar sevdası gözden kaçmıyor. İsmail Kılıçarslan'ın şiirleriyle ilk defa tanışacaklar şiirdeki ritme uyum sağlamakta güçlük çekebilirler, lakin bu geçici bir şey, gözünüz korkmasın.

 

Okurken altını çizdiğim çok dize oldu benim. Bazı şiirlere ise hiç dokunmadım. Bütün dizelerinin altını çizmeye üşendim çünkü. Aslında şiirlerinden de örnekler verip derinlemesine bahsetmek lazım. Bir sürü cümle kurabilirim bu şiirlerle ilgili size bir sürü! Ama bu kötülüğü size yapmak istemiyorum. Ben böyleyim işte ya, kendim için istediğimi başkası için de isterim:) Ben vuruldum siz de vurulun istiyorum. Siz de o duvardan alıp bu duvara çarpın başınızı. Sizin de içinizden bağıra çağıra ağlamak gelsin. Siz de kitabı bir günde bitirip bir hafta yanınızdan ayıramayın. Siz de durup durup “başın varolsun İsmail Abi be!” deyin istiyorum.

 

“Toplayın bavullarınızı: kalplerimize dönüyoruz!” diyor şair arkadaşlar; daha ne söyleyeyim size? Dedikleri şiir değil, taammüden adam öldürme!

 

Şiir tahlilinden filan anlamam. Ben bu şiirleri sevdim. Kokladım. Anlattım o kadar. Hasıl-ı kelam bize Amerika'nın ne olduğunu anlatan bu adam yaraya hem tuz basan, hem merhem olandır, argoyu şiire yakıştırandır ve iyi ki vardır.

 

İzdiham'ın Aralık sayısı kapağında dendiği gibi “aklımız yok, deliremiyoruz.” Bari şiirlere sığınalım. Kitabı bitirdiğimde aklıma düşen Edip Cansever dizesini okuyalım mesela. “… ne gelir elimizden insan olmaktan başka” diyelim. Ve varsın kekeleyelim, hepimiz aynı koroda* şarkı söylüyoruz nasılsa.

 

 

*Kekeme Çocuklar Korosu

 

 

 

Hatice Yaltırak/ aralık ikibin sekiz

Güncelleme Tarihi: 21 Nisan 2016, 14:23
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
m. elif
m. elif - 10 yıl Önce

şiir öldürücü etki bırakır bende, buna rağmen hayattayım. ismail kılıçarslan gizlenmek istenilen bir mağara gibi, ordan da bulmadan çıkılamıyor. kitabın sayfasına uzun süre takılan gözler "evet evet tam da burada kaybolabilirim, kaybolayım" dedirtse de gerçekle bağı koparmıyor. kitap elden düşmek istemediği gibi gözden ırak olmayı da hak etmiyor, raf göz hizasında olsun hep. yahut gözümüz rafta da kalabilr. şiirler zaten aklımızdaydı. şiir olmadan nefes alamadığım gibi ölümü de şiirde hisseder

banner19

banner26