“Ameller ahlâka göredir” denebilir mi?

Nasıl oluyor da ahlâk konusunda kuramdan hikâyeye hatta pendnâme tarzına kadar geniş literatüre sahip insanlar olarak sorun yaşıyoruz? Doç. Dr. Musa Balcı yazdı.

“Ameller ahlâka göredir” denebilir mi?

Ahlâk bir bilmece midir?

Hakkında çokça kitap yazılmış ve her meselenin bir yönüyle kendisine bağlandığı konuların başında gelir ahlâk. Bu konu üzerine Yunanca, Latince, Fransızca, İngilizce, Almanca, Arapça, Farsça ve Türkçe dillerinde sayısız kitap kaleme alınmıştır. Eski Yunan’da Aristoteles’in Nikomakhos’a Etik kitabından günümüzde Nurettin Topçu’nun Ahlâk Nizamı kitabına kadar filozofların ve âlimlerin kafa yorduğu bir mevzudur bu. Nietzsche’den Adorno’ya, Nasıruddîn Tûsî’den Sabri Ülgener’e ve İoanna Kuçuradi’ye kadar uzanan bir liste. Bazı isimler birden fazla eser de kaleme almıştır. Mesela Hilmi Ziya Ülken Ahlâk kitabını yazmakla yetinmemiş, bir de Aşk Ahlâkı’nı yazmıştır. Ahlâk üzerine Heinz Heimsoeth tarafından kaleme alınan ve Nermi Uygur’un çevirdiği Ahlâk Denen Bilmece ismiyle dikkat çekici kitaplardan biridir. Kitap muhibbi gönül insanı rahmetli Vedat Aydın’ın kaleme aldığı Ahlâk Dersleri kitabı da bu satırları yazarken hatıra geldi.

Sadece Müslümanların kalem oynattığı bir alan değildir ahlâk, Marksizm ve Ahlâk diye kitaplar da yazılmış. Hâsılı, Ahmet Hamdi Akseki’nin Ahlâk Dersleri eserinden Çocuklar İçin Ahlâk Dersleri kitabına ve okullarda okutulan Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersine uzanan bir çizgi. İnsanlar bu kavram etrafında dolaşmaktan yoruldukları için “etik” diyerek yine aynı konuyu bir de bu başlıkla okuyup yazmış değiller elbette, bu da bahsi diğerdir.

Ahlâk konusu sadece felsefenin ve ilahiyatın sınırlarında da kalmamıştır. Bu bakış açısıyla olmalı ki Hasan AYIK kitabına; “Ahlâk, insanlığın ortak çizgisidir. Çıkar hesaplarının, bencilliğin, haset ve kıskançlığın bölüp parçaladığı, farklı yollara savurduğu insanlığı birleştirecek yol; vefanın, merhametin, adaletin, samimiyet ve sadakatin yoludur. Bu yolun ideolojisi, mezhebi, meşrebi, cemaat ya da sosyal sınıfı yoktur.” cümleleriyle başlamıştır.

Kelime olarak Arapça “hulk” kökenine dayanan ve Türkçede çoğul şekliyle kullanılan ahlâk üzerine atasözü ve deyimlerimiz de az değil. Kubbealtı Lugati’nde anlam olarak ahlâk için “insandaki iyi veya kötü huylar, tabiat; insanı mânen yükselten iyi tabiatler, fazîletler; Bir toplumda kişilerin davranışlarını düzenleyen ve herkesin uyması gereken kurallar” şeklinde karşılıklar verilmiştir. Ahlâk ayrı bir ilim olarak da kabul edilmiş ve bu ilimle uğraşan ve bu ilme ait kitap yazan âlimler için “Ahlâkiyûn” kavramı kullanılmış. Bu mevzuya öyle önem verilmiş ki zamanında büyük şehirlerde ahlâk düzenini korumakla görevli “ahlâk zabıtası” bile görevlendirilmiş.

Önce ahlâk

Bu yazının kaleme alınma sebebi, Hasan AYIK tarafından yazılan Ahlâk Sorunumuz (Önce Kitap Yayınları 2018) isimli kitabı tanıtmaktır. Ahlâk son derece önemli fakat üzerine yazılan ciltler dolusu kitapla spesifik hâle gelmiş bir konu. Mevzuyu günlük hayatımız ve amellerimizle ilişkilendirerek anlatan bir eser olması bakımından bu kitap önem arz ediyor.

Ahlâk Sorunumuz kitabında konu yalın bir dille, modern dünya insanının hayatın anlamını görebileceği, gençlere ışık tutan ve nefes aldıran bir pencereden ele alınmış. Kitabın yazarı Profesör Hasan AYIK ilahiyat ve felsefe eğitimi almış, önceleri Diyanet İşleri Başkanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığında da görev almış bir isim. Kitabın kapağında unvan kullanılmaması, kitabın akademik beklentilerle kaleme alınmadığı konusunda ince bir mesaj şeklinde de okunabilir. Ahlâk konusunun felsefeden ilahiyata kadar geniş bir alanı ilgilendirdiği düşünülünce, insanın çeşitli hallerini görmüş bir kalemin bu konuyu ele almasının önemi kitabı okuyup bitirince daha iyi anlaşılıyor.

Kitapta kullanılan dil, bir sohbet ortamında konuşulan mevzunun metinleştirildiğini düşünebileceğiniz kadar samimi ve konular dinamik, tıpkı halkalar gibi birbirini tamamlıyor: “Ahlâk Nedir? Din ve Ahlâkî Tavır, İslam Dünyası ve Ahlâkî Tavır, Osmanlıdan Bize Kalan Miras, Modern Dünyanın Ahlâk Krizi, Duygusal Ahlâk Nedir? Akılcı Ahlâk Nedir? Evrensel İslam Ahlâkı Nedir? Allah-İnsan İlişkisinin Ahlâki Temeli ve Esmaü’l Hüsna, Allah’ın Ahlâkı ile Ahlâklanmak Nasıl Olmaktadır? Allah’ın Sıfatlarının Ahlâkî Tarzda Açıklanması, Kur’an Ayetlerinin Ahlâkî Yorumu, Peygamberimizin Siret ve Sünnetinin Ahlâkî Yorumu, Müslümanlar Arasındaki Tartışmalı Konular ve Ahlâkî Tavır, Cedel Hastalığı ve Ayetlerle Hadisleri Sadece Birer Delil Kaynağı Olarak Görmek, Hakikat Karşısında Tavır.”

Dindarlık bir sevapmatik değildir

Kitapta, akademik çalışmalara mahsus tozlanmış bilgiler sıralanmıyor, bunun yerine bugün bizi en çok ilgilendiren hususlara işaret ediliyor: Allah’ın emri olarak yerine getirilen ibadetler bir insana manevi derinlik de kazandırır. Eğer kulluk görevleri sadece sevap kazanma ve kısa yoldan cennete gitme aracı olarak görülüyorsa, gençlerin manevi sorunlarına çare bulmak yerine elbiseleri, saçları ve şekilleriyle uğraşılıyorsa orada bir ahlâk sorunu olduğu açıktır. Hac ve umrenin ne kadar sevap kazandıracağı kadar, güvenilir bir insan olmanın cennetteki karşılığına dair de çok şey söylenmelidir.

İmam Gazâlî’yi merkeze almak

Kitapta, eskilerin çok okuduğu ve bizim bugün “aştık onları” dediklerimizden âlim ve bilge Gazâlî’nin yaklaşımı hemen her bölümde bir şekilde karşımıza çıkıyor. Fakat bu kitapta okuduğunuz Gazâlî, daha önce hiç okumadığınız farklı bir Gazâlî ile karşı karşıya olduğunuzu düşündürebilir. Özellikle Allah’ın En Güzel İsimleri (Esmâ-i Hüsna) konusundaki yaklaşımlar insanın zihnini ve düşünce ufuklarını açan nitelikte.

Ahlâkî tavır nasıl olmalı?

Hasan AYIK Hoca, kitabında ahlâkî tavra sahip insanı şu özellikleriyle tarif ediyor: Yargılamak yerine anlamaya, tanımlamak yerine tanımaya çalışan; kötü zanda bulunmayan, merhametle yaklaşan, yaşatmayı esas alan, kendi evladı için de olsa âdil davranan, ilahını nefsine göre şekillendirmeyen, ibadetleri olgunlaşmasına vesile kılan, özetle Gazâlî’nin ifadesiyle Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanan ve onun güzel sıfatlarını benliğine işleyerek yaşayan kişi. Ahlâkî tavır sergilemek nefis için kolay değildir, tıpkı akıntıya karşı yüzmek gibidir ama bunu gerçekleştirebilen kişi, araç insan olmaktan kurtulur.

Kitapta üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken hususlar da ele alınmış: Tasavvufun doğuşu, mezheplerin ortaya çıkışı, ırkçılık, Osmanlının ahlâkî tavrı, modern Türkiye’nin Batı’ya yüzünü dönmesi, sömürgeleştirilmeye maruz kalma, Fil ve Abese Suresinin ahlâki yorumu, Hz. Peygamberin hurma aşılama olayı bunlardan birkaçı.

Ahlâk birleştirici bir çizgidir

Özelde İslam dünyasının ve genelde bütün bir insanlığın darmadağın olduğu günümüz dünyasında birleştirici bir bakışa ihtiyaç var. Ve yazar bu ihtiyacın ahlâk çizgisi ile giderilebileceğini dile getiriyor. Bu bizde zaten var olan ama üstü tozlanan bir çizgi. Modern insanın bugün konuştuğu başka problemler de satır aralarında buluyor bizi: Sokaksız hayat, ailesiz toplum, insansız dünya, transhümanizm…

Sizin ahlâkınız hangisi? Duygusal, akılcı ya da evrensel İslam ahlâkı tavrı

Kitabın bu başlıkları ihtiva eden bölümlerini okurken metne daha da yakınlaştığınızı hissedersiniz. Bu bölümlerdeki metinler sanki sokaklarımızda gezen bir ayna gibidir: Duygusal ahlâkla hareket edenler ve nefislerinin arzularına uyanlar düşmanlarını rol model almak durumunda kalırlar. Akılcı ahlâka sahip olanlar içten pazarlıklı, gizli gündeme sahip, ıslah etmeyi değil istismar etmeyi hedefleyen bir tavır vardır; krizi fırsata çevirmek konusunda onların üstüne yoktur. Evrensel İslam ahlâkı ise adalet, merhamet ve izzet gibi değerlerle evreni kuşatmayı hedefleyen bir tavırdır. Fakat bu tavrı sergilemek dünyada seküler anlamda başarılı bulunmayı garanti etmemektedir. Bu tavrı sergileyenler belki yaralanır, hırpalanır, yalnız kalır, hayata zor yerden başlar fakat derinleşir, Allah’ın merhametini ve adaletini kendisiyle sınırlandırma hatasına düşmez ve inşallah ahirette kazananlardan olurlar.

Kitaptan üç pasajla bitirelim:

“İnsandan kaynaklanan toplumsal sorunlar ancak insanın gönül dünyasına girilerek çözülebilir. İnsana dayatılan her çözüm, gönül dünyasının kapanmasına neden olur. Bu nedenle peygamberler bu kapıyı matematiksel formüllerle değil, gönül diliyle açmıştır.” (s. 111)

“… Ayrıca insan bir ya da birkaç eyleminde hak çizgisini tutturdu diye bu durum sonsuza kadar böyle gidecek de değildir. Hak ve hakikat ahlâkî değerlerin kıvam çizgisidir. İnsana düşen, eylemlerini gücü nispetinde bu kıvamda tutabilmektir.” (s. 112)

“İnsanlar hak ve hakikati, kendi fikirlerine destek olabilecek şekilde tanımlamak ve sınırlamak yerine kendileri için bir ahlâkî model olarak görmeli, hükümlerinin eksikliğini ve eylemlerinin sorunlarını Hakk’ın ve hakikatin aynasında test etmelidir. Bu durum, bir taraftan Müslüman’ın hak ve hakikat karşısında aczini ve fakrını bilmesini sağlayacak, diğer taraftan hakikat vehmettiği hükümleri ile tiranlaşmasını, hak zannettiği eylemleri ile tağutlaşmasını önleyecektir. Bunun yanında eylem sonucunda ortaya çıkması muhtemel hak ihlallerinden dolayı sürekli Allah’a yönelerek ondan af dileyecek ve Allah ile olan bağını koparmayacaktır.” (s. 113)

Ahlâk Sorunumuz eserini, Diyanet TV’de yayınlanan Bir Yazar Bir Kitap Programında Hasan AYIK Hocayı dinleme vesilesiyle, yayın tarihinden üç yıl sonra okumuş olsam da vardığım sonuç: Ahlâk üzerine okumak için hiçbir vakit geç değildir...

Doç. Dr. Musa Balcı

Yayın Tarihi: 26 Nisan 2021 Pazartesi 16:30
banner25
YORUM EKLE

banner26