banner17

Alparslan Açıkgenç bilgi için ne der?

Alparslan Açıkgenç 'İslâm Medeniyetinde Bilgi ve Bilim' kitabıyla medeniyetimizin gücüne işaret edip bir dünya inşa etmeye davet etmekte.

Alparslan Açıkgenç bilgi için ne der?

Nerede bir sohbet açılıp Batı ile bizim medeniyetimiz karşılaştırılsa hep Batı’nın ileri medeniyetinden, biliminden dem vurulur. Bilen bilmeyen herkes ‘neden geri kaldığımız’ konusunda ahkâm kesmeye başlar. -Hele bir de Avrupa görmüşler varsa- şehirciliklerinden, bilimde ve ilimde ilerde olmalarından bahsedilir. Öğretmenlere verilen değerden söz edilir, örnek olsun diye. Teknolojinin Batı’da ne kadar da ileri olduğu, teknolojik oyuncaklardan yola çıkılarak örneklendirilir. Böyle bir sohbete katılan herkeste bir eziklik, güvensizlik hissi hâsıl olur. Söz dönüp dolaşıp Osmanlı’nın büyüklüğüne gelir ve maziden medet umularak rahatlama yolları aranır.

Alparslan Açıkgenç, Bilgi ve BilimAslında bizlerin şurada burada yarım yamalak bilgilerimizle tartışmaya çalıştığımız ve bakış açımızın yanlışlığından sadre şifa bir çözüme kavuşturamadığımız meseleyi, Alparslan Açıkgenç hocamız “İslâm Medeniyetinde Bilgi ve Bilim” adını verdiği kitabında akıcı bir üslupla ve anlaşılır bir biçimde izah ediyor.

Bilim anlayışımız ilahi kaynaklı

İSAM Yayınları arasından 2006 yılında yayınlanan, 175 sayfalık kitap, giriş dışında beş bölüm ve sonuç kısmından oluşuyor. Giriş bölümünde “Dinin din olarak mahiyeti” ve “Bilimin mahiyeti ve tanımı”ndan bahseden Alparslan Açıkgenç, bilim için konu, yöntem, nazariyeler bütünlüğü ve bilgi birikiminin gerekliliğinden bahseder. Beslenmek zorunda olduğumuz ve herkesin aynı sindirim sistemine sahip olmasına rağmen farklı farklı mutfak kültürlerimiz olduğu gerçeğinden yola çıkarak her toplum için farklı bilim gelenekleri olmasının bir doğallık olduğunu ifade eder.

Birinci bölümde İslam medeniyetini “mucize bir medeniyet” olarak tavsif eden yazar; Kur’an’da ve ondan neşet eden hadislerde “ilim” kelimesine yapılan vurgu yoğunluğunu, İslam bilgi geleneğinin başlatıcısı olarak görmekte; Batı ve Yunan medeniyetlerinin aksine İlahi kaynaklı bir bilim anlayışına sahip olduğumuzu ifade etmektedir.

Her medeniyetin bilimsel süreç olarak aynı yolları farklı  yaklaşımlarla geçtiği ifade edilen kitapta, İslam bilgi geleneğinin “Dünya görüşü aşaması”nın Bizzat Kur’an ve Hazreti Peygamber tarafından oluşturulduğu dile getirilmektedir. “Dünya görüşü aşamasının” Batı medeniyetinde sekiz yüz yıl gibi uzun bir süreçte oluşmasına karşın İslam bilgi geleneğinde yirmi üç yıl gibi kısa bir zamanda oluştuğu izah edilmektedir.

İslam medeniyetinin âlem yapısının tevhid, peygamberlik, kıyamet ve haşir gibi temel kavramlardan yola çıktığı ifade edilmektedir.

İslam medeniyetinde bilimsel sürecin dünya görüşü aşaması, Kur’an’ın oluşturduğu âlem tasavvuru ile zihinleri şekillendirmiştir. Yunan medeniyetinde ise mitoloji ve tabiata bakış bu işlevi üstlenmiştir. Vahyin bilgiye çok özel bir yer vermesinden ve toplum fertlerinin zihinlerinde oluşan dünya görüşünün gelişkin öğretisel bir bilgi yapısına sahip olmasından kaynaklanmıştır.

islam medeniyetKûfe ekolü, Mekke ekolü gibi oluşumlar bize artık bilgi erbabı  denilen bir zümrenin varlığını gösterir.

Yunan felsefesiyle temasa geçiliyor

 “Yöntem ve Disiplinleşme Aşaması (750–850)” Bu devir aynı zamanda Yunan felsefesiyle temasa geçilen zamandır da. Yunan felsefesinin varlığı daha önceleri bilinmesine rağmen ilgi duyulmaya bu devirde başlanmıştır. Çünkü Müslümanların cevval ve oldukça güçlü bilgi gelenekleri bu ilgiyi daha sonralara ertelemeye neden olmuştur. Ancak kültürel temas ve ticari ilişkiler hicrî ikinci asırdan sonra bu geleneğe ilgi uyandırmaya başlamıştır.

Tüm bunlar bize, Yunan bilim geleneğinin İslam bilim geleneğini başlatan değil, daha sonraları etkileyen bir konumda olduğunu gösterir.

Bu dönemde Müslümanlar kendi uğraşı alanlarında yeteri kadar gelişme göstermemiş olan astronomi ve tıp gibi kevniyyat bilimlerine ve matematik, mantık gibi biçimsel bilimlere yönelerek bunların hızla gelişmesine katkıda bulunmuşlardır. Nitekim bu söz konusu bilimleri Yunan meslektaşlarından devraldıklarında bu bilimler artık Yunan bilim geleneği içinde durağanlaşmıştı. Müslüman bilim adamları sayesinde bu bilimler önemli mesafe kat etmiştir

Örneğin 184–232/ 800–847 yılları arasında yaşadığı sanılan Hârizmî cebir biliminin kurucusudur. Latinceye “alghorismo” şeklinde intikal eden ismi, diğer batı dillerinde, matematikteki “algoritma” (logaritma) işlemlerinin adı olarak yaşamıştır.

islam medeniyetBatı’daki bilim inançları tahrip etti

Bizim için Peygamberimizin “Ya rabbi faydasız ilimden sana sığınırım” şeklindeki duası bilim için bilimselliği reddetmeye delildir. Bunun yanı sıra “(Hakiki) ilim, Allah katındadır.” (Ahkâf 46/23; Mülk 67/26) İlahî buyruğu Müslüman bilim adamlarını “her bilim Allah’ın bir ismine dayanır; bilimsel ilerlemeler Allah’ı daha iyi tanımaya kapı açar” anlayışına sahip kılmıştır. Buna karşın Batı bilimi ilerledikçe zararlı bir duruma gelmiş ve dini inançları tahrip etmiştir. İslam ve Batı medeniyetini karşılaştırırken Batı kaynaklı “evrim anlayışı”, İslam medeniyetinde taraftar bulsa bile Evrim, Allah’ın bir ayeti olarak görülmüştür. Fakat Batı medeniyeti evrimi ateizme dayanak yapmıştır. Bu durum da, iki medeniyetin farklı dünya görüşlerine sahip olduğunu gösterir. Batı bilimi nesnellik ve bilimsellik adına, her tür dini ve ahlaki değere ilgisiz kalmıştır. Batı anlayışıyla din ya da diğer adıyla “dogmalar” bilim için ayak bağıdır. Bu yüzden Batı’da adeta şizofrenik ve birbiriyle uyumsuz, hatta çelişen iki zıt kişiliğe sahip bilim adamları görmekteyiz. İslam bilim zihniyetinde, Kur’an’ın “Allah size şah damarınızdan daha yakındır.” (Kâf 50/16) ilkesi hiçbir zaman göz ardı edilmemiştir. Böyle bir ahlâki temele oturan bilim, tabiatı tahrip etmediği gibi, dine ve ahlâki değerlere de saygılı olmuştur.

Müslüman fizikçi kimdir?

 “Müslüman fizikçi kimdir?” sorusunun cevabı olarak “İslam bilim anlayışına göre yetiştirilmiş fizikçidir.” diyebiliriz. Yoksa o, namazını kılan, İslâm’ın vecibelerini yerine getiren; fakat aynı zamanda Batı anlayışına göre araştırmalar yapan biri değildir.

İslam medeniyetinin gelişim aşamasında farklı eğilimlere sahip ekollerden bahsedilebilir. Din eğilimli ekoller önceleri hadisleri toplayıp sınıflamakla ortaya çıktılar. Tarih biliminin temeli de “geçmiş zaman” kavramının önem kazanması ve hadislere duyulan ilginin sistemleşmesi ile atılmıştır. Bu zamanda isimlerinin zikredilmeden geçilmemesi gerekenler İbn İshak (ö 207/823) ile talebesi İbn Hişam (ö 218/833)’dır. Bu konuda diğer önemli şahsiyetlere örnek olarak Vâkidî (ö 207/823) ve İbn Sa’d zikredilebilir. Bu çizgide Muhammed b. Cerir et-Taberî ve tarih felsefecisi olarak vazgeçilmez bilim adamı İbn Haldun’dan bahsedilmelidir.

islam medeniyetİbn Abbas Mekke hukuk ekolünün kurucusu kabul edilir. Ata b. Ebî Rebah, Ebu Hanife’nin de derslerine katıldığı Mekke fıkıh ekolünün müntesiplerindendir.

Siyasi eğilimli düşünce ekolleri Hariciyye, Kaderiyye, Mürcie ve Şia gibi ekollerle örneklenebilir.

Felsefe İslam’da hadisle var oldu

Müsteşriklerin iddiasının aksine “felsefe” İslam’da Yunan medeniyetinden yapılan tercümeler etkisiyle değil hadis, tefsir ve fıkıh gibi tabii yollarla “kelam” ismiyle var olmuştur.

Batılı  ünlü düşünür Jean-Jaeques Rousseau hakaret ifadeleri de kullanarak İslam’ın Batı’yı etkilemesini “İnsanları doğru yola getirmek için bir devrime ihtiyaç vardı; maalesef bu devrim hiç umulmayacak bir yöreden geldi. Nihayet bilimlerin aramızda tekrar doğmasına sebep olan işte bilgi yoksulu o Müslümanlardı.” sözleriyle dile getirmektedir. İslam’ın Batı’yı etkilemesi meanında bunun gibi daha birçok örnek vermek mümkündür.

Ahlak olmadan bilimsel üstünlük olmaz

Avrupalı  düşünürler tarafından “karolenj rönesansı” olarak adlandırılan süreç İslam medeniyetinin batıyı ne denli etkilediğinin diğer bir kanıtıdır.

İbn Haldun’un tarihî süreci organizmaya benzetmesinden yola çıkarak doğuş ve gelişim aşamalarından sonra İslam Medeniyetinin bir de duraklama ve çöküşünden bahsedilmelidir

Bir medeniyette bilimsel ilerlemenin devamı için “aslî bağlamsal şartlar”ın devamı gerekir. Bunun yanı sıra Alparslan Açıkgenç hocamız bir de “fer’i bağlamsal şartlar”dan bahsetmektedir. Hocamız aslî bağlamsal şart olarak “ahlak”ı işaret etmekte ve ”Ahlakî olgunluk elde edilmeden, bilimsel üstünlüğe erişilemez.” demektedir.

islam medeniyetİslam medeniyetinin kaynağı Hazreti Peygamberin topluma yüce bir ahlakla örnek olmasıdır. Çeşitli badireler atlatan İslam, içerden de “zındık”, “fâsık” ve “kâfir” nitelendirmelerinin, bilimsel eleştirinin yerini alıp karşı tarafı bilimsel değil dinî ithamla karşı karşıya bırakmasından dolayı büyük yaralar almıştır. Ahlâkî çöküntünün siyasi alanda kendini göstermesi meselâ halifeliğin saltanata dönüşmesi ders alınacak ahlakî bir sapmadır.

1918 Osmanlı medeniyetinin çöküş yılı

Bu fer’i ve aslî bozulmalar her ne kadar büyük bilim adamları  yetişse bile toplumda yayılmayı sağlayan yollar kapalı olduğundan pek varlık gösterilememiş ve artık çöküş hızlanmıştır. XIX. Yüzyıl artık İslam bilim geleneğinin âdeta süründüğü zamandır. Alparslan Açıkgenç 610 yılını başlangıç kabul edersek, Osmanlının da yıkılma yılı olan 1918 yılını İslam medeniyetinin çöküş yılı olarak kabul edebileceğimizi söylemektedir.

Bilimsel nazariyeler konularına göre çeşitli soyutlukta ve bilime zemin oluşturacak niteliktedir. Birinci seviyede soyut nazariyeler, ortamsal bağlam gibi gözlenemeyen bir yapıya sahiptir. Ancak yüksek düşünce seviyesine çıkıldığında bunların önemi kavranabilir. Örnek olarak Hegel, Fârabî ve İbn Sinâ’nın felsefî sistemleri gösterilebilir. Bunların pratik amaçları yoktur; ancak uygulamaya yönelik bir amacımız olduğunda bunlara yaslanmak da elzemdir. Böylece ikinci derecedeki nazariyelerle karşılaşırız. Bunlar bir öncekiler kadar soyut olmamakla beraber tamamen pratik de değildir. Üçüncü seviyedeki nazariyeler daha çok uygulamaya dönük nazariyelerdir. İşte medeniyet darboğazımız, medeniyet adına bilgi üreten bilim adamlarımızın birinci seviye nazariyelerden uzak olmaları; Hocamızın da ifade ettiği gibi “armut piş; ağzıma düş” düşüncesine sahip olmalarındandır. Örnek vermek gerekirse eğitim problemimiz için ne kadar büyük olursa olsun yabancı bir düşünüre başvurursak vuralım onun önereceği çözümler, birinci seviyedeki nazariyeye kendi medeniyetinin düşünce sistemine dayandığından bizim için gerekli çözüm olmayacaktır. Bizim problemlerimiz ancak bizim üst bilgi nazariyelerimizin kurulup çözümün o nazariye kaynaklı olmasıyla mümkün olabilir.

Bilim adamları hep üçüncü seviyede nazariyelerle muhatap olmak istediklerinden diğer seviyelerdeki daha soyut nazariyeleri “ayakları  yere basmamak” gibi gerekçelerle itham etmektedir.

Nereden düştüğümüzü bilmeliyiz

Medeniyet krizimizin çözümü için hayat, âlem, bilgi, değer ve insan gibi temel yapılarımızın üzerine tekrar eğilip, tüm bunları “Müslüman Dünya görüşü” süzgecinden geçirmeliyiz. Nerede düştüğümüzü bilmek nereden kalkmamız gerektiğini de işaretler.

Alparslan Açıkgenç hocamızın, kitabını gerçekten de duru bir zihinle yazdığı, verdiği bilgilerin tutarlılığından anlaşılıyor. Elbette bu konuda farklı şeyler de söylenebilir; söylenmiştir de. Alparslan Açıkgenç, bu kitapta, başlangıcından, çöküş zamanı dediği vakte kadar İslam medeniyetinin güçlü ve zayıf taraflarını akıcı bir üslupla ifade etmiş. Medeniyetimizin nelere dayandığı; ne yapıldığında güzel sonuçlara ulaşıldığı; neyin duraklamaya neden olup; neyin çöküntüye sebep olduğu ve neyin çözüm olabileceği ile ilgili ufuk açıcı bir eser ortaya konulmuş.

Bir kitabın iyi olup olmadığı başka okumalara kapı açmasıyla da ölçülür. Hocamızın kitabı insanda “kaybettiğimiz o cevvaliyet için neler yapılabilir?”, “neyi, nerde kaybettik?”  sorularını sordurup okuyucuya adeta gençlik aşısı yapmakta, medeniyetimizin gücüne işaret etmekte, başkalarının kavramlarıyla değil de kendi değer yapılarımıza yaslanarak, kendimiz olduğumuz bir dünya inşa etmeye davet etmektedir.

 

 

Halil Arslan tavsiye etti

Güncelleme Tarihi: 06 Mayıs 2016, 11:14
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
tespih
tespih - 8 yıl Önce

Bizim için Peygamberimizin “Ya rabbi faydasız ilimden sana sığınırım” şeklindeki duası bilim için bilimselliği reddetmeye delildir.

Ali Kılıçoğlu
Ali Kılıçoğlu - 8 yıl Önce

Alparslan Açıkgenç hocamı 20 yıl öncesinden tanıyan sıcak yuvasında ilgi ve ikramı ile müşerref olmuş bir hemşerisi olarak ilmi çalışmalarının ne denli kıymetli ve ufuk açıcı olduğu aşikardır.Yurtiçi ve yurtdışı faaliyetleri gözden uzak değil ve önümüzdeki dönemin ideal Milli Eğitim Bakanıdır bence.Meclis içinden veya dışından.Çalışmalarında başarılar dilerim.

banner8

banner19

banner20