banner17

Allahsız bilginin nesi kutsal olabilir ki?

‘Bilim söylüyorsa doğrudur’ yalanına inanmak zorunda mıyız? Günümüzde bilimlerin hangileri aslında bilim bile değil, cevabı bu kitapta.

Allahsız bilginin nesi kutsal olabilir ki?

Hakikati görmemizin önüne set çeken nice sanal gerçeklikle kuşatıldığımız asrımızda, bizi, başımızı yukarı kaldırıp diri kalmamızı sağlayacak olanı görmekten alıkoyan en büyük engellerden birisi de bilimin tek doğrulama ve yorumlama mercii olduğu yalanına inanmaya zorlanışımız olsa gerek.

İlkokul sıralarından üniversite amfilerine, televizyon ekranlarından gazete sayfalarına kadar gözümüzün gördüğü ve kulağımızın duyduğu her şey “Bilimin Kutsallığı”yla şekillendirilmiş olarak bize sunuluyor. Deneylerle ispatlanmayan, soğuk bir dilin -içi çoğu zaman boşaltılmış- terimleriyle açıklanmayan ve de Allah’la bağı kopartılmayan hiçbir şey “üstün ve ayrıcalıklı” bilim insanları nezdinde kabul görmüyor.

Modern insanın yaşadığı, gelenekten kopuk ve dinle ilişkisi bayram, cenaze ve bazen Cuma günlerinde gerçekleştirilen “atalar kültüne saygı” faaliyetlerinden ileri gitmeyen hayatın içerisindeki tek yıkıl(a)mayan put olan “bilim”e biat eden nice bilim insanının yanında, sayıları bunlara oranla son derece az olsa da,  onun tek kural koyucu olmasına karşı çıkan ve ona boyun eğerken düştüğümüz nice trajikomik durumu gözler önüne seren çeşitli düşünür ve araştırmacılar da eserlerini ortaya koyarak var olan algının kırılmasına katkıda bulunuyorlar.Bilim Kutsal Bir İnektir

Anthony Standen’in ilk baskısı 1950’de Amerika’da neşredilen Bilim Kutsal Bir İnektir adlı kitabı, beşikten mezara maruz kaldığımız “Tek gerçeklik vardır; o da bilimsel olandır.” düsturunun o kadar da doğru olmadığını ironik ve akıcı bir üslûpla ortaya koyuyor.

Bilim adamı olmak, kibirden bir kale olmak mı?

Sayfalarını çevirirken hem tebessüm ettiğimiz, hem de “Beni bunca yıllık eğitim-öğretim hayatımda bu malumat yığınıyla mı oyalamışlar!” diye hayıflandığımız kitabın ilk kısmı bilim adamının ne menem bir insan olduğu mevzuuna ayrılmış.

Konuşurken söylediği kelimelerden, yazarken kurduğu cümlelerden bir şey anlamadığımız; lakin kendisine sorgusuz sualsiz inandı(rıldı)ğımız bilim adamları –ya da son yıllarda onun bir başka versiyonu olan uzmanlar- acaba her zaman doğruyu söylüyorlar mı? Ya da sözü toplumun her kesimince değişmez ve eleştirilmez tek gerçeklik olarak kabul gören, laboratuarları daimi mesken edinen canlı türü olarak da görülebilecek bu insanlar her derde deva mıdır?

Standen, bilim adamının kelimelerle portresini çizerken, onun, önünde diz çökmek zorunda kaldığımız “Kutsal İnek”ten aldığı güçle diğer insanların üzerinde kurduğu tahakküme ve bu tahakkümün yarattığı kibire devamlı olarak göndermede bulunuyor. Sadece kibir mi? Kendisine güç ve dokunulmazlık veren “Bilimsel Gerçekliği” diğer insanlara da taşıyan bir misyoner gibi hareket eden bilim adamları, bu “Kutsal Bilgi”nin okul sıraları ve üniversite amfilerinde öğrencilerin beyinlerine nakşedilmesinden de kendilerini sorumlu hissetmektedirler. Tabii, bu bilgi aktarımdan memnun olan tek kesim bilim adamlarıdır. Zira kitabın yazarının da verdiği örneklerde olduğu gibi, çoğu kişinin hafızasında bilim denince ortaokul ve lise zamanlarında ezberlemeye mecbur oldukları sonu gelmez formüller, ömürleri boyunca görmedikleri ve büyük ihtimalle ömrü hayatlarının geri kalanında da göremeyecekleri canlıların hücre yapıları ile ispirto ocakları canlanacaktır.

Bilim Kutsal Bir İnektirFizik, kimya, biyoloji ve psikoloji her derde deva mı?

Standen’in kitabında en çok üzerinde durduğu nokta bilimin öğretilmesi meselesi. Zira varlığının dörtte üçünü dolaylamalara ve hayâl ürünü güçler ve çekim kuvvetleriyle varlığı ispatlanamamış maddelere borçlu olan bilimin tek gerçek (!) yol gösterici kabul edilmesi ve ışık hızını bilen ve protoplazmanın yapısına hâkim bireylerin yeryüzünde bir cennet inşâ edebileceklerine olan inanç hâlâ birçok düşünürün arkasında durduğu bir görüş.

Ulaştığı hiçbir netice değiştirilemez olmayan ve her ân alaşağı edilme riskiyle karşı karşıya bulunan bir bilim dalının insanı yanıltmaması mümkün müdür? Ya da insana dair bulgulara ulaşmak için zavallı fareleri sarhoş eden ya da uyuşturucu madde bağımlısı yaparak en sonunda da kesip biçmek suretiyle katleden adamları hakikate ulaşmada rehber edinmek ne derece doğrudur?

Deneyler bizi güldürüyor!

Kitaptaki ilgi çekici bölümlerden birisi de sosyal bilimlerin ele alındığı kısım. İnsanın farklı yanlarına hitap eden ve insanı anlamada çoğu zaman biyolojiden çok daha faydalı olan sosyal bilimlerin korelasyonlara ve hipotezlere boğulunca nasıl faydalı olmaktan çıkıp birer veri bataklığına dönüştüğüne dair birçok örnek kitabın ilgili sayfalarında yer alıyor.

Bilimsel olmanın olmazsa olmaz koşulu olan hipotezleri deneylerle sınamaya ve onun doğruluğunu kanıtlamaya dair verilen örnekler bizi hem güldürüyor, hem de bunları yapan adamların zekası konusunda şüpheye düşmemize neden oluyor.

Bilimin esas amacı ne

Anthony Standen, bilim adamlarının elinde bir yapboz tahtasına dönen bilimin ve bilimsel çalışmanın esas amacına dair şunları söylüyor: “ Bilimin ilk amacı Tanrı hakkında bilgi edinmek. O’nun eserleri yoluyla O’na hayranlık duymaktır. Eğer işe yarar bir şeyler çıkarsa ortaya – ki büyük miktarlarda çıkar-, daha iyi ya işte. Eğer bilim adamları işlerine bu açıdan baksalardı, bilime tapınmayı bırakırlar ve daha iyi bilim adamları olurlardı. Ve bilim hakkında rastgele bir mizah anlayışı geliştirirler, bu da onları bu kadar çok kez, bu kadar gülünç olmaktan kurtarırdı.”İsmet özel

Bilim Kutsal Bir İnektir kitabının sonuna, kitabın ülkemizdeki yayıncısı Şûle Yayınları tarafından- ana metinle arasında biraz uyumsuzluk olsa da– George F. Kneller’in Bir İnsan Çabası Olarak Bilim adlı kitabının özeti İsmet Özel’in çevirisiyle eklenmiş.

Bilim tarihi ve bilimin temellerini oluşturan fikrî altyapılara dair tarihî bir çerçeve çizmeye çalışan bu özet, bilimin seyrini takip etmek isteyen okuyucu için bir giriş vazifesi görüyor.

Cahit Saçak gülümseyerek ve hayret ederek okudu

Güncelleme Tarihi: 02 Ocak 2019, 14:42
YORUM EKLE
YORUMLAR
tespih
tespih - 7 yıl Önce

Bu yazıyı oluşturan arkadaşa yazısı için değil, medeni cesareti için teşekkür etmek gerek ! Çünkü bu tip düşünenlere bizim mahallede bile yeterince akademik veya entelektüel olmadığı için farklı bakılabiliyor.

banner19

banner13

banner20