Allah korkusu fikrini kalplere yerleştirin

Sadık Albayrak, Batı Emperyalizmine Karşı Osmanlı’nın Direnişi’nde devletin çoğunlukla istismar edilen, politik cereyanlar karşısında tutunamayan kurumları yanında, Batı düşüncesinin Batıya rağmen yerleşme çabalarını geniş bir kaynak taraması halinde gözler önüne seriyor.

Allah korkusu fikrini kalplere yerleştirin

https://www.ktpkitabevi.com/urun/osmanlinin-direnisi-9789753559461

Osmanlı’nın içte ve dışta direnişi, birçok kaynakta daha çok 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren başlatılır. Oysa 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar geçen sürede, sömürge savaşlarının cereyan ettiği toprakların hamisi olarak Osmanlı devlet nizamının bu topraklar üzerinde varlığını görmek pek mümkün değil. Bu noktadan hareketle Sadık Albayrak, Batı Emperyalizmine Karşı Osmanlı’nın Direnişi’nde devletin çoğunlukla istismar edilen, politik cereyanlar karşısında tutunamayan kurumları yanında, Batı düşüncesinin Batıya rağmen yerleşme çabalarını geniş bir kaynak taraması halinde gözler önüne seriyor.

19. ve 20. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nu geniş devletler kategorisinden çıkartarak, sömürge toprakları algısına açık hale getiren sebepler neydi? Özellikle Fransız ihtilali sonrası giderek hız kazanan milliyetçilik rüzgârı neticesinde çok uluslu devletlerin başında gelen Osmanlının tebaası olan milletlerin İttihat ve Terakki’nin dışa çok açık politikaları sonucunda aynı ideolojinin sözcüsü olmaları oldukça manidardır. Manidardır çünkü, sözkonusu milletler arasında öncelikli yere sahip Ermenilerin ve Arapların Jön Türkler ve Batılı devletler vasıtasıyla Tanzimat ve Islahat Fermanlarıyla ulaşmaya çalıştıkları hedef aslında imparatorluğun mümkünse kısa vadede dağılmasını sağlamaya yönelik çabalar zümresinden sayılmalıdır.

İlk baskısı 1981 yılında neşredilen kitap, Doğu’nun İsyanı ismiyle yayınlandığında dönemin sıkıyönetiminin tutumundan dolayı gözlerden bile isteye kaçırılmıştı. Aradan geçen otuz yıldan fazla bir zaman içerisinde, eserin nitelik olarak argümanlarıyla birlikte aslını devam ettirdiğini görüyoruz. Yani, Sadık Albayrak, son dönem Osmanlı devlet nizamına sokulmak istenen kundakları, doğal bir ritim halinde bugün Türkiye devleti meyanında devam ettirmek arzusunu duyanların hâlâ var olduğuna dikkat çekiyor. Geniş bir arşiv taraması ve kaynak okuması gerektiren çalışma, yedi bölümden oluşuyor.

Konu ile ilgili geniş bir arşiv taraması yapılmış

Kur’an ve Sünnet ekseninde devlet ve adalet kavramlarının yönetim katındaki yerini belirleyerek esere başlayan Albayrak, konuya hâkimiyetinin nişanesi olarak ayet ve hadisleri yeterince iliştirmiş. Bununla birlikte, eserde Osmanlı devlet nizamının geniş coğrafyalar boyunca sadece insan unsurunu değil, doğa ve hayvan hakları temelinde de bir sistem oluşturduğunu görüyoruz. Çalışmanın sonuna yerleştirilen vesikalar bölümünde, konu ile ilgili geniş bir arşiv taraması konuyu bütünlemesi bakımından önem arz ediyor.

20. yüzyılın hemen başında, 2. Abdülhamid Han’ın hal’ine giden yolda, Batı destekli, sözde aydınların Paris başta olmak üzere, imparatorluğu parçalamak niyetiyle kadrolaşması, Jön Türkler’in Osmanlı’ya karşı kullanılmaya müsait şartlarını etraflıca değerlendiren Avrupa devletleri nezdinde bir ayrıcalık oluşturmuştu. Devrin uleması arasında dahi, sömürgecilerin dilini kullanarak, azınlıklar meselesini şeriatın bir hükmü şeklinde yanlış değerlendirenler bulunuyordu. Bu noktada, dönemin sonradan en çok konuşulan isimleri arasında yer alan Derviş Vahdetî ve onun kurduğu İttihad-ı Muhammedî Fırkası’nın parti olarak dönemin İslâm düşüncesini yansıtması bakımından dikkat çeken yönleri olduğunu görüyoruz. Zira, 2. Meşrutiyet’in hemen akabinde kurulan, (4 Nisan 1909) fırka, nizamnamesinin birinci maddesine, “Cemiyetin reisi Hazreti Muhammed Mustafa’dır (s.a.v)” demek suretiyle, dönemin sözde ilericilerinin yıkıcı tavırları yanında hiç de gerici olmayan taleplerini sıralamaktadır.

Sadık Albayrak’ın özellikle belirttiği fikir akımları çerçevesinde, Osmanlı tebaasını doğrudan derinlikli bir biçimde etkilemeyen sosyalizm, komünizm vb cereyanları devlet ve millet pratiği bağlamında değerlendirmesi önemli bir ayrıntı. Zira devlet olarak insan temelinde yükselen bir imparatorluğun bu tip cereyanlara kapılmamış olmasını din ve adalet kavramları etrafında ele alan Albayrak, dönemin hadiselerini göz önünde bulundurur. Lenin başta olmak üzere, sözde ‘ilerici’ devlet adamı ve aydınların ‘yeni’ kavramlar etrafında buluşmalarını, ‘her milletin kendi kaderlerini tayin etme hakkı’yla izah eden düşüncenin gerçek yüzünü Rusya ihtilali sonrası ‘proletarya diktatörlüğü’ bağlamında değerlendirmiş olması önem taşıyor.

Dönemin aydınları arasında özellikle Said Halîm Paşa’nın Buhran-ı İctimaimiz isimli eserine vurgu yapan Albayrak, Paşa’nın şehid edilmesine kadar uzanan süreçte, Osmanlı Devletine yuvalanan hainleri sözkonusu eser üzerinden deşifre etmesi karşısında hayranlığını gizleyemez. Çünkü Paşa, devletin olumsuz gidişatına hal çaresi olması bakımından önemli tespitlerde bulunmuştur. Bu çareleri sıraladığı eserinde, sadece dönemin ruhuna değil, genel geçer bir şerh düşmüş olması açısından da ayrıcalık taşır. Said Halîm Paşa, eserinin bir yerinde şunları ifade etmektedir: “İslâm toplumunu teşkil eden kişilerin her biri iyi bir Müslüman, hatta kabil ise, en olgun bir Müslüman olmaktan başka hiçbir emel taşımamalıdır. Çünkü Müslümanların en iyisi insanların en iyisi demek olduğundan konumuza dayanak olan gaye, insan toplumunun besleyebileceği gayelerin en üstünüdür ki bu itibarla da en güçlü iman kanaatlere, en kırılmaz, en faydalı ve feyizli gayretlere kaynak olacağı tabiîdir. Bu gaye, tek kaynağı olan hakikat kadar sonsuz ve nihayetsiz en doğru ve en olgun bir mutlulukla insanlığı namlı kılacak eşsiz bir gayedir.”

(+)

Allah korkusu fikrini kalplere yerleştirin

Eserin Doğu’nun Osmanlı Devleti’ne bağlılığının nişanesi olarak halifelik kurumunun zayıflatılması ve mümkünse ortadan kaldırılması için Arapların isyan teşebbüslerini destekleyen sözde Osmanlı aydınlarının Avrupa devletleriyle işbirliğini geniş kaynak taraması neticesinde ortaya sermesi aynı zamanda bir ilk olarak önem taşıyor. Bu ilk oluş itibarıyla, eser boyunca Osmanlı Devleti’nin HİLÂL ve SALÎB mücadelesinde ana çareler olarak ileri sürülen fikirleri şöyle özetlemek mümkün: Halkı kuvvete değil, hakka mahkûm edin. Halkı zelil değil, azîz kılın. Halk arasında baskının doğmasına, haset ve nefretin çıkışına sebep olan asalet ve ruhaniyet imtiyazlarını kaldırın. Halk arasında gösteriş için değil, gerçekte bir eşitlik sağlayın. Cemiyet arasında muavenet fikrinin doğmasına yardım ile sağlanmasına çalışın. Allah korkusu fikrini kalplere yerleştirin.

Müslümanların geri kalmışlığını İslâm’ı anlamamış olmaya ve asırlardır İslâm âlimlerinin geçerli kıldıkları esas ve kaideleri rayına oturtup yürütememeye bağlayan Albayrak, Milâslı İsmail Hakkı’nın ifadeleriyle seslenir okura: “Hülasa olarak İslâm bir gün gelecek, feyizli nurlarını, görülmemiş derecede, bütün dünyaya yayacaktır. Şimdi biz Müslümanların omuzlarına düşen en mühim vazife, geri kalışımızın gerçek sebeplerini hakkıyla araştırıp, ortadan kaldırmaya ve yok etmeye çalışmak, vad olunan gayeye ulaşacağımıza inanmış olarak büyük bir azim ve tevekkülle cehalete karşı mücadeleye devam etmektir.”

İz Yayıncılık’tan çıkan ve geniş bir kaynak taramasının bütünlük olarak bir araya getirildiği eser, yılların gazeteci-yazarı Sadık Albayrak’ın önemli verimlerinden biri olarak övgüyü fazlasıyla hak ediyor.

Arif Akçalı yazdı

Güncelleme Tarihi: 24 Aralık 2018, 12:13
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
AHMET YAHYA
AHMET YAHYA - 6 yıl Önce

Üstadkeşke yazılarına bir yerlerde devam etse. Öğreneceklerimiz çok.Kendisiyle birlikte toprak altına gitmesin.Hem arzumuz,hem ricamız

banner19

banner13