banner17

Allah İçin Sevmek ve Bir Mürşidin Huzurundan Notlar

M. Fatih Çıtlak’ın “Huzur Defteri” serisi en çok da huzurlu zât-ı kiramları anlattığı için huzurlu bir kitap serisi. Malum, huzurda bulunanlar huzurlu olurlar. Serinin ikinci kitabında da Çıtlak, mürşidi huzurunda tuttuğu notlarında, İstanbul’un manevi sultanlarına, İstanbul’u İstanbul yapan güzel insanlara, bir devrin sohbet meclislerine kapı aralıyor. Büşra Arslan yazdı.

Allah İçin Sevmek ve Bir Mürşidin Huzurundan Notlar

Huzur Defteri - 2” aslında bir huzur kitabı… M. Fatih Çıtlak’ın “Huzur Defteri” serisi en çok da huzurlu zât-ı kiramları anlattığı için huzurlu bir kitap serisi. Malum, huzurda bulunanlar huzurlu olurlar. Huzurlu bakarlar. Kitapların içindeki notlar da huzurda tutulduğundandır ki huzur veriyorlar.

“Huzur Defteri” serisinin geçtiğimiz aylarda çıkan ikinci kitabına gelecek olursak, Fatih Çıtlak Hoca’nın mürşidi huzurunda tuttuğu notlar, İstanbul’un manevi sultanlarına, İstanbul’u İstanbul yapan güzel insanlara, bir devrin sohbet meclislerine, o meclisleri şenlendiren, hayatı pamuk ipliği misali ince ve hassas yaşayan Sultanların kerametlerine; günümüz insanlarının “efsane” addedebileceği fakat bize çok yakın, hatta bizzat aramızda bulunan manevi sultanların hikayelerine dair pek çok şey ihtiva ediyor.

Evvela kitabın en başında “besmele” niyetine Hz. İbrahim Ümmi Sinan’ın bir nutk-u şerifi yer alıyor: “Erenlerin sohbeti ele giresi değil/ İkrar ile gelenler mahrum kalası değil

Allah için sevmek

Nutk-u şerifin ardından sohbet adabı ve sohbetin mahiyeti hakkında bilgiler yer alıyor. Kitapta geçen şu söz ise belki de hayatın cevherinde duran remzi ve anahtarı bizlere fısıldıyor: “Allah için birbirini sevmenin yolu sohbetten geçer, geçmeli. Bu sevgiye ve tevhide hizmet etmeyen konuşmalar, oturup kalkmalar sohbet sıfatıyla nitelendirilmemeli.”

“Allah için sevmek” ifadesinin mahiyeti bana “Altın ve Bakır” filminde geçen bir repliği hatırlattı. Filmde, hayatını ilim tahsil etmeye adayan ve nihayetinde eşinin hastalığı sonucu medreseye devam edemeyen Molla Seyyid, tesadüfi olarak hocasının şu sözlerine şahid oluyordu: “Herkes bir ömür cennetin anahtarını aradı. Bir hazine ya da bir kimya, bir iksir. Mutluluğun sırrını yanlış yerlerde arıyorlar, orada olmadığı kesindir. Tüm bu mantık tek kelime ile özetlenebilir. İster buna anahtar deyin ister remz… Yüce Allah bu remzi Hz. Musa’ya bir kelimede özetledi: ‘Benim için sev, benim için buğz et.’ İşte bunun için tüm amellerin kabulünün remzi ‘Allah için sevmek’; kendi gönlün için de değil Allah için sevmek.”

Hâsılı “Allah için sevmek” libasını giyenler en çok da mürşidlerdir. Bu yüzden belki de Allah için sevmenin yolu sohbetten geçer. Mürşidin sevgisinin izharı da sohbetidir. Nitekim Ümmi Sinan Hz. nutk-u şerifinin diğer kısmında buyurduğu üzere; “Bir pınarın başına bir testiyi koysalar/ Kırk yıl orda durursa kendi dolası değil

Kabrinin üzerinde yedi sene hep zikir, evrad, tesbih ve namazla meşgul olmuştu 

Ölmeden evvel ölenlerin nice güzel mertebelere vasıl olduklarına dair kitapta güzel bir anekdot yer alıyor. Safer Efendi’nin dilinden, mürşidi Nureddin Cerrahi âsitânesi şeyhi Fahreddin Efendi’nin vuslatı şu şekilde vuku bulur: “Mürşid-i ekmelim Fahreddin Efendi göçtüğünde gözleri açıktı. Biz her ne kadar gözlerini kapatmak istesek de buna muvaffak olamadık. Bunun sebebini de kabre indirdiğimizde anladık. Şöyle oldu…

Vasiyeti üzere Kemal’le fakir kabre indik. Şeyhimin mübarek naaşı bizim kucağımıza verildi. Gene ondan öğrendiğimiz ve vasiyet ettiği üzere bu işi en güzel şekilde yapmaya gayret edecektik. Ama öyle bir şey vasiyet etmişti ki bunun nasıl olacağını ve yerine ne biçim bir tatbikat yapılacağını aklım hafsalam almıyordu. Çünkü kabre konulmasındaki vasiyeti şöyleydi: ‘Oğlum icâzemi sağ elime doğru uzatın, eğer ben kendim uzanıp da icâzemi almazsam elime icâze vermeyin.’

İş böyle olunca hüzün, korku, düşünce ve efkâr hepsi karmakarışık vaziyetteydi. Mübarek kefenini araladım, önce Kerbela toprağından yapılmış taşları koydum. İşte o an sanki bizi yıldırım çarptı. Taşları gözünün üzerine koymamızla iki gözünün kenarından kan aktı. Sonra icazeyi sağ eline doğru uzattım. Vallahi elini kaldırdı, avucumdan icazeyi aldı, göğsünün üzerine doğru icazeli olduğu elinin yumruğunu kapadı, kıbleye de kendisi döndü. Kemal’le birbirimize bakıyoruz ve ağlıyoruz. Adeta sarhoş vaziyetteyiz.”

Safer Efendi bu olağanüstü hadiseyi anlattıktan sonra bu hale imrenen ihvanına şöyle ikazda bulunur: “Ey ibadellah! İşte görün, ibret alın. Şimdi siz bu fevkalade güzel halleri görüp, yalanıp duruyorsunuz. Ama şunu unutmayın ki Fahreddin Efendi Hazretleri kendisini tanıdığım günden beri gece namazını, ibadetini hiç terk etmemiştir. Sabah namazının öncesinde ve sonrasında okuduğu evrad ve ezkârın da haddi hesabı yoktur. ‘Cennet oda’ diye bilinen ve kabrinin bulunduğu yer onun ibadethanesi, halvethanesi idi. Kabrinin üzerinde yedi sene hep zikir, evrad, tesbih ve namazla meşgul olmuştur. Böyle ölüme özeniyorsunuz, ‘Ah ne güzel olmuş,’ diye iç geçiriyorsunuz ama bunun öncesindeki ibadet ve taati görmezden gelmeyin.”

“Biz, Efendimiz’in kapısının eşiğine kadar gelebilmiş miyiz?”

Bir diğer hikâye ise “Sahaflar Şeyhi” Muzaffer Özak Efendi’ye dair… Her yerde sohbet meclisleri kurulur ama her sohbet meclisinden Muhammedî bir koku gelir mi Allahu âlem. Buy-i Muhammedî’nin geldiği sohbet meclislerine erişebilmek de ayrı bir saadet. Yer Sahaflar Çarşısı, Muzaffer Efendi’nin dükkânı… Bir hacı amca gelir içeri girmeden kapıdan selam verir. Direkt mevzuya girer: “Hoca fazla vaktini almayacağım, bir acayip rüya gördüm. Müsaitsen hemen anlatıp işime gideceğim.” der. Efendi’den destur alınca hacı amca hemen anlatmaya başlar. “Hocaefendi bu Beyazıt civarında bir camideydik. Bir zat minberde kalabalık cemaate hutbe okuyordu. Baktım mihrapta da Efendimiz bulunmakta. Caminin içerisinde tanıdığım zatlar da var, tanımadığım güzel simalı kişiler de. Hatta kapının eşiğinde de bizim tanıdığımız meşhur bir Hocaefendi durmakta. Neyse sonra bu minberdeki zat hutbesini îrâd etti. Ardından indi, Efendimiz’in yanına geldi. Efendimiz de memnun bir çehre ile o zatı kabul edip taltif etti. Bu rüyaya ne dersin?”

Muzaffer Efendi Hazretleri, “Maşallah, çok güzel. Allah Teala ziyaretini kabul etsin.” deyince adam yine aynı heyecanlı şekliyle, söz biter bitmez soruya ilave etmiş. “Yani Hocam bu mihrapta Efendimiz ile buluşan Hocaefendi hakkında ne dersin? Biraz daha anlat” deyince, Muzaffer Efendi: “Ya hu işte görünen çok açık seçik. Bu Hocaefendi, Efendimiz’in rızasına uygun sohbet ediyor. O’na kurbiyeti var, sohbet ettiği mecliste Efendimiz’in nazarı, kokusu bulunmakta…” derken hacı amca söze girmiş: “Tamam Hocam tamam, anladım. Müjdeyi sana vermek için geldim, çünkü o gördüğüm zât sizsiniz. Sizi gördüm hutbede. Hatta kapı eşiğinde olan Şemseddin Yeşil Hocaefendi idi.” der. Şemseddin Yeşil Hoca da dükkânın bir yerinde oturmaktadır. Muzaffer Efendi, Şemseddin Hoca’ya hürmetsizlik oldu diye çekinmiş. Yeşil Hoca, bu sözler üzerine ayağa kalıp şunları söylemiş: “Efendi, bu ne büyük bir müjde Elhamdülillah. Biz, Efendimiz’in kapısının eşiğine kadar gelebilmiş miyiz? Bahtiyar oldum, dilşâd oldum, bizlere müjdeler bahşettiniz, safa getirdiniz.” Bunun üzerine Muzaffer Efendi şunları söyler: “O hacı amcanın verdiği müjdeden çok Şemseddin Efendi’nin bu sözü bana ziyadesiyle tesir etti.”

“Huzur Defteri”nde, bir devri avuçlarında tutan ricalullah’a dair bu ve buna benzer pek çok anekdot hikaye ediliyor. “Kürt yattım Arap kalktım” diyen Ebu’l Vefa Hazretleri’nden İstanbul’da tüm tekkelerin birleşme ve karar alma mercii olan Sünbül Sinan Hazretleri’ne, Pir Nureddin Cerrahi Hazretlerinden Fahreddin Efendi ve Muzaffer Efendilere kadar uzanan silsileye dair kıssalar mevcut.

Kitap Sufi Yayınları’ndan çıkıyor. Fatih’te yürürken aynı zamanda tarihe yolculuk etmek, bu büyük zevat-ı kirama dair daha fazla malumat sahibi olmak isteyenlere tavsiye olunur. Onlardan bir parça koku almak niyazıyla…

M. Fatih Çıtlak, Huzur Defteri – 2, Sufi Kitap

 

Büşra Arslan

Güncelleme Tarihi: 30 Kasım 2018, 17:46
YORUM EKLE
YORUMLAR
pınar
pınar - 1 yıl Önce

Ne hoş, az öz, latif bir üslubunuz var. Teşekkür ederiz. Okuduk ve hafifledik. Yeni güzelliklerde buluşmak üzere "o koku"nun sarhoşlarından olmayı dileriz. Sevgiler.

mustafa
mustafa - 1 yıl Önce

yazıda geçen fahreddin efendinin eline icazesini verdim cümlesi ne anlama geliyor?

banner19

banner13

banner20