Allah hadisleri korumuştur

"Peygamber Efendimizin mirâsı olan hadis-i şerîfler, İslâm büyüklerinin bu üstün gayretleri sayesinde bize sapasağlam gelebildi. Ömürlerini hadis ilmine adayan muhaddisler, hadislerin sahîhlerini zayıflarından ayırmak ve hadis diye uydurulan rivâyetleri ortaya çıkarmak için büyük gayret gösterdiler ve bu yönde çeşitli eserler kaleme aldılar." Mehmet Yaşar Kandemir yazdı.

Allah hadisleri korumuştur

Hadis ve sünnet karşıtları şöyle diyor:

Allah sadece Kur’an’ı korumayı üstlenmiştir; hadisleri korumak için bir güvence vermemiştir. Delilleri de şu âyet-i kerîmedir:

"Elbette zikri Biz indirdik ve elbette onu Biz koruya cağız."[1]

Onlara göre bu âyet-i kerîmede geçen "zikr" kelimesi, hadisleri değil sadece Kur'an'ı ifâde eder. Şayet hadis ve sünnet Kur'an gibi dinin asıl kaynaklarından biri olsaydı, Allah onu da koruduğunu belirtirdi.

Bu söz son derece tutarsızdır. Şöyle ki:

"Zikr" İslâm Şerîati Demektir

"Elbette zikri Biz indirdik ve elbette onu Biz koruyacağız" âyet-i kerîmesindeki "zikr", hadis ve sünnet karşıtlarının dediği gibi sadece Kur'ân-ı Kerîm değildir.

"Zikr" kelimesi Arapça olduğuna göre, Kur'ân-ı Kerîm'de elli iki yerde geçen bu kelimeyi önce Arap dili açısından incelemek gerekir.

Ünlü Arap dili, tefsir ve hadis âlimi Firüzâbâdî'nin (v. 817/1415) Kur'ân-ı Kerim'in inceliklerine dair Besairu zevi't-temyiz fi letâifi'l-kitâbi'l-aziz adlı eserinde naklettiğine göre, "zikr" kelimesi Kur'ânı Kerim'de yirmi aynı anlamda kullanılmıştır:[2]

Kur'ân-ı Kerîm, şerîat, sünnet, risâlet, haber, tövbe, ibret, şeref, ibâdet, şefâat, korumak, hatırlatmak bu anlamlardan birkaçıdır. Demek oluyor ki "zikr"i sadece Kur'ân-ı Kerîm diye anlamak doğru değildir.

Kâinatın Rabbi kullarına, dünyada nasıl yaşayacaklarını öğretmek üzere Resûl-i Ekremi ile bir din ve şeriat göndermiştir. Bu âyet-i kerîme ile de, gönderdiği dini ve şeriati bizzat koruyacağını va'd buyurmuştur.

"Zikr" kelimesini "şerîat" diye anlamak gerektiğini şu ayet-i kerîme de göstermektedir:

"Onlar ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa Allah nûrunu mutlaka tamamlamak istiyor; kâfirler isterse hoşlanmasın."[3]

Allah’ın tamamlamak istediği nûru nedir?

Kullarına, dünya ve âhirette mutlu olmaları için Peygamberiyle gönderdiği şeriatıdır. Kur'ân-ı Kerîm de hadis-i şerifler de şeriatı oluşturan iki ana kaynaktır.

Hadis ve sünnetin de şeriat olduğunu gösteren deliller den bir diğeri, Peygamber aleyhisselâmdan bahseden şu âyet-i kerîmedir:

"O kendi hevâ-hevesine göre konuşmaz. Onun söyledikleri kendisine vahyolunandan başka bir şey değildir. "[4]

Bu ayet-i kerîmeye göre Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin hadisleri vahiy mahsulüdür.

Ünlü Malikî fakihi Şâtibî (v. 790/1388), bu âyet-i kerîmede geçen "vahy" kelimesinin "şeriat" mânasında kullanıldığını söyler ve şöyle der:

"Hadis, ya Allah'tan gelen bir vahiyden ibarettir, ya da kitap veya sünnetten sahih bir vahye dayanan, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin mûteber bir ictihadıdır. "[5]81

Demek oluyor ki, Fahr-i Âlem Efendimizin dini öğretmek ve açıklamak için söylediği her söz şeriattır, vahiy mahsulüdür ve Allah Teâlâ'nın koruması altındadır.

Çünkü şu âyet-i kerîmede açıkça görüldüğü gibi, Allah Teâlâ Peygamber Efendimiz'e Kur'ân-ı Kerim'i açıklama görevini vermiştir:

"Sana, kendilerine gönderileni insanlara açıkla man, onların da üzerinde düşünmeleri için bu Kur'an'ı indirdik."[6]

Bu ayet-i kerîmeye göre hadîs-i şerîfler, Kur'ân-ı Kerim'in açıklaması, yani tefsiridir. Şâyet Kur'an-ı Kerim'in tefsiri olan hadis-i şerifler korunmamış olsaydı, sahâbe neslinden sonra gelen Müslümanlar, Allah'ın kitabını doğru dürüst anlama imkânından mahrum kalacaklardı.

İmam-ı Azam Ebu Hanife:

"Sünnet olmasaydı, hiçbirimiz Kur'an'ı anlamazdık" derken bunu dile getirmişti.

Müslümanlar sadece sahabe neslinden ibaret olmadığına göre, kıyamete kadar gelecek nesiller, kendi kitaplarını doğru bir şekilde anlamak için onun tefsirine, yani hadis-i seriflere ihtiyaç duyacaklardı. Şayet hadis-i şerifler korunmamış olsaydı, şeriatın bir kısmı da korunmamış olacaktı.

Evet, ünlü fakih, muhaddis ve tarihçi İbni Hazm'in de (v. 456/1064) dediği gibi, Resulullah Efendimizin sahih sünneti Allah Teâlâ tarafından korunmuştur."[7]

Hadis ve Sünnetin Korunduğunu Gösteren Âyetler

Buraya kadar, hadis ve sünnetin Kâinâtın Rabbi ta rafından korunduğunu gösteren iki ayet-i kerîme gördük. Bunlardan biri, Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin "hevâ-hevesine göre konuşmayacağını" belirten âyet, diğeri de ona "Kur'ân-ı Kerîm'i açıklama görevi verildiğini" gösteren âyettir.

Bu konudaki üçüncü bir âyet-i kerîme şudur:

"Kur'an'ı toplamak da, okutmak da Bize aittir. Biz onu sana okuduğumuzda, sen onun okunuşunu izle! Sonra onu açıklamak da Bize âittir."[8]

Rabbimiz bu âyet-i kerîmede "Kur'an'ı açıklamak Bize aittir" buyuruyor. Görüldüğü üzere, Cenâb-ı Hak indirdiği bir âyetin nasıl anlaşılması gerektiğini Peygamberine vahy ediyor, o da bu açıklamayı ümmetine bildiriyor. Bu da hadis ve sünnetin vahiy kaynaklı olduğunu açıkça gösteriyor.

Ayan beyân görüldüğü üzere, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin tek görevi, ayet-i kerîmeleri insanlara duyurmaktan ibâret değildir. Bir diğer görevi de, sözleri ve uygulamalarıyla ayet-i kerîmeleri açıklamaktır.

Burada onun şu hadîs-i şerîfini hatırlamalıyız:

"Şunu iyi biliniz ki, bana Kur'an-ı Kerîm ile birlikte onun bir benzeri daha verilmiştir. "[9]

Demek oluyor ki Allah'ın Resûlü'ne Kur'ân-ı Kerîm vahyedildiği gibi hadîs-i şerîfler de vahyedilmiştir. Bu sebeple Kur'ân-ı Kerîm'e "vahy-i metlûv", hadis ve sünnete de Kur'an dışındaki vahiy anlamında "vahy-i gayr-i metlüv" denmiştir.

Acaba Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Kur'ân-ı Kerîm'den başka vahiy aldı mı?

Şimdi Fahr-i Kâinât Efendimizin şu ifâdelerini dikkatle okuyalım:

Rabbimin gönderdiği elçi (Cebrail) bana geldi ve ümmetimden Allah'a şirk koşmadan ölen kimsenin cennete gireceğini haber verdi..."[10]

"Cebrâil benim kalbime şöyle vahyetti... "[11]

Evet, burada bir daha söyleyelim ki, bu iki hadis-i şerif ten de anlaşıldığı üzere, Cebrail aleyhisselâm Peygamber-i Zîşan'a Kur'an-ı Kerim'i vahyettiği gibi, Allah Teâla'nın emriyle hadis ve sünneti de vahyetmiştir.[12]

 Zahid ve muhaddis Hassan ibni Atıyye'nin (v. 130/748) şu sözü, ilk devir âlimlerinin bu konudaki görüşünü ortaya koymaktadır:

"Cebrail, Nebî aleyhisselama Kur'ân-ı Kerîm'i indirdiği gibi sünneti de indirmiş, Kur'ân-ı Kerîm'i öğrettiği gibi sünneti de öğretmiştir."[13]

Cebrail aleyhisselâm Fahr-i Cihân Efendimiz'e Kur' an-ı Kerim'i, bir harfini bile değiştirmeden tebliğ ederken, diğer ilâhî buyrukları dilediği şekilde iletmiş, Allah'ın Resûlü de onları kendi ifadeleriyle

Bu açıklamadan sonra Allah Teâlâ'nın hadis ve sünneti neden koruduğu daha iyi anlaşılacaktır. Çünkü onları Resûl-i Ekrem'ine Cenâb-ı Hak vahyetmiş, bunun için de vahyini korumayı üstlenmiştir.

Bu nasıl bir korumadır?

Kâinâtın Rabbi, mü'minlerin kalbine, Peygamberlerinin bu emânetine sahip çıkmayı ve onu korumayı ilhâm etmiş, onlar da bugüne kadar hadisleri koruya gelmişlerdir. Elbette Müslümanlar kıyâmete kadar da bu görevlerini de var ettireceklerdir.

Zaten: "Allah seni insanlardan koruyacaktır"[14] âyet-i kerimesi, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin kendisi gibi, sünnetinin de korunacağını göstermektedir.

Hadis ve Sünnetin Korunduğunu Gösteren Hadis-i Şerîfler

Allah Teâlâ'nın, Peygamber mîrâsını Ümmet-i Muhammed eliyle muhafaza buyurduğunu gösteren hadis-i şeriflerden ikisi şöyledir:

"Benden sonra sağ kalanlar pek çok ihtilâf görecektir. O zaman sizin üzerinize gerekli olan, benim sünnetime ve doğru yolda olan Hulefâ-i Râşidîn'in sünnetine sarılmanızdır. Bu sünnetlere sımsıkı sarılınız. Sonradan ortaya çıkarılmış bid'atlerden şiddetle kaçınınız. Çünkü sonradan ortaya çıkan her şey bid'at, her bid'at de sapıklıktır. "[15]

  • "Size iki şey bırakıyorum. Onlara sıkıca yapışırsanız yolunuzu kaybetmezsiniz: Biri Allah'ın kitabi Kur'an, diğeri Peygamberinin sünneti."[16]

Ümmet-i Muhammed, bu tür Peygamber buyrukları sebebiyle onun hadis ve sünnetine sıkı sıkıya sarılmış, onları korumuş, sahîh hadislere uydurma rivayetlerin karışmasını önlemişlerdir.

Kur'an'ın Korunması, Sünnetin de Korunmasıdır

Kur'an-ı Kerim'in korunacağını belirten âyet-i kerîme, hadis ve sünnetin de korunacağını gösterir. Çünkü hadis ve sünnet Kur'an'a tabidir. Daha önceki bölümde açıkladığımız gibi, hadisler Kur'an-ı Kerim'in kapalı yönlerini açıklar, sınırlandırılması gereken yönlerini sınırlandırır, genel hükümlerini belirgin hâle getirir ve kapalı yönlerini izah eder. Hâl böyle olduğuna göre, Kur'an ve Sünnet'i birbirinden ayrı düşünmek mümkün değildir.

Peygamber sallallahu aleyhi veselleme tâbi olmayı ona itaat etmeyi, onun verdiğini almayı, yasakladığından uzak durmayı emreden şu ayet-i kerimeler Allah Teâla'nın hadisi ve sünneti de koruduğunu gösterir:

"Ey îmân edenler! Allah'a itaat edin, peygambere itaat edin. "[17]

"De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın."[18]

 "Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında meydana gelen anlaşmazlıklarda seni hakem yapmadıkça, sonra da verdiğin hükümlere, içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tamamen teslim olmadıkça, mü'min olamazlar."[19]

"Peygamber size ne verdiyse alın, neyi yasakladıysa ondan sakının."[20]

Bu ve benzeri âyet-i kerîmeler, Muhammed aleyhi selamın herhangi bir insan değil, kendisine vahiy gelen, hevâ-hevesine göre konuşmayan, ağzından çıkan her söz Allah katında makbul olan ve Allah'ın kitabını tefsir eden bir şahsiyet olduğunu gösterir.

Allah Hadisleri Kullarıyla Korumuştur

Allah Teâlâ Resûl-i Ekrem'ini Peygamber olarak gön dermeden asırlar önce, onun hadis ve sünnetini muhafaza edecek gönüller hazırladı. Şöyle ki:

Arapların büyük çoğunluğu okuma-yazma bilmezdi. Çok önem verdikleri soy bilgilerini (ensâb), şairlerinin şiirlerini, hatiplerinin konuşmalarını ezberleyerek nesilden nesle aktarırlardı. Bu sebeple ezberleme kabiliyetleri çok gelişmişti. Hemen her kabilede, uzun bir kasideyi bir duyuşta ezberleyebilecek kimseler vardı.

İşte hafızaları böylesine güçlü insanlar, âlemlere rahmet olan bir peygambere ümmet olmanın derin heyecanıyla onun hadîs-i şeriflerini yutarcasına ezberlediler.

Peygamber aleyhisselâmın mübârek ağzından çıkan her bir sözün, yaptığı her bir hareketin din demek olduğu nu anlayınca onunla ilgili her şeyi tesbit etmeye çalıştılar. Allah'ın Elçisi'nin neler söylediğini, ne yaptığını, nasıl ibadet ettiğini, hiçbir şey yapmadığı zaman bile nasıl davrandığını, nasıl gülümsediğini, nasıl uyuduğunu ve uyandığını ilgiyle araştırdılar ve Fahr-i Alem Efendimizin her halini bütün ayrıntılarıyla öğrendiler.

Bunun içindir ki, daha önce de söylediğimiz gibi, Câbir ibni Abdillah radıyallahu anhüma, kimseden duymadığı bir hadisi, Peygamber aleyhisselâmdan duyduğunu öğrendiği Abdullah ibni Üneys'den öğrenmek ve onun gerçekten bu hadisi resulullah sallallahu aleyhi vesellemden işitip işitmediğini tesbit etmek için deve sırtında Medine'den Şam'a gitti.[21]

Ebû Eyyûb el-Ensari radiyallahu anh, mü'minin ayıbını gizleme konusundaki bir hadisi Ukbe bin Amir ile müzakere etmek için tıpkı Hz. Cabir gibi deve sırtında Medine'den Mısır'a yolculuk etti.[22]

Sadece ashâb-ı kirâm değil, tâbiin nesli de hadisler konusunda aynı titizliği gösterdiler. Tâbiin âlimlerinden Ebü'l Aliye er-Riyâhî (v.90/709) şöyle demiştir:

"Biz sahâbenin rivâyetlerini birilerinden duyardık, fakat bununla yetinmez, o rivâyetleri bizzat Resûl-i Ekrem'den duyan sahâbîleri bulur ve onu kendi ağızlarından işitirdik. "[23] Ashâb-i kirâmın dini öğrenmek için gösterdiği çabayı Resûlullah Efendimiz görür ve takdir buyururdu.

Peygamber Efendimizin sahâbe-i güzîni, onun huzûrunda ilim öğrenmekle kalmaz, öğrendiklerini iyice pekiştirmek için kendi aralarında bazen topluca, bazen tek başına bu hadisleri müzâkere ederlerdi. Meselâ Ebû Hüreyre radıyallahu anh gecesini üçe ayırır; üçte birinde namaz kılar, üçte birinde uyur, geri kalan üçte birinde ise Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin hadislerini müzakere ederdi.[24]

Hadisleri müzâkere etmek çok önemliydi. İşte bunun için Hz. Ali, Abdullah ibni Mes'ûd, Abdullah ibni Abbâs, Ebû Saîd el-Hudrî gibi önde gelen sahâbîler kendilerinden hadis öğrenenlere, öğrendikleri hadisleri müzâkere etmelerini tavsiye ederlerdi.[25]

Peygamber Efendimizin mirâsı olan hadis-i şerîfler, İslâm büyüklerinin bu üstün gayretleri sayesinde bize sapasağlam gelebildi. Ömürlerini hadis ilmine adayan muhaddisler, hadislerin sahîhlerini zayıflarından ayırmak ve hadis diye uydurulan rivâyetleri ortaya çıkarmak için büyük gayret gösterdiler ve bu yönde çeşitli eserler kaleme aldılar. Allah Teâlâ, Resûlü'nün hadislerini işte bu yiğitler eliyle korudu. Şüphesiz kiyâmete kadar da hadis ve sünneti koruyan Koçyiğitler yetiştirecektir.

Prof. Dr. Mehmet Yaşar Kandemir

Dipnot:


[1] Hicr 15/9

[2] III, 13.

[3] Tevbe 9/32.

[4] Necm 53/3-4.

[5] Şâtibi, el-Muvafakat, II, 291, IV, 335.

[6] Nahl 16/44.

[7] İbni Hazm, el-İhkám fi usûli'l-ahkâm, I, 122.

[8] Kıyâmet 75/17-19.

[9] Ahmed ibni Hanbel, Müsned, IV, 130-131, nr. 17306; Ebû Dâvûd, Sünnet 5, nr. 4604.

[10] Buhârî, Cenâiz 1, nr. 1237, Hars 16, nr. 2337; Müslim, îmân 153, nr. 94.

[11] Beyhaki, Ma'rifetü's-sünen ve'l-asar (Kal'acî), I, 102, nr. 20;a. ashâbına aktarmıştır. mlf., Ş'abü'l-imân (Hamid), II, 406, nr. 1141; Begavi, Şerhü's sünne (Amaût, Ṣaviş), xiv, 304, 305, nr. 4111, 4112.

[12] Darimi, Mukaddime 49, nr. 608; Ebû Davûd, el-Merásil (Su'ayb Arnaud) s.361, nr. 53688

[13] İmâm Şafii, Müsned (Fahl), IV, 64, nr. 1798. naud), s. 361, nr. 536.

[14] Mâide 5/67.

[15] Ebû Davüd, Sünnet 5, nr. 4607; Tirmizi, İlim 16, nr. 2676; İbni Mace Mukaddime 6 nr, 43.

[16] Malik, Muvatta, Kader 3.

[17] Nisâ 4/59.

[18] Al-i İmrân 3/31.

[19] Nisâ 4/65.

[20] Haşr 59/7.

[21] Ahmed ibni Hanbel, Müsned, III, 495, nr. 16138; Hakim, el-Müstedrek (Atà), II, 475, nr. 3638.

[22] Abdürrezzak, el-Musannef (A'zami), X, 228-229, nr. 18936; Ahmed ibni Hanbel, Müsned, IV, 153, 159, nr. 17526, 17593.

[23] İbni Hacer el-Askalânî, Fethü'l-bârî (Hatib), I, 175.

[24] Hatib el-Bağdadi, el-Câmi' li-ahlâkı'r-ravi (Tahhan), II, 264, nr. 1806.

[25] Hakim, el-Müstedrek (Atâ), I, 173, nr. 323.

Yayın Tarihi: 02 Haziran 2022 Perşembe 09:00 Güncelleme Tarihi: 02 Haziran 2022, 15:35
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mustafa Küçük
Mustafa Küçük - 4 hafta Önce

Hayy ve kayyuum olan Hz Allah cc ebeden razı olsun muhterem hocam. Rabbim Hz Muhammed sav e komşu eylesin.

banner19

banner26