banner17

Allah'a yönelişi hiç bitmedi Saba'nın

Ziya Osman Saba’nın bütün şiirleri Cümlemiz ismiyle yeniden yayımlandı. Ömer Yalçınova Cümlemiz özelinde Ziya Osman Saba'nın ruh dünyasına ve şiirine değindi.

Allah'a yönelişi hiç bitmedi Saba'nın

https://www.ktpkitabevi.com/urun/cumlemiz-butun-siirleriZiya Osman Sabanın bütün şiirleri Cümlemiz (2014, Can y.) ismiyle yeniden yayımlandı. Hem bireysel hem de toplumsal yönüyle farklı bir incelik, tazelik ve canlılık sunan Cümlemiz'in içindeki şiirler 1927-1957 yılları arasında yazılmış. O yıllar bir yanda hece şiiri, yani Necip Fazıl Kısakürek ve Cahit Sıtkı Tarancı, diğer yanda serbest şiir, yani Nazım Hikmet ve Orhan Veli… Bununla birlikte yeni bir kuşağın oluşumu: İkinci Yeni. Yahya Kemal henüz hayattadır ve şöhretinin zirvesindedir. Ziya Osman Saba bu üç yönelişin de yoğun bir şekilde yaşandığı yıllarda şiir yazar. Ve onun şiirinde bu yönlerin hepsi de kristalize edilmiş bir şekilde bulunabilir. 

Aslında Ziya Osman Saba kendini ortamdan olabildiğince soyutlamış değildir. Mehmet Erdoğan’ın dediği gibi Ziya Osman şiirine “küçük bir ada” gözüyle bakabiliriz. (“Şiirimizde Küçük Bir Ada: Ziya Osman Saba”, Eleştiri Denemeleri, Dergâh y., 2014) Fakat bu ada, içinde bulunduğu denizin, hatta okyanusun dört bir tarafına bakabilmekte ve onları bir şekilde yansıtabilmektedir. 

Hece şiirinin başarılı örnekleriyle karşılaştığımız 1940’lı yıllara baktığımız zaman, “ruh”, “gece”, “yalnızlık”, “rüya”, “hafakan”, “ölüm”, “hatıralar”, “korku”, “çocuk”… gibi konuların fazlasıyla işlendiğini görürüz. Necip Fazıl’da bu barizdir. Cahit Sıtkı ve Ahmet Hamdi’de yine öyle. O zamanlar daha genç diyebileceğimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın halen neredeyse sevilen tek kitabı Çocuk ve Allah da üç aşağı beş yukarı aynı çerçeve içindedir (“Çocuk ve Allah’ın Düşündürdükleri”, Fayrap Nisan 2012).

Dönemin şairlerinin bunalımları

Bu şiirlerde atmosfer karalıktır. Şair yalnızdır; hiçbir şeyle tesiri geçirilemeyen, iflah olmaz bir yalnızlık bu. Habislik vardır, şiir neredeyse geceden hiç çıkamaz, gün yüzünden habersizdir. Şair hafakanlar geçirmektedir. Vesvese almış başını gitmiştir. Şairlerin çoğu Baudelaire, Rimbaud, Verlaine hayranıdır. Devlete ne tam bir güven duyulabilir ne de ondan bütünüyle vazgeçilebilir. Henüz I. Dünya Harbi’nin yıkıcı etkisi tamamen ortadan kaldırılamadan II. Dünya Harbi’nin sirenleri çalmaya başlamıştır. Ümitsizlik, boşlukta olmak, Batılılaşma, kendi kimliğinden soyunmak… dönemin genel atmosferine sirayet etmiştir. Ben neyim, neden dünyadayım, neden yaşıyorum gibi sorular sık sık sorulur ama net bir cevap bulunamaz.

Aynı karamsar tabloyu, bakış açısını ve bir isyana, yıkıcılığa, acı çığlığa dönüşen eleştirelliği daha net görmek için Necip Fazıl'ın otobiyografik eseri Bâbıali'ye, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın ölümünden sonra gün yüzüne çıkarılan Günlüklerin Işığında, Tanpınar'la Başbaşa'sına, Peyami Safa ve Yakup Kadri'nin romanlarına, Sabahattin Ali'nin İçimizdeki Şeytan romanına bakılabilir. Tanzimat’tan beri gelen bu karamsar ve habis atmosfer aslında dünya edebiyatını da sarmış, II. Dünya Harbi ve sonrasında zirveye ulaşmış, bütün biçim ve değerleri yıkmıştır.

Ziya Osman Saba’nın Geçen Zaman kitabında bu özellikler kendini gösterir. Bunların Çoğu heceyle yazılmıştır, içlerinde serbest şiirin başarılı örneklerine de rastlanır. Cahit Sıtkı şiirinin Ziya Osman şiiri üzerindeki etkisi de en çok bu dönemde görülür. “Ölüm”, “yalnızlık”, “fanilik”, “mutsuzluk” vb. konular Ziya Osman’ın şiirinde de Cahit Sıtkı şiirindeki kadar etkileyici ve her şeyi belirleyici konumdadır. Bir farkla! Ziya Osman kendini bunlara bırakmaz. Cahit Sıtkı’dan en büyük farkı budur. Ziya Osman kendine tutunacak dal arar ve bulur. Bunlardan biri Allah’tır. Ziya Osman o dönem şairlerinin hiç birinde bulunamayacak kadar “münacat” yazar. “Kurban”, “Rabbim, Nihayet Sana”, “Minareler”, “Hayret”, “Yeniden Başlayış”, "Herkesin Evi İçin"… gibi. Rabbine yönelen Ziya Osman gayet samimidir. Onda “Allah”, kültürel bir öğe veya metafor değildir. Yaşanan hayatın içindedir ve belirleyicidir. Şikayetler, memnuniyetsizlikler, sorular Allah’a yöneltilmelidir. Dertleşilecekse yine Allah’tan daha güzel bir dost yoktur. Her şey ona dönük ve onun çevresinde düşünülmelidir. Ziya Osman, bu yönelişiyle dönemin şairlerine, şiir anlayışına fark atar.

İkincisi, Ziya Osman’da “bahar”, “çocuk”, “sabah”, “güneş”, ayrıca sevgiyle işlenen “hatıralar”, ders çıkarılması gereken “fanilik bilinci” vardır. Bunlar da onun çevresini aydınlatan kelime ve konulardır. Zannımca Ziya Osman’ın “çocukluk özlemi” abartılmıştır. Bahar kelimesi veya güneş, onun şiirinde daha çok yer tutar. Çocukluk, saflık demektir. Mehmet Kaplan’ın ifadesiyle “…sevgide çocukça, çocukluğa has bir taraf vardır.” Ziya Osman da ne zaman sevgiyle kaleme sarılsa, sevgiyi anlatmak istese veya kurtuluş olarak sevgiyi görse, ister istemez çocukluğa dönük konuşmaya başlar. Fakat onda aile, anne, baba, nişanlı, eş, kardeş, evlat, aile, memur da vardır. Ziya Osman’ın konuları sanıldığı gibi sınırlı değildir. Dönemi içindeki diğer şairlerden daha geniş bir spektrumu vardır. Bakış açısı geniştir, geniş bir alanı tarar. Fakat bunu bireysellikten çıkmadan, birey olarak kendisini ilgilendirecek düzeyde tutar. Nazım Hikmet ve Necip Fazıl’ın fırtına gibi estiği, toplumsalın alabildiğine vurgulandığı, siyasi damarın her dönemde olduğu gibi baskın karakter olarak kendini gösterdiği bir dönemde Ziya Osman şiirinin fark edilmemesi biraz da bu yüzdendir.

Bağımsız bir şahsiyet ortaya koydu 

Ziya Osman Garip şiirine de kayıtsız şartsız kendini bırakmış değildir. Ziya Osman’ın okuyucuyu büyüleyen, çok sıkı diyebileceğimiz çıkışları yoktur. Fakat şiirde çıtayı kolay kolay düşürmez. Şiirle bir yerlere gelmek gibi bir gayesi, hırsı yoktur. Edebi kavgalara karışmaz. Şiiri de iddiasızdır. Kanaatkarlık, büyük iddialardan uzak durmak Ziya Osman şiirinde en güzel örneklerini göstermiştir. O dönemin şairlerinde görülen “dünyayı kurtarmak” yönü Ziya Osman’da yoktur. İyi ki de yoktur. Bu, çevresinden, toplumsal olaylardan, siyasi yönelişlerden ve edebiyat kavgalarından aldığı etkileri üzerinden daha kolay atmasını sağlar. Yoksa etkilenmemek olanaksızdır. Mehmet Erdoğan, Ziya Osman şiirinin öncesi ve sonrası yoktur derken temel bir hareketten söz etmektedir. Yoksa ZiyaOsman şiirinin öncesi de vardır, sonrası da. Fakat o, Türk şiirinin temel akımlarından, yönelişlerinden bağımsız bir şahsiyet ortaya koyabilmiştir. Ziya Osman şiiri tam olarak edebiyat akımlarıyla açıklanamayacağı gibi, onda edebi akımların temel metinlerine de rastlanmaz.

Garip şiirinin çıtasını yükselten, onların tıkandığı yerlerde durmayan, bu yüzden aslında Garip şiirinin de bir tık üstüne çıkan bir şiir yazmıştır Ziya Osman. Bu şiirler daha çok Nefes Almak kitabında toplanmıştır. Şu söylenebilir: Bu şiirlere Ziya Osman zaten hazırdı. Geçmiş Zaman’da Garip şiirinin belki de ilk örnekleri diyebileceğimiz sadelikte, süsten uzak şiirler yazmıştı. Onda olanı olduğu gibi, kısaca söylemek, hayatın değerlerine yönelmek vardı. Ziya Osman, Orhan Veli gibi “basit adam”, “avare adam”ın şiirini yazmamıştır. “Umurumda mı ki bu dünya” tarzı algılayışa kaymamıştır. Ona göre hayat, kerameti kendinden menkul bir şey değildir. Ziya Osman’ın Allah’a yönelişi ve seslenişi hiç bitmemiştir. Bu yüzden onda Yunus Emre'vâri özelliklere rastlandığı söylenir. Hayatı ve insanı yüceltir, fakat bunlarla Yaratıcı arasındaki bağı koparmaz.

Sadeliği, ölçülülüğü, şahsiyet ortaya koyması, nedensiz, bağlantısız olay ve kişilerle uğraşmaması Ziya Osman Saba şiirini günümüze kadar taşımıştır diyebiliriz. Ondan şiir tekniği açısından alacağımız pek bir şey olmayabilir. Ama Cümlemiz iyi bir dosttur. Hem de acı gün dostu…

Ömer Yalçınova yazdı. 

Güncelleme Tarihi: 13 Aralık 2018, 17:34
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20