Allah'a Kulluk Ediyorsak Kullardan Aferin Beklemeyeceğiz

Emin Işık hoca hepimizin bildiği eski tabirle ehl-i dîl bir zât. Hem gönül ehli hem sohbet… Bu kez bize ''Kime Kulsun?'' diyerek sesleniyor. Kâmil Büyüker yazdı.

Allah'a Kulluk Ediyorsak Kullardan Aferin Beklemeyeceğiz

Herkesin bir şekilde kendini, evladını, sanatını, eserini kutsadığı bir zaman diliminde insana sorumluluklarını hatırlatmak en zor haslet olsa gerek. Yıllardır dersleri, sohbetleri, mesnevi halkaları ile insanlara unuttuklarını hatırlatan Emin Işık hoca, bu kez can yakıcı bir soru ile, hem de kitaba bürünmüş dersler ile karşımıza çıkıyor. “Kime Kulsun?” (Mayıs 2016, 190 s.) Tuti Kitap’tan çıktı. Kitap, başından sonuna “Dostlar”, “Arkadaş” hitapları ile bir sohbet kıvamında devam ediyor.

Emin Işık hoca kulluğu yaratılış gayemiz, kaderimiz olarak tanımlarken, Mevlana’nın “Kimden kaçıyoruz, kendi kendimizden mi? Ne tuhaf şey!” ikazını da ilave ediyor. Nefse kulluğun, heva ve heveslerimizle oluşturduğumuz putların Allah’a layıkı ile kulluğa perde ve engel olduğunu ifade eden Işık, kulluğun ilk şartının da O’nun kudret ve ululuğunu tanımak olduğunu ifade ediyor. Kitapta mevzuyu somutlaştıran ve anlaşılır hale getiren bir konuşma var: Ariflerden birine “ibadet nedir” diye sordular. O da “İbadet, Allah’ın razı olduğu şeyi yapmaktır” dedi. “Peki ya kulluk nedir” diye sordular. O da “Allah’ın yaptığı şeye razı olmaktır” diye cevap verdi. Kulluğu ve ibadeti pratize eden iki cevap. İbadet, Allah’ın razı olduğu şeyi yapmak; kulluk, Allah’ın yaptığı şeye razı olmaktır. Hayat bu minval üzere devam ettiği takdirde hiçbir şeyin ekseninden sapmadığı görülecektir. Ancak yaşadığımız dünyada yazarın da ifade ettiği gibi, egosantrizm, kapitalizm, hedonizm hüküm sürdüğü için yapılan ibadetlerin, kulluğun topluma yansıması maalesef görülmüyor.

Dört kuş ve dört kötü huy

Kur’an’da Fatır suresinde (31-32. ayet) insanların üç sınıfa ayrıldığını ifade eden yazar, bunlardan ilkinin nefsine uyup kendisine yazık etmiş ve günah batağına saplanıp kalmış zavallılar olduğunu; ikinci sınıfın günaha büsbütün saplanıp kalmayan, tövbe edip kendilerine gelince iyilik de yapabilenler; üçüncü grubun ise hayır işlerinde öncülük edenler olduğunu ifade ediyor. Yine arifler bu hususta “avam rızık peşinde, havas ise Rezzak peşinde koşar” demişler. Herkes neyin derdini kendine dert edinir ise himmeti de oraya olurmuş.

Kitapta yer yer Mevlana’dan Divan-ı Kebîr ve Mesnevi’den alıntılar yapan yazarın verdiği en çarpıcı örneklerden birisi ise Bakara suresinde, “Hani İbrahim,’“Rabbim! Bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster’ demişti. (Allah ona) ‘İnanmıyor musun?’ deyince, ‘Hayır (inandım) ancak kalbimin tatmin olması için’ demişti. “Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır. Sonra onları parçalayıp her bir parçasını bir dağın üzerine bırak. Sonra da onları çağır. Sana uçarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (260. ayet) ayetinde geçen dört kuşu Mevlana’nın dört çirkin huy olarak tavsif etmesidir. Bu kuşları ise Horoz, Kaz, Karga, Tavus Kuşu olarak tarif ve tavsif eder. Bu dört kuşun temsil ettiği kötü huyları ise yazar uzun uzun anlatır. Horoz, şehvetin ve çok eşliliğin sembolüdür; Kaz, hırsın ve doymak bilmeyen aç gözlülüğün sembolüdür. Hırs coşunca, iştah kabarınca akıl ve mantık susar, ruhsal denge bozulur, sağduyu kaybolur. Gözü hırs bürüyünce her şey görünmez olur. Karga, tul-i emelin, sonu gelmez isteklerin ve boş hayallerin sembolüdür. Uzun ömürlü bir kuştur ve 150 sene yaşadığı söylenir. Tavus kuşu, gösteriş düşkünlüğünün, hubb-i câh yani makam ve mevki tutkusunun, şöhret ve süs düşkünlüğünün sembolüdür. En nihayetinde Mevlana der ki “siz yeter ki çirkin huylarınızı terk edin, iyi huylar gelir sizi bulur.” (s.62-68) Ruhun kurtuluşu bu dört temel kötü huyu dizginlemek ve frenlemekten geçiyor. 

“Azizim! Din, muhabbetle ibadetten ibarettir”

İnsanı farklı kılan hususları ve onu besleyen damarları ise sistemli bir şekilde anlatan yazar, ilim, fikir, sanat, ahlak ve din bahislerinin hepsini bir merdivenin basamaklarına benzetip en tepede dinin olduğunu ifade etmiş. Ancak hiçbirisinin birbirinden bağımsız düşünülemeyeceğini de vurgulamış. Kitapta bu bahis altında dikkat çekici hatıralar da yer almakta ki birisi de şöyle: Bir gün Bektaşi babası rahmetli Zeynel Dede’yle tanışmış, bir miktar sohbet etmiştik. Sohbet sırasında şöyle demişti: “Azizim, din, muhabbetle ibadetten ibarettir. Din bu ikisinden meydana gelir. Sizinkiler ibadet dediler, muhabbeti terk ettiler. Bizimkiler de muhabbet dediler, ibadeti terk ettiler. İkisi de eksiktir, azizim, ikisi de yanlıştır. Muhabbetle ibadet birlikte olursa din, din olur. Yoksa bir şey olmaz.” (s.51) Ruhunu, zevkini, estetiğini kaybetmiş bir metafizik… Emin Işık hoca 1977 yılında hacda tekrar Zeynel Dede ile görüştüğünü de sözlerine eklemiş.

“Teklif kimden gelirse gelsin Allah’tan gelmiş biliriz”

Kitapta hocası Abdülaziz Bekkine hazretlerinden de söz eden Emin Işık hoca, hocasının hayatından ibretlik bir kulluk ve teslimiyet hikâyesi de nakleder. Zeyrek Camii’nde imam olan ve aldığı maaş için “mahallede iş yapamayan hasta ve yaşlılar varken camiden aldığımız bu parayı kendimiz için harcamamız helal olmaz” diyen Abdülaziz Efendi’ye, bir gün, Bayburtlu bir fakir köylü kış günü dört yaşında çocuk felcine yakalanmış evladını sırtına yüklenip getirir. Kendisini tavsiye ettiklerini, çocuğuna bakıp hastaneye götürmesini istediklerini beyan eder. Çocuğunu bırakır ve tam dört ay boyunca Aziz Efendi çocuğa kendi evladı gibi bakar, kış günü Zeyrek’ten Cerrahpaşa’ya kadar sırtında götürür getirir. Çevreden hocanın yumuşak yüzlü olup kimseye hayır demediğini ifade edenlere Aziz Efendi, “teklif bize kimden ve nereden gelirse gelsin, biz onu Allah’tan gelmiş biliriz” der. (s.88-89) Başta da ariflerden birisinin ifade ettiği hakikat şimdi tahakkuk ediyor:  İbadet, Allah’ın razı olduğu şeyi yapmak; kulluk, Allah’ın yaptığı şeye razı olmaktır.

Yazarın ifadesi ile tamamlayalım: “Kulluktan bahsediyoruz. Allah’a kulluk ediyorsak kullardan aferin ve alkış beklemeyeceğiz. Allah’tan bekleyeceğiz. Kime hizmet ediyorsak ücreti de ondan alacağız.” (s.85) Kulluğumuzu unuttuğumuz bu çağda silkelenme için kitabı okumakta fayda var.

Kâmil Büyüker

Yayın Tarihi: 30 Mayıs 2016 Pazartesi 14:39 Güncelleme Tarihi: 06 Aralık 2018, 16:14
banner25
YORUM EKLE

banner26