Ali Yakup Cenkçiler'in Hatıraları ve Neyi Kaybettiğini Hatırlamak

Osmanlı Beyefendisi denildiğinde aklınıza gelen aile büyükleri veya yakın-uzak akrabalarınız var mı? Son devrin nadide insanlarından hayatta olanlar 70-100 yaşarası dönemlerini yaşıyorlar... ‘Azizim’, ‘Kuzum’ hitapları ile zarafet ve içtenliğin timsali olan eski muallim ve mütercimlerden Ali Yakup Cenkçiler’in hayatı, hatıra kitabı olarak derlendi. Bu tarz eserler, modern dünyada kaybettiğimiz kimliklerimizi, dünyaya bakışımızı ve değerlerimizi gözden geçirmek için eşsiz kıymette...

Ali Yakup Cenkçiler'in Hatıraları ve Neyi Kaybettiğini Hatırlamak

Zarif bir Osmanlı beyefendisi, gerçek bir Osmanlı adamı olduğu, tavrından, oturuşundan kalkışından, her halinden belli olan Ali Yakup Cenkçiler’in Osmanlıya karşı sevgisi ve hürmeti bambaşkaydı. Talebelerinden Necdet Yılmaz, kendisine dair hatıraların toplandığı bir kitabı derleyerek, bu dünyadan geçerken nefsi için bir şey istemeyen nadir insanlardan olan hocasının hatırasını yaşattı.

Cenkçiler’in sohbeti damakta tat, yürekte haz bırakan türdendi. Bundan dolayı evinde gece geç saatlere kadar misafiri eksik olmazdı. Kimi zaman ders, kimi zaman sohbet, ama hep samimiyet... Ali Yakup Cenkçiler Hoca böyle anılıyor.

Fransızca, İngilizce ve Farsça bilen, Ezher ve Kahire üniversitelerinde uzun yıllar geçirmiş olan Kosovalı Ali Yakup Hocaefendi, Şeyh’ulislâm Mustafa Sabri Efendi ve son Osmanlı ulemalarından Zâhid el-Kevseri ile birlikte ilmi çalışmalar yürütmüştür. Cenkçiler Hocaefendi, Pertev Zapsu, Emin Saraç Hocaefendi, hafız yetiştirme noktasında ünü bilinen Abdurrahman Gürses gibi isimler ile İslâmî ilimlere vakıf talebeler yetiştirmeyi önemsemişlerdir.

Ali Yakup Cenkçiler, 1913’de Osmanlıya bağlı bir eyalet olan Kosova’nın Gilan kasabasında doğdu. Arnavut olan Hafız Hüseyin babası, Hunişah Hanım annesidir. Dedesi Hacı Yakup Niş Medresesi’nde, babası Hafız Hüseyin ise Fatih medreselerinde tahsil görmüştür. Ali Yakup Efendi ilk tahsilini Sırp ilkokulunda yaptı. Bu arada babasından Kur’an-ı Kerim, dini bilgiler ve inşa dersleri aldı. 1924-1927 yıllarında Gilan Medresesi’ne devam ederek temel medrese ilimlerini tahsil etti, 1927’de Üsküp’e giderek Meddah Medresesi’nde medrese ilimleri, belagat ve Türk edebiyatına dair dersler aldı. Tekrar Gilan’a dönerek iki yıl devlet ortaokuluna devam etti (1928-1929). 1931 yılında girdiği Mekteb-i Nüvvab imtihanını kazanarak tahsiline üç yıl Bosna’da devam etti.

1932’de babasının ölümü üzerine tahsiline bir süre ara vermek zorunda kaldı. 1936’da Kahire’de Ezher Üniversitesi’ne bağlı Külliyetü usuli’d-din’de öğrenimini tamamladı. 1946-1957 yılları arasında Kahire Üniversitesi Merkez Kütüphanesi’nde memur olarak çalıştı. 1957-1959 tarihlerinde Mısır’ın Ankara Büyükelçiliğinde mütercimlik yaptı. Daha sonra bu görevinden istifa etti. 1960’da İstanbul’a yerleşerek Türk uyruğuna geçti ve bir yıl sonra da evlendi. Bu tarihten itibaren özel teşebbüse ait bir fabrikanın muhasebe bölümünde çalıştı. Bir taraftan çalışırken bir taraftan da Fatih, Mesihpaşa ve Emir Buhari camilerinde İhya-u Ulumi’d-din, Edebü’d-dünya ve’d-din, Medarikut’t-tenzil ve Divan’ul- Mütenebbi gibi eserleri okuttu. Emekliliğinden sonra da Diyanet İşleri Başkanlığı Haseki Eğitim Merkezi’nde 1976-1980 yılları arasında tefsir, kelam ve belagat dersleri verdi. 1983 yılında rahatsızlanarak felç geçirdi. 21 Mayıs 1988 Cumartesi günü sabah vaktinde, dünyadaki 75 yıllık aziz varlığı sona erdi. Sevenlerinin acı gözyaşlarıyla irtihal-i dar-ı beka eyledi.

Gazali, Mustafa Sabri Efendi ve Hasan el-Benna...

O yüzlerce talebenin gönlünde taht kurmuş bir hocaydı. En çok zevk aldığı iş, talebe okutmaktı. Talebelerini evladı gibi sevdiğini “Allah bana evlat vermedi ama evladım yerine koyduğum çokça talebe ihsan etti” sözleriyle beyan eder.

Hocaefendiye bir röportajda soruyorlar: “Hocam, hayatta en çok kimler etkiledi sizi?” Bu soruya cevabı şöyle oluyor: “Azizim! Hayatta üç kişiden etkilendim: Gazali, Şeyh’ülislâm Mustafa Sabri Efendi bir de Hasan el-Benna.’’

Dil öğrenimi: Lisan, okumakla kaimdir

İlmin birinci şartıdır okumak. Lisan, okumakla kaimdir. Ben Türkçeyi okumakla öğrendim.” Meram öğrenmekse eğer, gerekli olan birinci şart okumak, okumak, yine okumaktır, derdi.

Tramvay, otobüs vs. kullanmaz, gideceği yer çok uzak değilse yürümeyi tercih ederdi hep. Buna birinci sebebi olarak “Tramvaya vereceğim parayla kitap alayım” der, ikincisi sebep olarak ise, “Tramvayda nasıl kelime ezberleyeyim azizim! Millet bana bakar” derdi.

İşte bu şekilde, Ali Yakup Hocaefendi, Mısır’da ikamet ettiği yıllarda, yürüme esnasında üç dil öğrenir: İngilizce, Fransızca ve Farsça. Kendisi bu diller dışında Arapça, Türkçe ve Balkan dillerine de vakıf.

Cenkçiler, İslâmî İlimler Araştırma Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti gibi vakıf ve kuruluşlarda yardım ve araştırma faaliyetlerine yoğun mesai harcayarak katkı sunmuştur. Vefatı sonrasında ismi verilen Ali Yakup Cenkçiler İmam Hatip Lisesi, bir İslâm âliminin nasıl olması gerektiğine örnek teşkil edecek bir ismi yaşatacak.

Ali Yakup Cenkçiler’in nasıl nev-i şahsına münhasır ve yeri doldurulması zor bir âlim olduğunu, çalışma metodunu, hatıra kitabındaki hikâyelerden görebiliyoruz. Materyalist yaşam felsefesinin öne çıktığı günümüzde, değerler üzerine bir yaşam sürdürmüş Cenkçiler Hocaefendi hakkında yazılmış bu eser, önemli bir görevi üstlenmekte.

Yayın Tarihi: 28 Şubat 2018 Çarşamba 17:01 Güncelleme Tarihi: 21 Mayıs 2020, 00:19
banner25
YORUM EKLE

banner26