banner17

Akif İnan'ın Kanal 7'deki sohbetleri kitaplaştı

M. Akif İnan’ın 1996-1997 yılları arasında Kanal 7'de otuz üç program süren 'Mehmet Akif İnan ile Sohbet' programındaki sohbetler deşifre edildi ve aynı adla yayınlandı. Ahmet Serin bu kitaba dair yazdı.

Akif İnan'ın Kanal 7'deki sohbetleri kitaplaştı

Rahmetli Mehmet Akif İnan, Türkiye’nin STK, düşünce ve kültür hayatında önemli yer tutan isimlerden biriydi. Kendi kimliğinden uzaklaştırılarak tarihsiz ve hafızasız bırakılan Türkiye’nin kendi kimliğine sahip çıkması için elinin erebildiği her yere yetişmeye, dilinin döndüğü her sözü de her mecrada söylemeye çabalayan bir kuşağın önde gelen temsilcilerinden biriydi aynı zamanda. Yaptıklarının karşılıksız kalmadığı, vefatının üzerinden on beş yıl geçmesine rağmen hakkında söylenen sözlerin, yazılan yazıların bitmemesiyle de anlaşılabilir.

Çok yönlü biriydi Akif İnan, bunu zaten onu tanıyan herkes kayıtlara böyle geçiyor. Türkiye’nin yaşadığı şu sancılı dönüşüm süreci gereği ve etki alanı itibariyle daha çok kişiye seslenmesi söz konusu olduğu için her ne kadar sendikacı kimliği öne çıkarılsa da, o, asıl olarak bir derviş, bir şair, medeniyet sancısı çeken bir düşünürdür. Yazıp yayımlattığı kitaplara bakıldığında, bu husus çok belirgin bir şekilde ortaya çıkar. Deneme kitaplarına “Din ve Uygarlık”, “Edebiyat ve Medeniyet Üzerine” adlarını seçmesi bile onun asıl müktesebatını ifade etmeye yeter.

Akif İnan’ın en çok tanındığı sendikacı kimliğinin ise, onu tek başına tanıtıp anlatmaya yetmeyeceğini düşünüyorum. Tamam, sendikacı kimliğiyle önemli işler yapmıştır Akif İnan. Kuruluşundan kısa bir süre sonra Türkiye’nin eğitim alanındaki en güçlü sendikası olacak Eğitim-Bir ve daha sonra da Memur Sen’i kurup organize etmiştir ama her şeye rağmen o, bir sendikacıdan çok şair, yazar ve düşünürdür. Bunu kanıtlayabilecek bir tavrı hatırlanırsa olay anlaşılabilir: Tüm sendikalar gibi, Eğitim-Bir’in de devlet tarafından tam olarak muhatap alınmadığı dönemler vardı. Sendikalar kendilerinin temsil kabiliyetine sahip bir organizasyon olarak muhatap alınmaları gerektiğini çeşitli eylemlerle devlete anlatmaya çalışıyordu. Bu eylemlerden biri de, iş bırakma (Yani derslere girmeme) eylemiydi. Tüm sendikalar bu eylemi canla başla uygularken M. Akif İnan’ın genel başkanlığındaki Eğitim- Bir, “Haklarımızı başkalarının mağduriyetlerine rağmen savunamayız.” diyerek iş bırakma eylemini desteklemiyor, bir öğrencinin bir dersten bile olsa geri kalmasına gönlü elvermiyordu. Çalışanlarının özlük haklarının kazanılması ve sendikanın kurumsal kimliğinin tanınmasını sağlamak anlamında sendikacılık açısından önemli sayılabilecek böyle bir eyleme haklı olarak ve mümince bir tavırla destek olmuyordu.

Kimlik arayışının eseri olan sohbetler

Akif İnan’ın kurucusu olduğu Eğitim-Bir-Sen de, Akif İnan’ın sadece sendikacı kimliğine değil, kültür adamı kimliğine de vurgu yapan çalışmalara imza atıyor. Yazar, düşünür ve şairliğinin dışında Akif İnan, Kanal 7 televizyonunda sohbet programları da hazırlamıştı. Üzerinden epey bir zaman geçtiği için ve aynı zamanda ülkemiz sıcak gündem yorgunu olduğu için Akif İnan’ın bu programları hatırlanmayabilir. Kadirşinaslık gösteren Eğitim-Bir-Sen ve sendikanın kültür adamlarından Hıdır Yıldırım, M. Akif İnan’ın 1996-1997 yılları arasında otuz üç program süren “Mehmet Akif İnan ile Sohbet” programındaki sohbetleri deşifre ederek kitap halinde yayın dünyasına kazandırdı.

Kültür kuşatmasını yarma çabaları

Bu kitap, önemli bir kitap. Çünkü Akif İnan, Türkiye’nin kültür istilası altında olduğunu bilip buna tavır koyan bir aydın aynı zamanda. Programın düzenlendiği tarihler, Türkiye’deki İslami düşüncenin hem tarih sahnesine çıkmaya başladığı hem de bu tarihte mümin aydınların ülkede kurucu unsur olarak yer almaması için çeşitli entrikalarla boğulmaya çalışıldığı bir tarih dilimine karşılık gelmektedir. Zor zamanlarda düzenlenen programlardı yani bunlar. Rahmetli Akif İnan’ın konuk seçimine ve konuklarıyla konuşmalarına bakarsak eğer, onun bu çabası net olarak da görülür.

Eğitim-Bir-Sen Yayınları'nın altmış ikinci kitabı olan yayın ”Akif İnan ile Sohbet” başlığını taşıyor ve tabir caizse “tuğla kadar kalın”, tam altı yüz iki sayfalık hacme sahip. Akif İnan’ın sohbet ettiği isimleri, İnan’ın nasıl bir düşünce yelpazesine sahip olduğunu anlamak bakımından buraya not düşmek gerekir: Oktay Sinanoğlu, Şehribostan Geldimemedova, Yahya Akengin, Alaeddin Özdenören, İsmail Kahraman, Mehmet Çınarlı, Mehmet Sağlam, Süleyman Arif Emre, Ergeş Uçkun, Murat Çobanoğlu, Ali Naili Erdem, Abdurrahim Karakoç, Bahri Zengin, Hasan Sağıdık, Yasin Hatipoğlu, Avni Doğan, Erdem Bayazıt, Lütfü Şehsuvaroğlu, Mehmet Özbek, Mustafa Asım Köksal, Zekai Tunca, Yılmaz Karakoyunlu, Semih Sergen, Mehmet Atilla Maraş, Mehmet Doğan, Gökhan Evliyaoğlu, Rahmi Özen, Kamil Aydoğan, Şahin Uçar, Rasim Özdenören, Şeref Taşlıova, Cemal Safi, Feyzi Halıcı, Erdem Bayazıt bu isimler. Ayrıca yine çeşitli akademisyenler ve kültür-sanat insanlarının katılımıyla düzenlenen “Necip Fazıl Kısakürek Sohbeti”, “Cahit Zarifoğlu Sohbeti”, “Nuri Pakdil Sohbeti” de kitapta yer alıyor.

Hem duygusal hem de hırçın konuklar

Kitap, Oktay Sinanoğlu sohbeti ile başlıyor. Dünyanın tanıdığı dahi Türk olan Oktay Sinanoğlu, sohbeti boyunca bir milleti millet yapan unsurların dil, sanat, kültür gibi unsurlar olduğuna dikkat çekerek Türkiye’nin yaşadığı yabancılaşmayı ve bu yabancılaşmadan kurtulmak için neler yapılması gerektiğini anlatıyor hem tatlı hem de hırçın bir şekilde. Daha kitabın girişinde yer alan “Yabancı dille eğitim yapmak gereksiz değil, yabancı dille eğitim yapmak bir ülkenin intiharı demektir.” (s.27) cümlesiyle ülke olarak Tanzimat’tan beri başımıza gelenin aslında ne olduğunu bir çırpıda özetliyor.

Türk şiirinin en içli şairlerinden olan Alaeddin Özdenören ise, naif ruhlu sanatkarların bazen bir çıldırmanın eşiğine geldiğini, Akif İnan’ın Rimbaud’u kastederek “…Şiir adeta kendisini ürkütüyor, korkutuyor, çıldırma sınırına götürüyor. Öyle bir macera mı sizinki?” demesi üzerine şöyle anlatıyor: “Benim yaşadıklarımı Rimbaud yaşamış mı yaşamamış bilemem ama aşağı yukarı ona yakın bir şey. Aynı mesela okula gitmemek, devamsızlıklar, ders çalışmamak, tamamen şiir dünyasının içinde devinmek… Bende birtakım korkunç diyebileceğimiz raddede çalkantılara yol açıyordu. Artık bunu ancak böyle ifade edebilirim. Onun için şiirden kaçmaya başladım…” (s.69)

Şimdi bazıları rahmet-i rahman’a iltica etmiş bir avuç inançlı aydının kendi sanatına, kültürüne sahip çıkmak için verdiği savaşı anlamak isteyenlerin dikkatle okuması gereken bir kitap olmuş bu. Okumak gerek ey okur!

 

Ahmet Serin tanıttı

Güncelleme Tarihi: 11 Nisan 2016, 11:44
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20