Ahmet Tabakoğlu ile Kemal Tahir'e, Orhan Okay ile Tanpınar'a Dair

Mustafa Dere’nin 'Biten Ömürler Kalan Hatıralar' kitabı, hatırası anımsanmaya değer, hatta anımsanması gereken on bir değerli ilim ve edebiyat insanının yakınlarıyla yapılmış söyleşileri ihtiva ediyor. Mehmet Akif Öztürk yazdı.

Ahmet Tabakoğlu ile Kemal Tahir'e, Orhan Okay ile Tanpınar'a Dair

Ömür biter, hatıralar kalır. İnsan yaptıklarıyla hatırlanır. Hitler de geçti bu dünyadan Fethi Gemuhluoğlu da. İkisi de hatırlanıyor fakat nasıl? Biri gönlüyle, öbürü ise faşizmiyle.

Yazar Darien Gee, “Her ânımız aslında bir hatıra niteliği taşır. Sadece büyük ve önemli olaylar değil küçük ânlar da anımsanmaya değerdir” diyor. Mustafa Dere’nin, 2017’de yayımlanan en önemli kitaplardan biri olarak gördüğüm “Biten Ömürler Kalan Hatıralar” kitabı, hatırası anımsanmaya değer, hatta anımsanması gereken on bir değerli ilim ve edebiyat insanının yakınlarıyla yapılmış söyleşileri muhteva edinerek, geçtiğimiz kasım ayında Büyüyenay Yayınları etiketiyle neşredildi. 139 sayfadan oluşan kitap, yazarın yazdığı bir önsöz ve yine kendisinin gerçekleştirdiği dokuz mülakattan oluşuyor. Yakın zamanda kaybettiğimiz Orhan Okay’ın aziz ruhuna ithaf edilen kitabın içinde kimler yok ki: Halit Ziya Uşaklıgil, Ahmet Hamdi Tanpınar, Kemal Tahir, Cemil Meriç, Orhan Okay… Üstelik Orhan Okay bu kitapta hem Ahmet Hamdi Tanpınar hem de kendi bölümünün öznesi. Kitabın ona ithaf edilmesi çok klâs bir davranış olmuş gerçekten.

Söyleşi türünün, edebiyat için en önemli türlerden biri olduğunu düşünüyorum ve bunu konusu her açıldığında söylüyorum. Hatırat, biyografi, otobiyografi gibi söyleşi türü de bize, söyleşi yapılan kişi hakkında –eğer doğru sorular sorulursa- çok önemli bilgileri bir perde ardına gizlenmeden veriyor. Saydığım bu türlerde samimiyetsiz cevaplar genelde bulunmaz. Bu da bizi doğru bilgiye hem daha kısa yoldan götürür hem de daha keyifli, sıkılmadan bir okuma imkânı sunar. Yakın zamanda bazı yayınevleri de bu türden kitaplar yayımladılar. Büyüyenay’ın onlardan farkı birçok kişi hakkında, bu kişilerin yakınlarıyla yapılan mülakatları tek kitapta toplaması. Bir kişiyle mülakat yapmanın bile zorluğunu tahmin edebiliyorum, ki Mustafa Dere bu kadar önemli şahsiyetin yakınlarına direkt ulaşmış ve sorularını yöneltmiş. Fakat bir okur olarak yine de hayıflanmıyor değilim. Yazar verdikçe daha fazla isteyen bir okur gibi, keşke bir yolu olsaydı da Hüseyin Nihal Atsız’ın, Nâzım Hikmet’in, Erol Güngör’ün yakınlarına da ulaşılabilse ve onlar hakkında da mülakatlar yapılabilseydi demekten kendimi alamıyorum. Tabii ki bu dediğim, kitabın bir eksiği kesinlikle değil. Mustafa Dere Türk edebiyatına çok önemli bir katkı yapmıştır bu kitabıyla.

“En azından bir Uşaklıgil tanıyorlar”

Kitapla ilgili oturup konuşulacak birçok konu var. Bazı yerlerinden ilginç gördüklerimi örnek olarak verip yazıyı tamamlayacağım inşallah. Şuna da değinmek istiyorum: Yazar, hakkında bilgi alınmak istenen kişilerin yakınlarına yönelttiği sorularında okuru sıkacak, ilmî veya edebî konulara derinlemesine girecek sorulardan kaçınmış. Bu da keyifle ve sıkılmadan okunacak mülakatlar ortaya çıkarmış. Biz, buradaki şahsiyetlerin çalışmalarından ziyade insanî yönlerini, günlük yaşantılarını ve ritüellerini, ders verenlerin ders verirken gerçekleştirmiş özel davranışlarını veya mülakat yapılan kişiyle olan bazı özel anılarını öğreniyoruz. Söyleşilerin başında mülakatın kiminle yapıldığının söylenmesi ve o kişinin okura kısaca tanıtılması çok iyi düşünülmüş bir şey. Böylece kim kiminle ne konuşuyor hepsini öğrenebiliyoruz.

Kitap, Dr. Hakkı Uşaklıgil ile Halit Ziya Uşaklıgil ve Latife Hanım hakkında yapılan mülakatla açılıyor. Bu mülakat diğer mülakatlara göre biraz farklılık içeriyor. Halit Ziya’nın ve Latife Hanım’ın hayatını, az bilinen yönlerini kısaca öğreniyoruz fakat burada Dr. Hakkı Uşaklıgil’i ve onun duygularını daha çok okuyoruz sanki. Bu mülakat için, Halit Ziya ve Latife Hanım hakkında biraz daha derinlemesine konuşulsaymış keşke demekten kendimi alamadım. Fakat yine de birçok şey öğrendim. Örneğin bir toplumsal tespit yapıyor burada Dr. Hakkı Uşaklıgil. Aşk-ı Memnu’nun dizisi çekildikten sonra kitabının yazıldığını sanan cahil gençlik hakkında, daha neler diyebilirler ki diye düşünürken yaptığı tespit gerçekten yerinde: “… Kapıda ismimi gördüklerinde dikkat çekiyor hâliyle… Dışarıda bazen maalesef ‘şarkı sözü yazarı’ yahut ‘şair’ Hakkı Uşaklıgil ile bir akrabalığımın olup olmadığı soruluyor. Halit Ziya’yı nereden şarkı sözü yazarı ve şair yapıyorlar anlayamıyorum. Ama en azından bir Uşaklıgil tanıyorlar.”

“Tanpınar’ı yaşamak için bir Tanpınar olmak gerek”

Kitabın en ilgi çekici mülakatlarından biri, Prof Dr. Orhan Okay ile yapılan Ahmet Hamdi Tanpınar mülakatıdır. İstanbul Üniversitesi’nden hocası olan Tanpınar ile ilgili, onun hem ilmî hem edebî hem de kişisel yönlerinden son derece güzel örnekler veren Orhan Okay, Türk edebiyatının en önemli romanlarından bazılarını yazmış ve buna rağmen değeri öldükten sonra anlaşılmış Tanpınar hakkında birçok bilgi aktarıyor. Derste nasıl davrandığından başka önemli şahsiyetlerle dostluklarına kadar birçok şeye değiniliyor bu mülakatta. Mülakatların arasındaki uzunluk çok farklı olmasa da kitabın en uzun ikinci mülakatı Tanpınar bölümü. (1. Cemil Meriç) Orhan Okay Hoca’nın Tanpınar’ın inkılâplar hakkındaki yorumunu içeren cümleler bu bölümün önemli kısımlarından: “… Başka bir gün de bizdeki Garplılaşma hareketlerinin yanlışlığı üzerine şu fıkrayı anlatı: ‘Adamın biri terziye gidip çok sevdiği eskimiş bir elbisesinin aynısını yapmasını istemiş, adam da yırtıkları, lekeleriyle beraber aynısını yapmış. Bizim inkılâplar da böyle oldu.”

Ahmet Tabakoğlu ile Kemal Tahir üzerine söyleşi

Kitabın en ilgi çekici bir diğer mülakatı, Prof. Dr. Ahmet Kanlıdere ile yapılan Cemil Meriç mülakatı. Fakat bunu okurlara bırakarak ve Kemal Tahir mülakatına kısaca değinip yazıyı hitama erdirmek istiyorum.

Kemal Tahir, bence, Cumhuriyet Devri Türk Edebiyatı’nın en büyük romancısı. Bu düşünceme Yaşar Kemal, Vedat Türkali, Tarık Buğra, Bahaeddin Özkişi veya diğer büyük romancılarımız da dâhil. Fakat fikirleri sebebiyle en çok göz ardı edilmiş, bilerek görmezlikten gelinmiş biridir Kemal Tahir. Kitapları binlerce satan diğer yazarların yanında, kitaplarının daha az satması, değerinin fark edilmesine engel oldu şimdiye kadar. Yine de son zamanlarda artan bir Kemal Tahir ilgisi de var diyebiliriz. İtiraf edeyim ki bu kitabı sadece Kemal Tahir var diye aldım. (Fakat tabii ki diğer mülakatları da keyifle okudum.)

Kemal Tahir hakkında Prof. Dr. Ahmet Tabakoğlu ile yapılan mülakat keşke biraz daha uzun olsaymış demeden edemiyor insan. Fakat okuduğumuza göre Tabakoğlu, Tahir’le aşırı bir samimiyet içerisinde değil. Tahir’in sohbetlerine katılan ve biraz da evinde ziyaret ettiği bir isim Kemal Tahir. Tabakoğlu kıdemli bir iktisat tarihçisi. Kemal Tahir’in de “Asya Tipi Üretim Tarzı” teziyle bir ortak noktaları oluşuyor. Kemal Tahir’in bu tezi dayandırdığı yer ise büyük hayranlık beslediği Osmanlı Devleti ve İslamî düzen. Özellikle Osmanlı’nın üretim tarzı ve iktisat modeli. Tahir’in buradan yola çıkarak hayranlık beslediği Osmanlı Devleti, onun diğer entelektüellerce göz ardı edilmesinin en önemli sebeplerinden biri. Bu konuyla ilgili sorulan bir soruya şöyle yanıt veriyor Tabakoğlu: “Kemal Tahir, ‘Ben İslâm’ı kabul ediyorum; fakat Osmanlı’nın reforme ettiği şekliyle kabul ediyorum.’ derdi. … Toplum hakkında dini çok önemsiyordu. … Tabii din hakkındaki bu düşüncesine mukabil onu sevmeyen çok solcu da vardı. Mesela Oktay Akbal, Kemal Tahir’i sevmediğine dair birçok yazı yazmıştır. Sevmemelerinin sebebi, tahmin edebileceğiniz gibi, Kemal Tahir’in Kemalizm’e karşı olmasıdır.”

Allah-u Teala, Kur’an-ı Kerim’de Zümer Suresi’nin otuzuncu ayetinde “Sen elbette öleceksin, onlar da elbette öleceklerdir” der. Ölünce bizim için burası biter fakat nasıl hatırlandığımız yine bize bağlıdır. Burada söz konusu edilen şahsiyetlerden sevmediklerimiz olabilir fakat bu, onların iyi şeyler yapmaya çabaladıkları gerçeğini değiştirmez. Mülakat yapılan kişiler, hakkında mülakat yapılan kişileri öyle güzel anılarla yâd etmişler ki, insan, ‘bizim arkamızdan da böyle konuşanlar olur inşallah’ demeden edemiyor.

“Biten Ömürler Kalan Hatıralar” çok değerli bir çalışma. Keşke dediğim bir iki şey oldu. Birini yukarda zikretmiştim. Diğeri ise, keşke daha hacimli bir kitap olsaydı. İsim eklenmese bile bu kişiler hakkında daha çok konuşulsaydı keşke diyor insan bu güzel kitabı okuyunca. Fakat daha önce de dediğim gibi bu bir eksiklik değil, daha fazla okuma isteği sadece.

Diliyle, üslûbuyla hiç yorulmadan okunan “Biten Ömürler Kalan Hatıralar” kitabı, harika bir kapak tasarımıyla ve içeriğiyle biten yılın en önemli kitaplarından. Değerini bulması ümidiyle…

Mustafa Dere, Biten Ömürler Kalan Hatıralar, Büyüyenay Yayınları

 

Mehmet Akif Öztürk

Güncelleme Tarihi: 22 Aralık 2018, 23:11
YORUM EKLE

banner19