Ahmed Yesevî’ye baktığımızda kendi özümüzü görürüz

Selçuk Alkan’ın, Mevsimler Kitap etiketiyle yayımlanan "Aşk-ı Hikmet: Pîr-i Türkistan" adlı çalışması, günümüz insanının kendini yeniden bulmasına vesile olacak, kadim kültürümüzün mayası, özü niteliğindeki Hoca Ahmed Yesevî öğretilerini sunuyor.

Ahmed Yesevî’ye baktığımızda kendi özümüzü görürüz

Selçuk Alkan’ın, Mevsimler Kitap etiketiyle yayımlanan Aşk-ı Hikmet: Pîr-i Türkistan adlı çalışması, günümüz insanının kendini yeniden bulmasına, ruhî çelişki ve ıstıraplarına manevi deva bulmasına vesile olacak, bin yıllık kadim kültürümüzün mayası, özü niteliğindeki Hoca Ahmed Yesevî öğretilerini okurlara sunuyor.

Hoca Ahmed Yesevî; Türk milletinin İslam dini ile müşerref olup kendini bulmasına; İslam’ın, gönül enginliği, ilim, hikmet, hizmet, fazilet, güzel ahlâk, vatan-millet sevgisi, toplumsal dayanışma ve kaynaşma, barış, sevgi ve kardeşlik, Allah ve Peygamber aşkı çizgisinde içselleştirilip, kadim Türk töre ve geleneklerinin, İslam’ın çizdiği yol üzere harmanlanıp, İran’dan Turan’a, Turan’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan Balkanlar’a ve dünyanın bilcümle muhtelif coğrafyalarına taşınmasına önderlik eden yüce bir şahsiyettir.

Ahmed Yesevî’ye baktığımızda; savaşlardan, kavgalardan, yurt arayışlarından, istilâlardan, kardeş kavgalarından bıkıp yeise düşen bir milletin hakikat dinini kendi öz dilinde kolayca tanıyıp anladıktan sonra yeniden şahlanışını görürüz.

Kitapta, Hoca Ahmed Yesevî’nin birinci hikmeti olarak kabul edilen ilk 25 kıta ele alınmış olup, her bir kıtanın, Latin harfleriyle yazılmış orijinal söylenişi, bugünkü Türkçeye tercüme edilmiş metniyle birlikte açıklanmış. Bu yönteme göre, her bir bölümdeki ilk dörtlük; önce orijinal söyleyiş, sonra günümüz Türkçesi ile söyleyiş olarak eserde yer almış. Dizelerden sonra, bahsi geçen bazı kavram ve deyimlerin, özellikle gençlerimiz tarafından daha iyi anlaşılması için, ön bilgi bâbında açıklamalarına da yer verilmiş. Bu açıklamalardan sonra her bir bölüm için birer “derkenar” eklenerek, Ahmed Yesevî hakkında yazılmış bilimsel araştırmalardan birer kuple paylaşılarak çalışma zenginleştirilmiş.

Yazarın belirttiği üzere, “Özellikle, son zamanlarda hepimizin içerisinde bulunduğu bu karantina sürecinde, her birimiz, yavaşladık, hatta durduk. Hayatın bu çılgınca ve amaçsızca koşuşturması içinde birden frene basıp, ‘Neler oluyor?’ dedik. Durduk, kendimizi dinledik. Birçoğumuz, nereden gelip nereye gittiğimizi tefekkür etmeye başladı. Önceleri öylesine hızlı koşuşturuyorduk ki, ruhumuz geri de kalıp ıstırap çekiyordu. Hâlbuki bu hayat, bize oyun ve eğlence olsun diye verilmedi. Hepimizin birer misyonu var kul olarak… Amacı var, görevi var, sorumlulukları var… İnsanın, kendini bilmeye ihtiyacı var. Yoksa bu hayatın bir anlamı olmuyor. Amaçsız bir hayat ise bizleri rûhî uçurum ve bunalımlara sürükler, tıpkı günümüzde birçok insanın sürüklendiği gibi… O hâlde, önce kendini bilmek gerek… Zira Yüce Peygamber’in (s.a.v.) deyimiyle ‘Kendini bilen Rabbini bilir.’ Kendini bilen, hak ve hakikati bilir, Hakk’ı bilir. Çağımızın bunalımlarına en iyi ilaç, kendini bilmek ve bu bilmenin kapısından süzülüp hakikate mahrem olmaktır.”

Bu zor günler için Selçuk Alkan şöyle diyor: “Elbette hiçbirimiz bu salgından muaf değiliz; hiçbirimizin garantisi yok. Bununla birlikte alacağımız önlemler, dikkat edeceğimiz kurallar var. Biz elimizden geleni yapacağız. Tedbir bizden, takdir Allah’tan… Böyle diyoruz birçoğumuz ve bu da bizim kültür mayamızdaki ‘tevekkül’ kavramını tekrar gündeme, kuvvetli bir şekilde oturtuyor. Evet dostlar, ‘kültür mayamız’ derken, hani bizim kadim geleneğimizde sevgi, saygı, hoşgörü, merhamet, yardımlaşma, diğerkâmlık, anlayış, gayret, çalışkanlık, tedbir, temizlik, israftan kaçınma, cömertlik, alın teri, helâlinden kazanma, gibi nüvelerimizin göğerip, Yunus tabiriyle, ‘Yaratılanı sev, Yaratan’dan ötürü’ ve ‘Gönül Çalab’ın tahtı/Çalap gönüle baktı/İki cihan bedbahtı/Kim gönül yıkar ise’ nev’inden meyvelere dönüşen nadide değerlerimiz vardı ya… Uzun bir süredir, paslanmaya, küflenmeye, erimeye, toz olmaya, kaybolmaya yüz tutmuş, maziden gelen hoş esintileriyle avunduğumuz, yeri geldiğinde beylik laflarla sanalda ve reelde paylaştığımız ama bir türlü bizzat uygulayamadığımız değerlerimiz vardı ya… İşte sanki bu günler, bu kaybolmaya yüz tutmuş inci tanelerini, sanki denizin dibine dalıp, zahmetle ve emekle tek tek arayıp gün yüzüne çıkarmanın, artık titreyip kendimize dönmenin, insan olmanın ne demek olduğunu kavramanın, esfel-i sâfilîn çukurundan kendimizi azad edip, ahsen-i takvim tacını başımıza geçirerek, eşref-i mahlûk tadında ‘insan gibi insan’ olabilmenin zamanının geldiğini ve hatta geçmekte olduğunu idraklerimize birer çivi gibi mıhlamakta, anlayabilirsek, sezebilirsek eğer…”

Selçuk Alkan kimdir?

1968 yılında Üsküdar’da dünyaya gelen yazar, 5 yaşındayken ailesiyle birlikte Almanya’ya gitmiş, ilk ve ortaöğrenimini Hof an der Saale kentinde tamamlamıştır. 1983 yılında ailesiyle birlikte yurda dönen yazar, lise ve üniversite öğrenimini İstanbul’da tamamlamıştır.

Yazar, ilkokul çağlarında ilk öykülerini yazmış, lise ve üniversite döneminde daha çok şiirle ilgilenmiştir. Yazmaya olan merakını ilk tetikleyen etkenin, gurbette geçirdiği yıllarda ülkesine olan özlemden kaynaklandığını belirtmektedir.

1991 yılından itibaren öğretmenlik, idarecilik ve AR-GE uzmanlığı yapan ve aynı zamanda NLP Master Practitioner sertifikasına sahip olan Selçuk Alkan, bir yandan kitap çalışmalarına devam etmiş, 2006 yılında çıkan ilk kitabı Dönüm Noktası ile yazın hayatına girmiştir. Sonraki yıllarda memuriyetten ayrılarak Genç Gelişim, Beyin Gücü, Süper Beyin, Genç Öğrenci, Lamure Edebiyat, Somuncu Baba dergilerinde ve bazı yayınevlerinde yazarlık, editörlük, çevirmenlik ve yayın koordinatörlüğü yapmaya başlamıştır. Bilgelik ve Hikmet Yolcusuna Hikâyeler ile Bilgelik ve Hikmet Yolcusuna Öğütler adlı eserleri ile Genç Gelişim dergisince, Bilgelik ve Hikmet Alanında Yılın Yazarı Ödülü’ne layık görülmüştür.

Yazar, bu salgın günlerinde, kendimizi kendimize getirebilecek, kadim Türk kültürünün gönül mimarlarından Hoca Ahmed Yesevî’yi bir nebze de olsun tanıtmak amacıyla böyle bir çalışmaya girdiğini söylüyor.

Ahmed Yesevî’nin yaşadığı dönemde; Türklerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde yaşanan siyasî problemler ve sık sık değişen yönetimler yüzünden halk geleceğinden endişeye düşmüş, ümitsizlik ve yeise kapılmıştı. Ne yazık ki o devirde Türk devletleri ve yerel yönetimler, dış düşmanlara karşı birleşmek yerine lüzumsuz ihtilâf ve çatışmalarla birbirlerine zarar veriyorlar, kardeş kavgaları yapıyorlardı. İslamiyet’i ve onun getirdiği yenilikleri henüz tam olarak benimseyememişlerdi. İşte bu karmaşanın içinde Ahmed Yesevî gibi tesiri asırlarca sürecek yüce gönüllü bir Hakk adamı çıkmış ve bu çıkmazın içerisindeki millete İslâm’ı, barışı, birliği, kardeşliği sevdirmeyi başarmıştır.

Yesevî Dergâhı’nda hikmet eğitimlerinden geçen talebeler, Türkistan’dan Balkanlar’a kadar uzanan bütün Türk yurtlarında Hoca Ahmed Yesevî’nin saf ve sade Türkçe ile söylenmiş hikmetlerini anlattılar. Onlar, henüz Müslüman olmuş insanlara İslâm’ın sıcak, samimi ve hoşgörülü, Allah ve insan sevgisine dayalı gerçek güzel yüzünü tanıttılar. Böylece Hoca Ahmed Yesevî’nin, dinin özünü tam olarak yakalamış aydınlık görüşleri, çok kısa sürede bütün Türk illerine yayıldı.

Ahmed Yesevî’yi okumakla neler edinebileceğimizi, Selçuk Alkan şöyle ifade ediyor: “Ahmed Yesevî’ye baktığımızda; Anadolu’dan Balkanlar’a uzanan bir coğrafyayı madden ve mânen kalkındıran alp/erenleri; Tapduk Emre’yi, Yunus Emre’yi, Mevlâna’yı, Hacı Bektaş Veli’yi, Abdulhalîk Goncdüvanî’yi, Sarı Saltuk’u, Ahî Evran’ı, Geyikli Baba’yı ve daha nice gönül erlerini görürüz.

Ahmed Yesevî’ye baktığımızda, Şeyh Edebali’yi, Ertuğrul Gazi’yi, Osman Bey’i görürüz.

Ahmed Yesevî’ye baktığımızda, Osmanlı’yı görürüz.

Ahmed Yesevî’ye baktığımızda, Balkanlar’ı, Anadolu’yu, Azerbaycan’ı, Kazakistan’ı, Türkmenistan’ı, Özbekistan’ı, Kırgızistan’ı, Tacikistan’ı, Tataristan’ı, Kırım’ı görürüz.

Ahmed Yesevî’ye baktığımızda, bizi “biz” yapan değerleri, kendi özümüzü görürüz.

Çağımızın bu bunalımlı dönemine, tıpkı yaklaşık bin yıl önce olduğu gibi yeniden bir şifa olup bir milletin kendine gelmesine ve şahlanışına vesile olacak Ahmed Yesevî öğretilerinin; gençlerimiz, çocuklarımız ve yetişkinlerimiz tarafından tanınmasında bir katre yararımız olacaksa ne mutlu bize!”

Nihan Su

Güncelleme Tarihi: 04 Temmuz 2020, 10:41
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26