Ahlakîlik penceresinden de inceliyor şiirleri

Ali Emre sorumluluk sahibi bir şair. Edebiyatı gayriahlaki, gayriinsani durum ve hevesleri meşrulaştırıcı bir enstrüman olarak görenlerden değil. Şairin 'Şiirin Saçağı Altında' adlı kitabı üzerine yazdı Muaz Ergü..

Ahlakîlik penceresinden de inceliyor şiirleri

Şiirin Saçağı Altında, İz Yayınları arasında yeni yayınlanan kitaplardan. Şair Ali Emre’nin poetik ve eleştirel yazılarından oluşuyor. Kıyamet Mevsimleri, Milyon Sesli Mızıka, Onarılmış Yas Bitiği ve Yeryüzüne Dağılan şairin daha önce yayınlanan şiir kitapları. Şiirin Saçağı Altında bir şairin şiir ve diğer şairlere ilişkin değerlendirmelerinden meydana gelmekte. Kitapta, daha önce yayınlanmış yazıların yanında yeni yazılar da yer alıyor.

Ali Emre sorumluluk sahibi bir şair. Edebiyatı gayriahlaki, gayriinsani durum ve hevesleri meşrulaştırıcı bir enstrüman olarak görenlerden değil. Edebiyatımızda bir duruş ve kaygının, hassasiyetin, inceliğin adamı. Edebiyatı hayattan, hayatı edebiyattan kopuk olarak gören her türlü anlayışın karşısında. Sözün ve yazının bir emanet olduğunun bilincinde. Emanete hıyanet etmenin en büyük suçlardan olduğunun da… Emre’nin yazı serencamının odağında iki ilke var: Adalet ve Ahlâkilik. Bu ilkelerin gölgesinde yol alıyor Emre’nin metinleri.

Yusuf kıssasındaki üç gömleği değerlendiriyor Emre

Şiirin Saçağı Altında, bir şairin şiir üzerindeki düşüncelerinin, edebiyat ile ilgili yorumlarının, önerilerinin, eleştirilerinin toplamı. Kitap iki bölümden oluşuyor: “Şairler Loncasında” ve “Halkın Minderinde”. Ayrıca çok önemli bir sunuş yazısı da yer alıyor. Bu yazının özellikle okunması ve üzerinde düşünülmesi gerekir. Yazı tam bir modern zamanlar portresi sunuyor okuyucuya. Dünyamızdaki kötülüklerden, insanların vurdumduymazlığından, çirkinliğin, çirkefliğin, çılgınlığın egemenliğinden söz açılıyor. Ve böyle bir ortamda şiirin, edebiyatın varlığının ne anlama geldiği sorgulanıyor. Kötü gidişatın şiir üzerindeki etkileri…

Şairler Loncasında” ve “Halkın Minderinde” başlıklı iki bölümde de hem şiirin kadim sorunları, hem de güncel meseleler ele alınıyor. Duyarlı bir şairin kaleminden şiir ve edebiyatımızın geçirdiği evreler, bugünkü durum değerlendiriliyor. Kitabın ilk bölümü daha resmi bir bakışa sahip. Ayrıca dönem dönem öne çıkan şiir anlayışları ve ekoller tartışılıyor. Yazar herhangi bir gruba, kliğe yaslanmadan yapıyor değerlendirmelerini. Cesurca… Kaybolan, gözden kaçırılan bir çok ayrıntıyı yanına alarak yürüyor yazar sayfalarda. Çok seslilik bağlamında yakın dönem şiirimizi değerlendirdiği yazı dikkatle okunmalı. Burada Edip Cansever, Ece Ayhan, Turgut Uyar ve İsmet Özel şiiri üzerinden bir değerlendirme söz konusu.

Ali Emre, '90 sonrası şiirimizin değerlendirmesini de yapıyor. Burada benim ilgimi çeken en önemli yerlerden biri Hz. Yusuf Kıssası ile ilgili söylenenler. Yusuf ile Züleyha kıssası kadim şiirimizde çok yoğun olarak işleniyor. Gerçi modern zamanlarda da şiire konu oluyor bu kıssa. Şair böyle bir kıssanın Kur'an’da olup olmadığını soruyor. Tabii ki böyle bir kıssa yok. Yusuf Suresi var Kur'an’da. Yusuf ile Züleyha gibi ağdalı bir aşk hikâyesi yok. Sözlü kültürün aktarımıyla zamanımıza kadar gelmiş ve büyük bir külliyat oluşmuş. Kur'an’da geçen Yusuf kıssasındaki üç gömleği değerlendiriyor Emre. İlk gömlek, sahte kanlı gömlek; ikinci gömlek, arkadan yırtılan gömlek; üçüncü gömlek, Yusuf kokulu gömlek. Bu gömleklerin ne anlama geldiğini kitabı okuyunca anlıyoruz.

Emre’nin ahlâki bir duruşu olduğundan bahsetmiştik. Bu ahlâk İslam temelli. Müslümanca duyuş… Kitaptaki söylenenleri başka kitaplardan ayıran en büyük şey şairin şiirlere bu ahlâkilik bağlamından da bakması. Başkalarının değerlendirmeleri şiir ve şairleri kendi dönemleri ve getirdikleri yenilikler açısından inceliyor. Dediğimiz gibi Ali Emre İslam ahlâkı temelinden de bakıyor mevzulara.

Kötücül sözün ayartıcılığı bizden uzak dursun

Şiirlerin eleştiri teknikleri açısından ele alınmasının yanında yazarın sımsıcak bir üslupla, deneme tadında yazdığı yazılar da var. Bu yazılar “Halkın Minderinde” bölümünde daha çok. Yazar, her şeyin tüketime endekslendiği, ideolojilerin, fikirlerin ortadan kalktığı günümüzde gerçek şiirin zorluğuna dikkat çekiyor. Şiiri bir ahlâksızlık meşruiyeti olarak gören anlayışları kıyasıya eleştiriyor. Kirlenen, yozlaşan bir dünyada bu yozluğa direnecek bir edebiyatın sancısını çekiyor. Hayata dokunmayan sentetik metinlerin şiir diye yutturulmasına karşı okuyucunun dikkati çekiliyor.

Yılışık, sırnaşık, gürültülü şiir ve olumsuz kuramlar yerine inançla, dirençle, insandan yana şiirin ve eleştirinin varlığı savunuluyor. Adalet ve ahlâk ilkelerini öne çıkaran bir şiirin mümkünlüğünün altı çiziliyor. Ve bir şiiri en iyi başka bir şiirin tartacağı geçeği yine ve yeniden sunuluyor.

Yazımızı kitaptan bir alıntıyla bitirelim: “Şiir ya da edebiyat adına yapıp ettiklerimiz de son çözümlemede insani bir etkinliktir, bir ameldir ve bir hesapla karşılaşacaktır. Edebiyatımız hayatımızdan, hayatımız edebiyatımızdan tamamen kopuk değildir, olamaz. Şiir üzerine yazılmış birçok kitapta gördüğümüz gibi, klişeden kaçınacağım diye yabancılaşmış bir zihin ve murdar bir sözlük eşliğinde ıkınıp sıkınmanın da, bize hiç değmeyen sentetik metinlerle oyalanmanın da bir anlamı ve yararı yoktur. Aymazlığın, sömürünün, zorbalığın, ahlaksızlığın gönüllü köleliğine soyunanları da; asmaların, tasmaların ve yosmaların koynunda ömür tüketenleri de sevmek zorunda değiliz. Kuru bilginin ırgatlığı da, mıncıklanıp sünepeleşmiş, istikametini ve rakımını kaybetmiş kötücül sözün ayartıcılığı da bizden uzak dursun. Bin yıldır üşüyen bu evde bugün de bize her şeyden önce bir şahitlik bilinci, bir inşirah yekinmesi lazım.”

 

Muaz Ergü yazdı

Yayın Tarihi: 24 Haziran 2014 Salı 15:27 Güncelleme Tarihi: 23 Mayıs 2016, 16:17
YORUM EKLE
YORUMLAR
faruk
faruk - 8 yıl Önce

muaz ergül'e teşekkürler. Ali Emre gibi bizzat hayatın içinden, müslümanların derdinin olduğu yerden konuşan bir adamı mevzu edindiği için...

banner19

banner36