Ahıska Türkleri'ne ahde vefa zamanı

​​​​​​​Envanter projesinin projesinin yöneticilerinden Abdullah Eren’in de belirttiği gibi: "Bugün dünyanın çok farklı ülkelerinde Ahıska anneleri, yaşanan zulümleri çocuklarına, torunlarına anlatıyor ama Türkiye'nin sahip çıkmasıyla Ahıska Türkleri’ni daha parlak günler bekliyor. Ahıskalılar gelecekten ümitli ve umutlu."

Ahıska Türkleri'ne ahde vefa zamanı

Ahıska Türkleri, Kazakistan'dan, Tacikistan'a, Özbekistan'dan, Azerbeycan'a, Türkmenistan'dan Sibirya'ya kadar her yerde varlar. “Ahıska” adı verilen ve Batum, Tiflis, Ardahan üçgeninin Türkiye'ye bitişik sınırında kalan topraklarından sürüldüler. 16 Mart 1921'de Moskova Anlaşması'yla Ahıska bölgesi Türkiye sınırlarının dışında kaldı. Ankara, bu tarihten sonra bu bölgedeki 120 bin Ahıska Türkü’nü (şimdi çeşitli ülkelere sürülmüş olarak sayılarının 400 bin olduğu sanılıyor) doğrudan bir inisiyatif almadı.
 

İkinci Dünya Savaşı patlayınca Stalin, 70 bin Ahıska Türkü delikanlısını tüfeksiz, silahsız olarak Hitler ordusunun önüne sürdü. Ahıska Türkleri, faşist Hitler orduları karşısında silahsız dövüştüler, öndeki asker ölünce, ölenin silahını alıp Alman askerlerine saldırdılar. 70 bin Ahıska Türkü’nün yarısı, bu savaşta cephede dondu, tüfeksiz, silahsız öldü. Diğer yarısı da Ahıska'ya çoğu sakat kalmış, yaralanmış olarak döndü. 1944 yılında Sovyet Rusya, boğazları isteyince ve Türkiye de NATO'ya girince Stalin, Ahıska bölgesinde Türklüğünü hiç unutmayan bu insanları tehlikeli gördü. Ve 1944 yılında bir gece, 120 bin Ahıskalı Türk; bebe, çocuk, anne, nine, dede, baba ayrımı yapılmadan silah zoruyla kara trenlere dolduruldular. Ve Sibirya, Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan, Ukrayna, Beyaz Rusya neresi varsa her yere parça parça sürüldüler. Trenlerde bebeler ve yaşlılar öldü, ölenleri trenlerden atılarak tahliye edildi. O konjonktürde Türk hükümeti dünya ölçüsünde bir kampanya başlatmadı, gerekli müdahalelerde bulunarak emanetine sahip çıkmadı. Ahıska Türkleri, parça parça sürüldükleri her ülkede toprağın sabrını taklit ettiler. Suyun sabrını taklit ettiler. Her ne pahasına olursa olsun Türklükleri’nden çıkmadılar, dinlerini, dillerini, kültürlerini, ahidlerini terk etmediler.

Sadece çalıştılar. Profesör oldular, doktor oldular, mühendis oldular, pedagog oldular, öğretmen oldular, teknisyen oldular, gittikleri her yerde, sürüldükleri her bölgede diğerlerinden daha zengin oldular. Fakat vatanları ellerinden alınmış bir hâlde Sibirya'dan Tacikistan'a, bölge bölge sürülmüş yaşıyorlar. Dünyada benzeri olmayan bir saflıkla, efendilikle, derin bir sevgi anlayışıyla fısıldamaktalar. Toprağın sabrını taklit ederek, gücenmeden, incinmeden, kızıp köpürmeden, bağırmadan fakat yumuşak, nazik, beyefendi ses tonlarıyla yeniden ve her fırsatta anlatmaktalar. Maksut İzzet adlı liderleri aracılığıyla bir mektup yazdılar ve Ankara'ya çağrı yaptılar, sadece din birliği, soy halkası, toprak hasreti için değil haksızca, acımasızca, adaletsizce kırılmış, koparılmış, parçalanmış bir kompozisyonun yeniden birleştirilmesi için toprağın ve suyun da sabrını taklit ederek anlatıyorlar. Şu anda bizim konuştuğumuz Türkçe'yi konuşuyorlar.

Stalin'in faşizmi, tüfek zoruyla, süngü korkutmasıyla, haksızca, adaletsizce ve Ankara'nın 1921'de onları kaderine terk etmesiyle kırılmış, parçalanmış, koparılmış kompozisyonun yeniden birleştirilmesi için Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Yurtdışı Türkler ve Akrabalar Toplulukları Başkanlığı "Ahıska Sürgününün 75. Yıl Anma Programı" dolayısıyla sürgün anılarını canlı tutmak ve gelecek nesillere aktarmak amacıyla birçok projeye imza attı. Çalışmalar kapsamında ilk olarak "Sözlü Tarih Çalışması Belgesel Kitabı" hazırlandı.

Türkiye, Gürcistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Azerbaycan gibi ülkelerde yaşayan Ahıska Sürgünü’ne tanık olmuş Ahıska Türkleri ile mülakatlar gerçekleştirilerek hazırlanan belgesel kitap ile Ahıska Türkleri’ne ait kültürel mirasın korunması ve gelecek nesillere aktarılması planlandı. Bunun yanı sıra "Ahıska Bölgesi Türk-İslam Eserleri Envanter Kitabı" düzenlendi. Proje kapsamında, Osmanlı ve Gürcü arşivlerinde geniş çalışmalar yapıldı. Ahıska şehir merkezi ile Aspinza şehir merkezi arasındaki Türk eserleri tespit edilerek bu eserlerin fotoğraflanması sağlandı ve mimari çizimleri kayıt altına alındı. Ayrıca, Ahıska Türkleri’nin günlük yaşamlarında kullandıkları, özellikle sürgün dönemi toplumsal kültürlerini yansıtan çeşitli giysi, araç gibi eşyalar etkinlik kapsamında sergilenmek için toparlandı.

Gerek kurum arşivleri gerekse kişisel arşivlerden elde edilen sürgün öncesi ve sürgün sonrası Ahıskalılar’ın yaşamını anlatan Ahıskalı Türkler’in ana vatana dönüş gayretlerini ve bu uğurda verdikleri çabayı gösteren fotoğraflar da sergilenmek üzere derlendi. Ahıska Sürgününü anlatan Ahıska Türkleri tarafından yakılmış ağıtları içeren eserlerden derlenen bir müzik albümü de program kapsamında hazırlandı. Nebi Gümüş, Nicole Kançal Ferrari, Sedat Siracoğlu ve Bahattin Turgut’un doğrudan katkılarıyla oluşturulmuş eserin arşiv incelemesini Murat Kasap ve Ahmet Niyazov üstlenirken çizimlerini Oğuz Kibar ile Sedat Siracoğlu üstlendi. Yurtdışı Türkler ve Akrabalar Toplulukları Başkanlığı "Ahıska Bölgesi Türk-İslâm Eserleri Envanter Kitabı" projesi ile Osmanlı ve Gürcü arşivlerinde geniş çalışmalar yapılarak Ahıska şehir merkezi ile Aspinza şehir merkezi arasındaki Türk eserleri tespit edilerek bu eserlerin fotoğraflanması sağlanmış ve mimari çizimleri kayıt altına alınmıştır. Proje çerçevesinde oluşturulan mimari yadigarlar envanteri akademisyen, araştırmacı ve bilim insanlarının kullanımına sunulmuştur. Bugün bölgeye özel başlatılan bu yeniden yaşatma ve milli-manevi unsurları koruma çalışmalarıyla sürgünü yaşamış Ahıska Türklerinin torunlarına burslar verilerek Türkiye Cumhuriyeti devletinin anavatana dönüş politikası çerçevesinde kendi faaliyet alanımızda eğitim ve kültür boyutunda Ahıska Türkleri için geçmiş zamanın ihmallerinin ve acılarının telafisi için azami gayret sarf edilmektedir.

Envanter projesinin projesinin yöneticilerinden Abdullah Eren’in de belirttiği gibi: "Bugün dünyanın çok farklı ülkelerinde Ahıska anneleri, yaşanan zulümleri çocuklarına, torunlarına anlatıyor ama Türkiye'nin sahip çıkmasıyla Ahıska Türkleri’ni daha parlak günler bekliyor. Ahıskalılar gelecekten ümitli ve umutlu."

Hacer Yeğin

Yayın Tarihi: 19 Mayıs 2021 Çarşamba 14:00 Güncelleme Tarihi: 19 Mayıs 2021, 14:10
banner25
YORUM EKLE

banner26