Adem Özköse'nin Veziristan Dağlarına Kaçak Yolculuğundan Notlar

Adem Özköse’nin 2006 yılında kaçak bir şekilde Veziristan’a gerçekleştirdiği yolculuğunu anlattığı Kaçak Yolcu, kıvamı iyi tutturulmuş bir seyahat kitabı. Eser aynı zamanda bir cesaret ve atılım kitabı olarak da okunabilir. Mustafa Nezihi Pesen, kitaptan bazı notlarını paylaştı.

Adem Özköse'nin Veziristan Dağlarına Kaçak Yolculuğundan Notlar

Adem Özköse’nin 2006 yılında kaçak bir şekilde Veziristan’a gerçekleştirdiği yolculuğunu anlattığı Kaçak Yolcu, 175 sayfalık bir kitap olarak Pınar Yayınları tarafından okuyuculara sunuldu. Özköse’nin altıncı kitabı olan Kaçak Yolcu, kıvamı iyi tutturulmuş bir seyahat kitabı.

Bu yazıda Kaçak Yolcu’nun iki aya yakın süren Veziristan yolculuğundan çıkardığım bazı önemli dersleri siz okuyucularımızla paylaşıp kitap hakkında genel bir kanaat oluşmasını sağlamaya çalıştım. Akıcı, öğretici, yol gösterici bir kitap. Adem Özköse kardeşimin kalemine ve yüreğine sağlık. Kaçak Yolcu bir cesaret ve atılım kitabı. Yolu açık, okuyucusu çok olur inşallah. Temposu hiç düşmeyen bu uzun ve tamamen gerçek hikayeyi bize anlatan Adem Özköse’ye teşekkür ediyorum. Allah kendisine nice seyahatler ve bereketli bir ömür nasip etsin.

Çocukken evde, çevrenizde dinlediğiniz-okuduğunuz kahramanlık hikâyeleri çok önemlidir.

‘‘Dünyanın farklı yerlerindeki Müslümanların verdikleri hürriyet mücadelesinin konuşulduğu bir evde büyüdüğüm için, çocukluk kahramanlarım da Müslüman önderlerden oluşurdu. Elimdeki İslam Dergisi ile bir odaya çekilip dönemin ünlü Afgan komutanları Ahmet Şah Mesut, Burhaneddin Rabbani ve Hikmetyar’ın resimlerine bakarak kurduğum hayaller hiç unutamadığım çocukluk anılarım arasındadır.’’

Cesaret ve azim, tedbirli olmaya ve yapacağınız işin başını-sonunu iyice düşünmenize, size zarar verip vermeyeceğini hesap etmenize engel değildir.

‘‘Eğer tehlikeli bir bölgeye girecek, önemli kişilerle röportajlar yapacaksanız mutlaka size aracılık edecek kişileri çok iyi seçmelisiniz. Yoksa başınıza hiç düşünmediğiniz, hesaba katmadığınız belalar açabilirsiniz.’’

Size sorun çıkarıldığında hemen pes ederseniz, geri dönüp giderseniz istediğinizi size vermeleri ve hedefinize ulaşmanız çok zordur. Pes etmeyin, geri dönmeyin ve reddedildiğiniz yerde biraz gürültü çıkarın. Özellikle orası resmi bir yerse ve Amerika’nın etkisindeyse… 

‘‘Gazeteci olduğumu söylememe, bunu ispat etmeme rağmen Pakistan Konsolosluğu bize vize vermek istemedi. …bu uygulamanın (gençlere vize verilmemesi) sebebini sorduğumda Amerika’nın bu sıralar Pakistan’a yoğun şekilde baskı yaptığını, mücahidlere benzeyenlere, özellikle de gençlere vize verilmemesini istediğini söyledi.

İstanbul’dan sonra Ankara’da da vize alamamamız sinirlerimi iyice bozdu. Görevli memurdan beni Pakistan büyükelçisi ile görüştürmesini istedim. Biraz gürültü çıkardıktan sonra görüşme isteğimiz kabul edildi.’’

Eğer bir görevi, işi niçin yaptığınızdan eminseniz yani niyetiniz sahih ve sağlam ise risk alma potansiyeliniz de o derece yüksek olur.

‘‘Türkiye’de Veziristan’da neler olup bittiği, Afganistan’da neler yaşandığı ile ilgili haberler daha çok Batılı ajans ve haber kaynaklarından gelen bilgilere göre yapılıyordu. Her ne olursa olsun bu tekeli kırmalı, Afgan Müslümanlarla ilgili Türkiye’ye doğru bilgiler taşımalıydım. Benim için son derece anlamlı olan bu görevi gerçekleştirmek için her türlü risk alınabilirdi.’’

Belirlediğiniz plan, güzergâh kağıt üzerinde kolay, iyi ve hatta kusursuz görünse de sürprizlere, aksamalara ve zorluklara hazırlıklı olmalısınız. Çünkü pratik, yüzde yüz teoriye uymak zorunda değildir.

‘‘Akşam oturup bir yolculuk planı hazırladım. Sabah yola çıkıp önce (Ağrı’dan) Tahran’a gidecektim. Tahran’dan sınır şehri Zahedan’a geçtiğimde arkadaşımın bana verdiği telefon numarasını arayacaktım. Eğer yakalanmayıp Zahedan’dan Pakistan’a kaçak geçmeyi başarırsam Taftan Çölü’nü aşıp Kuetta’ya gidecektim. Kuetta’da yine bir kaçakçıyla buluşup onun yardımıyla Pakistan ile Afganistan sınırındaki Veziristan’a, oradan da direnişçilerin bulunduğu cephe hattına ulaşacaktım. Kağıt üzerinde her şey kolay gözükse de aslında zorlu bir yolculuk beni bekliyordu.’’

Bir ülkeden başka bir ülkeye geçtiğinizde mümkünse işlerinizi, alışverişlerinizi sınırdaki şehirlerde değil de vardığınız ülkenin başka bir şehrinde yapıp halledin.

‘‘İran’a ilk olarak Bezirgan şehrinden giriş yaptım. Bezirgan’da etraf dövizcilerle doluydu. Fakat ben Bezirgan’da döviz bozdurmayacaktım. Çünkü sınır şehirleri genelde üçkâğıtçıların bol oldukları yerlerdir ve üçkâğıtçılar buralarda kazıklamak için yabancı ararlar. Ben de para bozdurmak için Bezirgan’dan sonraki şehir olan Mako şehrine gitmeye karar verdim.’’

Tehlike, sıkıntı ve zorluk ânlarında artan heyecan ve tedirginliğinizi bildiğiniz dualarla bastırın ve böyle zamanlarda tıpkı Kaçak Yolcu gibi bir umursamazlığa yakalanırsanız bunun kıymetini bilin.

‘‘İran-Pakistan sınırına yaklaştıkça her birimizin heyecanı artıyor, herkes daha bir şevkle bildiği duaları okuyordu.

Yüzlerce Beluci birazdan verilecek izni beklerken ben de diğer kaçaklar gibi İran ve Pakistan askerlerine yakalanmadan sınırı nasıl geçeceğimizi düşünüyordum. Önce içimi heyecanla karışık bir tedirginlik sardı. Sonra yavaş yavaş ‘artık ne olacaksa olsun’ umursamazlığı içimdeki tedirginliğin yerini almaya başladı. Zaten hep böyle olurdu. Tehlikenin, sıkıntının zirve yaptığı anlarda içimi garip bir umursamazlık sarardı. Bu umursamazlık, boş vermişlik benim için adeta bir can simidi gibiydi.’’

Kaçaksanız hem kendinizi kamufle ederek sabırla beklemeyi bileceksiniz hem de gerektiğinde hız limitini yükseltmeyi… Yani size rehberlik eden kaçakçıların tecrübe ve direktiflerine uyacaksınız. Çünkü oralar onlardan sorulur. 

‘‘Tacik kaçakçının evinde üç gün kaldım. Bu üç gün içinde hiç dışarı çıkmadan günlerimi kitap okuyup Tacik kaçakçıyla sohbet ederek geçirdim.

(İran-Pakistan sınırında) Bir askerin elindeki düdüğü çalmasıyla ortalık birden hareketlendi. Yanımdaki Tacik’in ‘Haydi koş!’ diye bağırmasıyla sırtımdaki çuvalla koşmaya başladım. Ortalık toza dumana karışmıştı. Herkes durmadan koşuyordu. Hayatımda karşılaşabileceğim en ilginç anlardan birini yaşıyordum.’’

Gideceğiniz yer hakkında önceden bir şeyler okumuşsanız, oraya vardığınızda o yerin size kendini açma ihtimali daha fazladır. Bu yer çöl bile olsa…

‘‘Mirjava Sınır Kapısı’ndan geçmiştik. Bundan sonra Kuetta şehrine doğru yapacağımız Pakistan yolculuğumuz başlayacaktı. Fakat önce ünlü Taftan Çölü’nü aşmamız gerekiyor, bunun için de on iki saatlik bir otobüs yolculuğu bizi bekliyordu.

Çölü aşmadan önce aklımdan hep Taftan Çölü ile ilgili okuduklarım geçiyor ve okuduklarımdan aklımda kalanlar da beni heyecanlandırmaya yetiyordu. Okumak gerçekten zaman ve mekâna bambaşka bir anlam katıyordu.’’

Bir gün siz de ‘‘Dünyada sözlerine en sadık insanlar kimlerse onları görmek istiyorum.’’ derseniz Veziristan’a doğru yol almalısınız. Pakistan-Afganistan sınırındaki bu bölgede Müslüman Peştunlar yaşarlar. Onları tanımak şereftir.

‘‘Peştun kökenli Veziri aşiretler kendi topraklarına gelen misafirleri canları gibi korurlar. Tüm dünya üzerlerine gelse Peştunlar yine de misafirlerine sahip çıkarlar. Peştunlar için misafiri savunmak hem İslam’ın hem de örflerinin bir gereğidir.’’

Yollara düşüp farklı yerlere gittikçe o yerlerdeki Müslümanları yargılamadan anlamaya çalışırsınız. Çünkü nazarınız ve kalbiniz genişlemiştir. Onlara katılırsınız.

‘‘Dünyayı gezmeye başladığım ilk dönemlerde farklı gelenek, kültür ve alışkanlıkları asla yargılamamam gerektiğini öğrenmiştim. Yargılamak yerine anlamaya çalışıyordum. Ben ayrıca bir Müslümandım. Bundan dolayı İslam dünyasının farklı yerlerinde yaşayan Müslümanların kültürlerine asla bir Londralı veya Parisli gibi bakamazdım. Küreselleşme dünyayı tek tip, zevksiz, heyecansız bir hale getirirken İslam dünyası hâlâ o farklılığını, çeşitliliğini koruyordu. İslam dünyasında Batı’da asla bulamayacağınız bir heyecan ve canlılık vardır. Veziristan’da dolaşırken ben de aynı heyecanı yaşıyordum. Ayrıca modern hayatın sürekli bir şeyler için koşturmak zorunda bıraktığı telaşlı insanlardan hiçbir iz yoktu.’’

Dünyanın neresine giderseniz gidin ABD’nin, Batılıların, güçlü ve zalim devletlerin ve NATO’nun menfaatleri için acımasızca, çocuklar ve kadınlar da dâhil olmak üzere, insanları katlettiğini göreceksiniz.

“Camilerden gelen akşam ezanları gökyüzüne doğru yayılırken üzerimizde NATO’ya ait insansız hava araçları uçmaya başladı. Birden gündüz Veziristan sokaklarında koşan takkeli çocuklar gözümün önüne geldi. Hiçbirine ölümü yakıştıramıyordum. Gülümseyen, sokaklarda neşeyle oynayan çocuklarla birlikte ölümü düşünmek tüm keyfimi kaçırdı.”

Tanışmak, görüşmek istediğiniz kahramanların bedenen sizin hayal ettiğiniz, düşündüğünüz gibi olmadıklarını görünce şaşıracaksınız.

‘‘Artık sabrımın sınırlarını zorlarken bir gün elinde mavzeriyle ufak boylu, hafif göbekli, üstü başı çamur içinde olan bir adam bulunduğumuz eve geldi. Numan’a ‘Kim bu adam?’ diye sorduğumda, ‘Günlerdir beklediğin Ebu Ömer işte bu adam’ diye cevap verdi. Ebu Ömer’in çoktan uykuya dalmış olan bu ufak boylu adam olduğunu duyunca şaşırdım. Çünkü onunla ilgili o kadar şey duymuştum ki Ebu Ömer’i zihnimde hep iri yarı biri olarak hayal etmiştim.’’

İşinizle, mesleğinizle ilgili kararlar verirken, tasarruflarda bulunurken diğer insanların bundan zarar görmemesine özen göstermeniz Müslümanlığınızın gereğidir. 

‘‘Ebu Ömer’e Veziristan’a yaptığım heyecanlı yolculuğun güzergâhını yazmamın kendileri için bir sakıncası olup olmadığını sordum… ‘Yazmanda herhangi bir sakınca yok.’ diyerek cevap verdi. Kim olursa olsun hiç kimsenin benden dolayı zarar görmesini istemiyordum. Eğer bir kişi bana güvenip benimle görüşmeyi kabul ettiyse bu güveni asla boşa çıkarmamalıydım.’’

NATO’ya karşı savaşan mücahidlerin Veziristan’daki dağlarda nasıl bir hayat sürdürdüklerini okuduğunuzda kendi hayatınızı sorgulayıp faydasız işlerden kurtulmaya çalışacaksınız.

‘‘Kaldığımız kampta hayat sabah namazı ile başlıyordu. Sonra bir saate yakın Kur’an okunuyor, Kur’an okuması zayıf olanlara hocalar tarafından tecvid dersi veriliyordu. Sabah kahvaltısının ardından öğlene kadar spor yapılıyordu. Öğlen namazının akabinde yapılan cihad fıkhı dersinden sonra savaş eğitimine geçiliyordu. Akşamları ise daha çok muhabbet edilip marşlar söyleniyordu… Gece bir tarafa çekilip gözyaşları içinde dua eden, namaz kılan direnişçileri gördükçe kendi hayatımı daha fazla sorguluyordum.’’

Nereye giderseniz gidin ordaki Müslümanlarla mümkün olduğunca bütünleşin ki oranın bereketinden nasipdar olasınız.

‘‘Saatlerdir karların üzerinde yürüyorduk. Kimi zaman dağlara tırmanıyor kimi zaman da vadilerde ilerliyorduk. Direnişçiler hep birlikte marşlar söylüyorlardı. Develerle sadece yarım saat yolculuk yapabilmiştik. Daha sonra operasyonda kullanılacak füze ve çeşitli mühimmatlar direnişçiler tarafından taşınmaya başlandı. Cihad gerçekten hiç de kolay değildi. Bu dimdik dağlarda sırtında füzelerle yol almak hem dayanıklılık hem de sabır gerektiriyordu.’’

Ölüm tehlikesinin çok yüksek olduğu anlarda kelime-i şehadet getirmeyi unutmayın.

‘‘Bir taraftan karadan üzerimize bomba yağıyor diğer taraftan da üzerimizde helikopterler uçuyordu. İyice sıkışmıştık. Bombardıman arttıkça artıyordu. Direnişçilerden birinin, ‘Bu bombardımandan kimse sağ çıkamaz, Kelime-i Şehadet getirmeyi unutmayın arkadaşlar!’ diye bağırdığını duydum.’’

Dünyada Müslümanların sevgi ve nezaketinden daha güzel, daha tatlı ne olabilir ki?

‘‘Yaşlı Afgan koluma girerek beni arabadan dışarı çıkardı. Ekmek yiyince biraz kendime gelmiştim. Fakat yaşlı Afgan yine de kolumu bırakmıyordu. Medresenin kapısına gelince ayakkabılarımın bağını çözmek için yere eğilmek istedim. Fakat yaşlı Afgan kolumdan tutup beni engelleyerek ayakkabılarımın bağını kendisi çözmek istedi. Mahcubiyetimden hemen eğilip ellerinden kavradım. Tebessüm ederek gözlerimin içine baktı. Fakat ayakkabılarımın bağını çözme konusunda son derece istekliydi. Yaşlı adam ayakkabılarımın bağını kendi elleriyle çözdü. Ben de yumuşacık ellerinden öperek ne kadar mahcup olduğumu anlatmaya çalıştım.

Köyden ayrılana kadar beni hiç bırakmayan yaşlı Afgan’ın daha sonra bölgenin ileri gelen âlimlerinden biri olduğunu öğrenince ona karşı sevgi ve mahcubiyetim daha da arttı.’’

Bir kaçak, gittiği yerden memleketine dönmek istediğinde yine bir kaçak olarak yolculuk yapacaktır.

“Kaçak geldiğim Veziristan’a yine kaçak bir şekilde; fakat bu sefer bir kamyonun daracık bölmesinde veda ediyordum.”

Gayret ve samimiyetle bir şeyi anlamaya çalıştığınızda, bir işe sarıldığınızda Allah size bu çabanın karşılığını nasip eder.

‘‘Anlamaya çalıştığım toplumsal bir olay veya siyasi hareketle ilgili aslında tam olarak şöyle bir yöntem izliyordum: Önce sahadan bol bol bilgi topluyor, görüşebildiğim kişilerle görüşüyor, daha sonra da çeşitli okumalar yapıp elde ettiğim pratik ve teorik bilgileri harmanlıyordum. Ayrıca hakkında araştırma yaptığım sosyal olay veya siyasi hareketlerin yerel ve küresel siyasetteki karşılıklarını da bulmaya çalışıyordum. Gerçeği tam olarak bilmenin pek de kolay olmadığını düşünmekle birlikte, benim çabam gerçeği en yakın şekliyle anlama çabasıydı. Bu zorlu yolculuğu, bunca meşakkat ve riski de bunun için göze almıştım.’’

Adem Özköse, Kaçak Yolcu, Pınar Yayınları

Hazırlayan: Mustafa Nezihi Pesen

Yayın Tarihi: 02 Ağustos 2017 Çarşamba 12:07 Güncelleme Tarihi: 30 Kasım 2018, 17:51
banner25
YORUM EKLE

banner26