banner17

Abbasilik sonrası İslam mı?

Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak'ın yeni kitabı 'İslam'ın Macerası' İslam'ın siyasi alanın dışında da bir serüveni olduğunu fark etmemizi sağlamak açısından önemli bir çalışma.

Abbasilik sonrası İslam mı?

İslam’ın tarihini konu edinen çoğu eser sadece Hz. Muhammed dönemini ele alırken, bir kısmı da Abbasi iktidarının yıkılışı ve tarih sahnesinden silinişiyle son bulur. Moğolların Bağdat’ı işgalinden sonra Müslümanlar dünya sahnesinden adeta çekilmiş gibi, tarih kitapları sonraki devir ve dönemlere kapalıdır. Selçuklu ve Osmanlı, siyasi düzlemde müstakil kitaplara konu olmuşlar ancak İslam diniyle bağlantılı olarak her iki dönemi ve bunlara ilaveten Cumhuriyet dönemini kuşatan kitaplar maalesef piyasada yok. İslam’ın tarihiyle alakalı akla ilk gelen, klasik sayılabilecek eserlere şöyle bir göz atmanız yukarıdaki önermeyi ispat için yeterlidir.İslamın Macerası, Ahmet Yaşar Ocak

Bu duruma tarih bilimi dinamikleri içerisinde makul, mantıklı bir takım açıklamalar yapmak mümkünse de böylesi bir duyarsızlık hali günümüzde her bir metresini Müslüman kanıyla yoğurmuş bu toprağın üzerinde büyüyen çocuklar için amnezi oluşturacak bilinçli bir projeye dönüşmüştür. Ülkemizde bir kalem, bir köşe, bir kamera, bir ekrana sahip kanaat önderlerimizin bu yönde meraklarının olmadığını üzülerek itiraf etmeliyiz. Merakı olanların da yakaladıkları bu ayrıcalığı, araştırma ve incelemeye dönüştürmekten kimi zaman korkarak kimi zaman endişeyle kimi zaman memnuniyetle kaçındığını üzülerek görmekteyiz. İşte bu hem öksüz hem yetim konuyu irdeliyor olmayı Ahmet Yaşar Ocak, arı kovanına çomak sokmaya benzetiyor. Çünkü bu alanda çalışılmasını istemeyen güçler tüm faktörleri etkin hale getirerek bazen ‘Gericiliğe pirim vermemeliyiz!’ diyen Kemalist aydın; bazen ‘Oryantalistlerin ekmeğine yağ sürüyorsun!’ diyen yerli mukaddesatçı; bazen ‘Otur tarih kitapları yaz, senin neyine İslam!’ diyen dindar bilim adamı oluyor.

İslam bizim neyimiz?

Oysa Ahmet Yaşar Ocak, hiçbir şeye olmadığı kadar kendini İslam’a adayan bir milletin çocuklarının her şeyden daha çok İslam’ı ve İslamlıkla olan serüvenimizi bilmek zorunda olduklarını mahcup bir söyleyişle dile getirmeye çalışıyor. 

İslam dini, Sultan Alparslan’ın Anadolu’ya girişinden beri bu topraklar üzerinde canlılığını ve tazeliğini hiçbir zaman yitirmemiştir. Günümüz Türkiye’sinde de en çok tartışılan problemlerden biri, belki ekonomi ve siyasetten sonra en başta gelenidir. Fakat bugün İslam etrafında yürütülen tartışmalar bilgi ve inanç üzerinden değil, toplum mühendisliğinin bir gereği olarak daha çok sorunlar, açmazlar ve modern hayatın gereklilikleri bağlamında yapılmaktadır. Görüntülü ve yazılı medyadaki yayınları takip ettiğimizde toplumun bütün kesimlerinin İslam dini, tarih ve medeniyeti, kültürü ve düşüncesine dair vahim bir bilgi yoksunluğuna sahip olduğunu görmek işten bile değil. Buna dini bilginin merkezleri olarak gösterilebilecek İmam Hatip Liseleri, İlahiyat Fakülteleri de dâhil edilebilir. 

Bu durum kafası oldukça karışık Türk toplumunu inanç bağlamında belirsiz ve yoz bir noktada tutmaktadır. Kapalı devre çalışan dinî (olduğu bize sistem tarafından öğretilmiş) kurumların toplumsal sorunlara duyarsızlığı, bu sorunlar içerisinde boğulan yurdum insanını ortada bırakmakta ve her türlü etkiye açık hale getirmektedir.  Böylesi bir sürecin, özellikle İslam medeniyeti, kültürü ve düşüncesi alanında sosyal bilincimizde yarattığı boşluk yüzünden İslam hakkında sağlam bir bilimsel bilgi ve kültür birikimi oluşmamakta ve toplumun tüm kesimlerine yayılan toplumsal bir aydınlanmanın oluşmasını engellemektedir. Ahmet Yaşar Ocak, yakın zamanda Timaş Yayınlarından çıkan ‘Türkiye Sosyal Tarihinde İslam’ın Macerası’ adlı eseriyle bu sorunun kaynağı, macerası ve sonuçları üzerinde kafa yormuş.

Ahmet Yaşar Ocak’ı tanır mısınız?

Yürüttüğü akademik faaliyetlerin tümünde (kitap, makale, konferans, seminer, sempozyum) arka sokakları, patikaları kullanarak inancın farklı bir tarihini yazmaya çalışan Ahmet Yaşar Ocak, İmam Hatip ve İlahiyat kökenli bir akademisyen. Hacettepe Üniversitesi Tarih bölümünde akademik çalışmalarını sürdürüyor. Strasbourg Üniversitesi Beşerî Bilimler Fakültesi'nde birlikte doktora çalışmalarını yürüttüğü Prof. İrene Melikoff’un bilimsel yöntem ve tekniklerini, terminolojisini, söz hazinesini yoğun bir şekilde kullanıyor olsa da takip ettiği üslup ve içerik bakımından daha çok Fuad Köprülü geleneğini takip ediyor.

Türkiye sosyal tarihinde İslam’ın bir macerası var mı?

Türkiye Sosyal Tarihinde İslam’ın Macerası, farklı zamanlarda yazılmış makaleler, farklı zeminlerde dile getirilmiş bildirilerin bir kapak içerisinde toplanmasıyla meydana gelmiş. Kitabın oldukça iddialı bir ismi olduğunu söyleyebiliriz. Hele bu isimde yer alan ‘Türkiye’ kavramı ilk İslamlaşma sürecinden günümüze kadar Selçuklular, Osmanlılar ve Cumhuriyet dönemini içine alır bir biçimde kullanılıyorsa okuyucu olarak ister istemez kelli felli bir kitap düşünüyorsunuz. İslam Tarihi deyince cilt cilt, fasikül fasikül, en azından şöyle bin sayfalık kitaplara aşina bizler için böyle bir beklentiyi doğal karşılamak gerekiyor. Ama yazar da bunun farkında olduğu için mütevazı bir dille okurunu bu beklentilere düşürmekten kaçınıyor.

13. yüzyıldan başlayarak, görünürde siyasal ve kültürel, ama temelinde Cumhuriyet’in kuruluşundan beri üstü kapatılan, merkezle çevre arasında İslam’la bir tür gecikmiş ‘satıhaltı’ hesaplaşmanın yaşandığı günümüze kadar süregelen dini tarihimizden panoramaların sergilendiği bu kitap yukarıda değinilen sorunları, entelektüel gündemimize almamızı öğütlüyor.

 

 

Zekeriya Şener haber verdi

Güncelleme Tarihi: 22 Nisan 2016, 12:37
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20