94'ten bu yana sözünden taviz vermedi!

Fatma Barbarosoğlu’nun ‘Sözüm Söz’ kitabı, memleketin büyük meseleleri arasında kaybolmuş küçük derdimizin bir sözcüsü..

94'ten bu yana sözünden taviz vermedi!

Fatma Barbarosoğlu’nun kendisiyle yapılan söyleşilerden müteşekkil Sözüm Söz isimli yeni kitabı Ocak ayında Profil Yayıncılık’tan çıkmıştı. Kitabın çıkış sebebi, önsözünde yazarın yazdığına göre “gençlerin daha önce yazara zaten cevaplanmış soruları sormaları.” Şimdiye kadar yazarla alakalı yayınlanmış tüm söyleşilerden ziyade, farklı konuları kapsayan söyleşiler kitaba dâhil edilmiş. Ülkemizde yayınlanan birçok muhtelif gazete ve dergi adına yöneltilen geniş bir yelpazeyi temsilen sorulan sorular aynı zamanda Türkiye’nin hangi dönemlerden geçtiğini de belgeler nitelikte. Ve bu yönüyle yazarın tahlil ve tespitleri yaşadığımız süreçte de yolumuzu açmaya her zaman devam edecek gibi görünüyor.

Barbarosoğlu’nun kararlı ve tutarlı duruşu bu kitapta

Sanki bu nevi söyleşi ve bir kısım soruşturma yazılarını ihtiva eden kitaplar insanın gözüne bir hikâye ya da romandan daha az heyecan verici gibi geliyor. Tek cazibesi takip ettiğiniz, sevdiğiniz bir yazar olması olabilir hatta. Lâkin bu kitabı bitirdiğinizde anlıyorsunuz ki ülkede yaşanan olayların, meselelerin can alıcı noktası ve öze dair tüm detaylar kitabın içerisinde mevcut. Ve kitabın ismi öylesine yerinde ki… Zira Barbarosoğlu söz söylemeye, daha doğrusu yazmaya başladığı günden bugüne değin sancısını çekip, üzerine kafa yormadığı hiçbir konunun dışında sorulanlara cevap vermediği gibi düşüncelerindeki muazzam kararlılık ve tutarlılık da bariz bir şekilde kendini belli ediyor. Yani dün Fatma Barbarosoğluneyse bugün de aynı derdin peşinde ve seneler önce verdiği cevaplarla yaptığı analizleri okudukça şimdiye dair tespitlerinin ne kadar haklı olduğunu görmekteyiz. Vaktiyle gözden kaçırılanların ileride nasıl bir sorun meydana getirebileceğini izahatlarıyla ortaya koymuş.

Senelerdir aynı soru(n)lardan nasıl bıkmıyoruz?

Kitap: “Hayat”, “Kitap” ve “Hayat ile ‘Kitap’ Arasında” olmak üzere üç bölümden oluşuyor. Birinci bölüm daha hayata dair, arada yazarın kitaplarına da atıf yaparak oluşan konuşmalardan müteşekkil. Tesettüre, modaya, gündemdeki siyasi gelişmelerden modernizme kadar birçok mevzuyla alakalı soruları okuyunca senelerdir aynı tartışmalardan nasıl bıkıp, usanmadığımıza bir kez daha hayret ediyoruz. Soruya göre “acaba bu soruyu kim sormuş olabilir” diye yaklaşık bir tahmin yapma işine bile giriştim. Yazılarına aşina olduğumuz birisiyse bulabiliyorsunuz zaten. Hiç değilse hangi cenahtan geldiğini sorulardan bilebiliyorsunuz. İlerledikçe yazarın artık sıkı okuyucusu olmanızdan mütevellit soruya onun adına cevap verir halde buluyorsunuz kendinizi.  “Hah işte şimdi kızacak, şimdi ‘ben o kelimeyi kullanmak istemem’ diyecek, ‘hey Allah’ım hiç bu sorulur mu yazara, ne alaka’, ya da kesin bu konuda yorum yapmaz, ‘bilmiyorum’ der” falan diye verdiğiniz cevaplar da tam isabet ve yazar tarafından onaylanır tarzda eşleşince tebessüm etmek farz oluyor.

Çoğunlukla yazarın hayat tarzına ve düşünce yapısına çok fazla vakıf olmayanları elbette sorularından anlıyorsunuz. Ancak sorularıyla bizlerin yolunu açan, tanıdık, sevdiğimiz yazarların yaptığı söyleşileri okumak yazarı da daha iyi anlamak adına kitabı ilgiyle okumamızın en önemli sebeplerinden biriydi şüphesiz. Mesela bu simlerden bazılarını sayacak olursak: Nazife Şişman, Cihan Aktaş, Nazan Bekiroğlu, Nihal Bengisu, Nuriye Akman, Halime Kökçe ve Murat Menteş’i ilk sıralarda sayabiliriz.

Hikâye ve romanı nasıl tanımladı?

Aynı hikâyede herkesin kendi zaviyesinden farklı anlamlar ve sonuçlar çıkarması… Belki de neyi arıyorsak onu bulmamız. Kitaptaki kahramanları kendi dünyamızla eşleşen yerlerine kondurmamız. Ortada belki bir kitap var ama milyonlarca renkte anlam var. Yani yazarın da ifade ettiği gibi “aynı kelimeler, aynı anlama gelmiyor” kısacası. Barbarosoğlu’nun kitaplarıyla alakalı kendisine yöneltilen sorular mevcut Sözüm Söz’ün ikinci kısmında. Ayrıca deneme, hikâye, öykü ve roman türlerine dair sorulan sorular çerçevesinde yazarın görüşlerini okumak da mümkün. “Roman yazmak yatılı misafir ağırlamak gibi. Size fazla zaman kalmıyor. Hikâye yazmak bir öğleden sonra randevusu gibi”. Bu ifade, “hikâye ile roman arasındaki bu ayrımı daha ne kadar güzel anlatılabilirdi ki” dedirtiyor hakikaten. Kitaplarının isimlerine ve niçin o isimlerin seçildiğiyle ilgili ayrıntılara da bu ikinci bölümde yer alan söyleşiler sayesinde vâkıf oluyoruz.

Fatma BarbarosoğluMemleketin büyük meseleleri arasında kaybolan küçük derdimiz

Fatma Barbarosoğlu, sorulan bir soru üzerine, etkilendiği ve sevdiği yazarları “onlar bizim okulumuz” cümlesiyle izah ediyor. Borbarosoğlu’nu okuyanlar olarak bizler de bu güzel cümleyi onun için fazlasıyla kurabiliriz diye düşünüyorum. Hiç başka bir kitabı olmasaydı bile Son On Beş Dakika kitabında anlattıklarıyla hayatımıza nüfuz etmiş teferruatları fark etmemize vesile olduğu için gönlümüzdeki yeri değişmezdi.

O, üçüncü bir yol gibidir. Herkesin ya öyle, ya böyle dediği bir meselede işin çok farklı bir boyutunu sizlere sunar ve çözüme giden yola ancak o izi sürerek ulaşabileceğimizi söyler. Kafayı taktığınız ve içinden çıkamadığınız bir problem olduğunda, bir bakmışsınız tam da o mevzu ile alakalı bir yazı yazmıştır. “Oh be” dersiniz, “işte bu, canım yazarım benim gene döktürmüş.” Memleketin büyük meseleleri arasında kaybolan küçük derdimizi alıp gündemimize getiren yine odur. Bazen unutmak istediğimiz ama unutmamamız lazım gelen, bizi biz kılan, öze dair, inancımıza ait Müslüman duruşuna sık sık gönderme yapar, hâlâ vicdanlı kalıp idrak edebilenlere tabi.

Birilerinin yaftaladığı bir köşede yazsa bile o hak bildiğini savunmaktan asla çekinmez ve gerçek muhalefetin nasıl olacağını da yine ondan öğrenmiş oluruz. Kıyıda, köşede kalmış, çoktan hafızalardan silinmiş ihtiyaç sahibi insanların hikâyelerini yine onun sayesinde hatırlar ve mahcubiyetle merhamete geliriz. Eleştirilerinden kimse incinmez. Çünkü üslubu zarif ve sözü hakikatten ibarettir. Her koşulda lafı eğip bükmeden ve her kim olursa olsun cümlesini sakınmadan nezaketle derdini izah ettiği için sözleri yakmaz, ancak şifa olur. Hâlâ onu okumayanlar ve bu sözlerin delilini isteyenler varsa şayet “Sözüm Söz” kitabını vakit kaybetmeden okusunlar derim.

F.Kebire Gündüz Karaaslan, sözüne değer verdiği yazarını yazdı

Güncelleme Tarihi: 03 Ocak 2019, 13:52
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
ekin
ekin - 7 yıl Önce

fatma hanım bir yazardan öte eskiden mahallelerde ablalar olurdu her derdin anlatıldıgı , akıl alınan işte fatma hanım o ablalardan biri.fatma abla.anaç tavırları ile,hep dert edinmesi ile bana samimi gelen ve köşe yazılarını dört gözle bekliyerek okudugum yazar.

banner19

banner13