2010 yılında şiirde neler oldu?

Türkiye Kültür ve Sanat Yıllığı - 2011 elime ulaştı. Okumaya son sayfadan başlayınca…

2010 yılında şiirde neler oldu?

Yıllıklar dünyasında ne var ne yok

Bugün Pazar. Geceden bir uyku tuttu, notlarımı bile alamadan uyumuşum. İşin iyi tarafı bence not alma işini zamanında yapmak. Ama ne gezer. İnsanın hali hep öyle olmuyor tabii. Öyle kanlı canlı bir hareket ne mümkün... Bazen de diyorum acele etmemek lazım. Aniden yapılan işler hayırlı sonuçlar çıkarmayabilir diye sabır telkin ediyorum kendime. Bir de böyle bir hal içinde oluyor insan yazmaya tevessül edince.

Tabii akşamdan – geceden aklıma takılan şeyleri sabah kalkınca hallettim ama biraz da egzersiz yapmam lazım diye kendime bir laf attım. Sanki ne yapacakmışım gibi. Dünden kalan gazeteleri aldım yanıma ve camın önüne çekildim. Gerçi aklımda geçen gün Sıddık Ertaş’ın sorduğu bir soru vardı ama öyle kalsın dedim kendime, nasip olursa zamanı gelince cevaplarım diye camdan dışarıya bir göz attım. Beylerbeyi kavşağının bitmek üzere olduğu görülüyor ama uzun mu uzun aydınlatma direkleri dikmişler gördüm. Tuhaf dedim, ne gereği var bu kadar yüksek elektrik direkleri dikmeye. Hani bu ışıklar yüzünden yıldızları göremiyorum ya biraz da kızgınlığım ondan neşet ediyor olsa gerek. İnsanın gökyüzü manzaralarını dahi görmesine, seyretmesine mani oluyorlar böylece. Kızgınlığım ondan. Çünkü ben yıldızları seven biriyim, dememiş miydim?

Neyse işimize bakalım

Türkiye Kültür ve Sanat Yıllığı - 2011Neyse Yazarlar Birliğinin hayli kalınca olan yıllığını da aldım yanıma. Çayımı içtim. Yıllığı elime aldım. Birinci hamur kâğıda basılmış geleneksel bir yıllık. Kapağı açınca İstanbul Ticaret Odasının çıkardığı kitapların tanıtım afişinin üzerindeki bir spot başlık dikkatimi çekiyor hemen: “Kitaplar yaşadıkça ‘geçmiş’ diye bir şey olmayacaktır” yazısının altında Edward Bulwer – Lytton ismini görüyorum.

Arif Dülger adında bir dost, arkadaş, kardeş…

İtiraf etmemde bir memnuniyet hali vardır elbet. Her hafta beni aramasa rahat edemiyor. Tabii ben de öyle bir durumla kendimi mükellef gördüğümden en çok da o iyilikler sergiliyor tabii. Benden erken davranıp hep o Arif Dülger olarak öne geçiyor. Bazı bazı hadi bir hamle yapıp öne geçeyim diyorum ama ne gezer. Adam dikkatli, hiç sektirmiyor birader. İşte gene böyle bir hal oldu. 16 Mayıs 2011 – Pazartesi günü çıkageldi Beylerbeyine, poşetinde iki kocaman yıllık ile. Biri bana biri de Süleyman Çelik içinmiş. İyi, hoş beş, muhabbet derken geceden yolculuk var Ankara’ya deyip yolcu oluyor…

Ufak bir göz atmadan sonra öylece kalmıştı yıllık, dükkândaki yığılı kitapların üzerinde. Bir de bu yıl çıkan şiir, öykü ve diğer yıllıkları almak incelemek merakı pekişti bende. Şiir yıllıkları bir eksiğiyle tamamlanmak üzere...

Yıllıklar malum olduğu üzere o yılın dökümünü çıkarmış olurlar. Dikkat, sabır, hakkaniyet ve ehliyet önemlidir elbet bu uğraşın içinde bulunurken.  Eskiden şairler için Antolojiler önem arz ediyordu lakin antoloji işi telif yasaları yüzünden zora girince yıllıklar öne geçti. Yılın şiir dökümünün hülasası olarak telakki edilirler ama bu tabii ki o yıl içinde şiirleri yayımlanmış ve şiirleri yıllığa girmemiş şairleri tatmin etmez doğallıkla.

Ahmet Beyazıt
Ahmet Beyazıt

Yıllık yıllık söyle bana senden âlâ yıllık var mı?

Her yıllık kendini önemser haliyle. Her yıllıkçı en iyi yıllığı kendisinin hazırladığını düşünür ve bunu kendine kabul ettirir. Zaten böyle olmazsa yıllık çıkarmaktan vazgeçer. Yazarlar Birliği Yıllık Dizisi 24 ibaresini düşmüş oluyor. “Bir de Türkiye Kültür ve Sanat Yıllığı salt edebiyat kaynakları açısından değil; siyasi, ekonomik, kültürel, radyo televizyon, elektronik yayıncılık, inceleme ve araştırma gibi birçok alanda kıymetli araştırmacı ve bilim adamlarımızın uzun uğraşlar neticesinde ortaya koyduğu dosya çalışmalarından oluşmaktadır.”

Olcay Yazıcı
Olcay Yazıcı

Derken 491 sayfalık yıllığın son sayfasından başlayarak incelemeye başladım. Bu sayfalar meğer o yıl içinde mevta olmuş şahsiyetleri barındırıyor içinde yazılı olarak. Gene derken, aman Allahım ne kadar okumuş yazmış adam ölmüş geçen yıl da haberimiz olmamış diye iç geçirirken bir taraftan da aman Allahım ne kadar tanıdığım ve sevdiğim isim varmış ölenler arasında ve bir de ne kadar sevmediğim adam varmış meğer ölenlerin arasında geçen yıl. Hamit Can kardeşimizin rahmeti Rahmana kavuşmasını tabii ki yakından biliriz de Ahmet Beyazıt’ın rahmeti rahmana kavuşmasını bu sayfalarda görünce eyvah dedim. Hani Olcay Yazıcı dostumuzun da son yolculuğuna refakat etmişliğimiz oldu ama bu Erdem Beyazıt kardeşi Ahmet Beyazıt’ı uğurlamaya gidemeyiş beni üzdü doğrusu. “Çok Sesli Bir Ölüm” filmini, “IV Murat” filmini, Necip Fazıl Kısakürek’in “Bir Adam Yaratmak” filmini ve Ahmet Beyazıtın yapımcılığını ve koordinatörlüğünü yaptığı daha nicelerini ve böyle değerli hizmetlerini unutmak mümkün mü? Hadi gelin bu vesileyle ölülerimizi duayla analım.

Türkiye Yazarlar Birliğinin çıkarmış olduğu yıllığı dergilerle ve şiirlerle ilgili mülahazalarına dikkat çekmeyi sonraya sevk edelim yine de.

 

 

Nurettin Durman dikkat çekti

Yayın Tarihi: 25 Mayıs 2011 Çarşamba 15:27 Güncelleme Tarihi: 01 Haziran 2011, 21:41
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
kazım kozlu
kazım kozlu - 10 yıl Önce

nurettin durman şiire göz atmayı ertelemiş. neden diye sorabilir okur. yıllıktaki şiir bölümü karagöz dergisinin reklam metni gibi olmuş. zannedersiniz ki, türkiyede bir karaöz dergisi bir de üç nokta dergisi çıkıyor. başka dergilerde şiir yok. bir de şairlere değinmişler. karagözün genci diye bir sayı çıkarmıştı dergi, tıpkısının aynısı olmuş, bu bölüm de.

y. turan günaydın
y. turan günaydın - 10 yıl Önce

nurettin durman yeneceğinden emin bir pehlivan gibi Yıllık'ı havaya kaldırmış bir müddet dolaştırdıktan sonra yere bırakmış... asıl salvoyu ikinci yazıya bırakmış görünüyor. peki Yıllık bundan dolayı tir tir titriyor mu bari? ne gezer; onun dünyadan haberi bile yok. :)

banner26