19. ve 20. yy'da hangi romancılar öne çıktı?

Doğrusu, “Tarih Nedir?” adlı kitabında, Edward Hallet Carr’ın tanımıyla tarih; “tarihçi ile olguları arasındaki kesintisiz bir etkileşim süreci, bugün ile geçmiş arasında gerçekleşen bitmez bir diyalogdur.” diye bilinir. Bu tanıma kısmen katılan yazar Hakkı Özdemir, bunu “perspektif kısalığı” olarak görür. Meral Afacan Bayrak yazdı.

19. ve 20. yy'da hangi romancılar öne çıktı?

Tarih nedir? Edward Hallet Carr’ın tanımıyla tarih; “tarihçi ile olguları arasındaki kesintisiz bir etkileşim süreci, bugün ile geçmiş arasında gerçekleşen bitmez bir diyalogdur.” diye bilinir. Bu tanıma kısmen katılan yazar Hakkı Özdemir, geçtiğimiz aylarda çıkan Yeni İnsan Ve Ulus Oluşumunda Roman Aşkı kitabında bunu “perspektif kısalığı” olarak görür. Edebiyat tarihi mühim bir alandır. Vehim mümküne dönüşünce, edebiyat tarihi yön değiştirir. “Vehmin yerini mümkün alırken, hakikatin yerini de gerçek alır. Vehim kutsalla, kutsalda hakikatle ilgiliyken; mümkün dünyayla, dünyada gerçekle irtibatlıdır.” Tarih geçmişle uğraşırken, şimdiyi ören, yarını inşa eden zaman dilimi atlanmıştır. Kitaba göre, mevcut sarmal yapı nedeniyle, Türk edebiyat tarihinin bu dönemi, modernleşme tarihiyle birlikte anılmak zorunluluğunu beraberinde getiriyor.

Modernizm: Kendisini öldüren Tanrı’dır

Yalnızca tarih içindeki eserlerin, “şaheser” mi yoksa sadece bir “eser” mi olduğuna dair görüşlere değinilmiştir Hkakı Özdemir'in bu kitabında. “19. ve 20. yüzyılda hangi romancılar öne çıkmıştır? Bu eserlerin, niteliği-niceliği nasıldır?” sorularına cevap için incelenebilecek başucu bir kitaptan söz ediyoruz.

Yazara göre; “En makul anlamıyla tarih için tarih, hâlin geçmişe ait tasavvuruyken; tarihselcilik için tarih, geleceğe dair kehanetin sihirli küresinden farksızdır.” diyen yazar, Flaubert ve Proust bile yetersizdir diyen, Alain Robbe-Grillet’in “Yeni Roman” hareketine dair fikirlerini çarpık bulur. “Heveskâr bir iddia” ve “yanılgı” diye bir saptamada bulunur. Çünkü “modernizmin üzerine ilerlemeciliği” eklediğinden söz eder. Bu durum, sadece roman için geçerlidir. Şiir ise bu tanımlamaların uzağında, temiz ve kadim bir tür olarak nitelendirilir yazar tarafından.

Özdemir, ayrıca prototip olarak ele aldığı Dostoyevski’nin Kirillov tiplemesinin, “Kendisini öldüren Tanrı’dır.” diyecek kadar modernizmi, din ve peygamber seviyesine çıkardığından söz eder. Yeni kutsalıyla “insan-tanrı”, modernizme ve ilerlemeciliğe kendini kaptırır ve “insanlık evresini” unutarak “intihar” eder. Burada, “insanlara her şeyin iyi olacağını” vaat eden bir düzen yoktur. Aksine yazara göre, “her şeyin her zaman iyi olduğu bir dünya” tasavvurunun altı çizilmiştir çoktan.

Bir Tarih Yaratmak” bölümünde ise yazar, ülkemizde İkinci Meşrutiyet’in ardından Milli Mücadele Dönemi ve Cumhuriyet’in ilanı ile çerçevelenebilecek bir zamanı anlatır. Romanlarında, tarihe tanıklık eden ve tarih memuru gibi yazan/hisseden romancılara değinir. Varolan romanların ise, travmatik bir boşluğu işaret ettiğini söyler Hakkı Özdemir.

Roman; destan, tragedyadakinin tersi bir işleyişle kişilerle varolan olayları anlatmıştır.

Bu romanlardaki tipler ise, “ilahlaştırılmış erkekler, onlara ram edilmiş kadınlar” şeklinde rejim garantörlüğü yapan, “mite adanmış kurban” tiplerinden öteye geçmemiştir. “Türk romanı; aile, akraba arasından, köşk, konak içinden, yani bir nevî mecburen hapis tutulduğu özel alandan kamusal alana doğru yol almıştır. Bu da sadece teknik gelişme, roman türünü öğrenme ile ilgili değildir; daha da önemlisi, hem dilde hem sosyal hayatta gerçekleşen dünyevileşmenin sonucudur.” tesbitlerinde bulunan yazar, nitelik-nicelik arasındaki ortak konunun “romantik aşk”la tanımlandığını öne sürer. R. Girard’ın, “mimetik düzenek” tanımına uyan “romantik aşk”ını, Türk romanının “tek kanonu” ilan eder. Aşk romancılarını bu tanımın dışına iten yazar, piyasa işi ve popüler aşk edebiyatını “savunulamaz” olarak görür.

Çeşitli nedenlerle, durup dinlenmeksizin yazılan eserlerin, popülizm damgası yemesi kaçınılmazdır. Öte yandan Kerime Nadir, Peride Celâl ve Burhan Cahit gibi unutulmaz aşk romancıları, ayrı bir disiplin içinde değerlendirilir yazar tarafından.

Eylemleri değil, gerçek kişileri taklit eden roman tanımı, özgür irade çerçevesinde irdelenmiştir yazar Hakkı Özdemir tarafından. Bu yüzden roman; destan, tragedyadakinin tersi bir işleyişle kişilerle varolan olayları anlatmıştır. “Çünkü destan ve tragedya karşısında muhatap, vehmin birleştirdiği bir cemaatken; roman karşısında sade mümkünün parçaladığı fertler/özneler vardır ve uzaklaşmış ilişkiler içinde fertler/özneler vardır ve uzaklaşmış ilişkiler içinde fert/özne, yalnızlıkla özgürlüğü birbirine karıştırmaktadır.”

Son olarak, şiir-roman kıyaslamalarına yazar, şiirin Türk edebiyatında dille olan sıkı bağ ve geçmiş anlamında yerini sağlamlaştırmışken, romanın kendi, “doğup geliştiği edebiyatlar içinde bile kanonunu oluşturamadığı” bir tür olduğunu iddia ediyor.

Aydınlanma çağından bu güne gelene kadar, roman nasıl bir seyir izlemiştir? Kimler ne tür ürünler vermiştir?” türünde sorular akla gelebilir. Merak edenler için kısa bir hatırlatma yapalım. “Yeni İnsan Ve Ulus Oluşumunda Roman Aşkı”adlı bu çalışmayı Dergâh Yayınları’ndan edinebilirler.

 

Meral Afacan Bayrak, okudu ve anlattı

Güncelleme Tarihi: 21 Aralık 2018, 14:30
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13