19 kadîm Müslüman şehri bu kitapta

Mehmet Raşit Küçükkürtül’ün özenle seçip aynı özenle bizlere anıttığı 19 Müslüman şehir, Mostar etiketiyle 'Kubbelerin Gölgesinde İslam Şehirleri' adıyla okurlara sunuldu. İsmail Demirel yazdı.

19 kadîm Müslüman şehri bu kitapta

Mehmet Raşit Küçükkürtül’ün yazdığı kitap Kubbelerin Gölgesinde İslam Şehirleri adlı Semerkand Yayın Grubu üyesi olan Mostar Yayınları tarafından neşredildi. Küçük boy resim defteri ebadında basılan eser, 288 sayfadan oluşuyor.

On dokuz güzel şehir

Küçükkürtül’ün hazırladığı eserde sırasıyla Medine, Mekke, Şam, Halep, Basra, Kufe, Kudüs, Kahire, Tebriz, Isfahan, Buhara, Semerkand, Kurtuba, Bağdat, Hive, Delhi, Konya ve İstanbul’u ziyaret ediyoruz.

Küçükkürtül’ün Önsöz’de belirttiği üzere, toplam on dokuz şehrin anlatıldığı eser, bir tarih kitabı ya da bir gezi rehberi değil. Eser, kitapta yer alan on dokuz şehrin nasıl İslam olduğunu, İslam dünyası için ne ifade ettiğini ve İslam hakimiyetinden günümüze gelinceye kadar ne gibi evreler geçirdiğini anlatıyor. Elbette İslam öğretisi sadece kitaptaki yazarın seçtiği on dokuz şehre ulaşmadı. Nice şehirler var adını sayamayacağımız. Takdir edilir ki, Küçükkürtül’ün bu şehirlerin hepsini anlatma imkanı olamaz bir kitaplık hacimde. Yazar, İslam şehirlerinden önemli gördüğü on dokuzunu seçmiş. Yazarın seçtiği bu şehirlerin ortak özellikleri ya bir devlete başkentlik yapmaları ya İslam kültür ve sanat tarihi için önemli bir mevkide bulunmaları yada İslam’ın fetih anlayışının önemli bir yerinde durmalarıdır.

Kitabın takip ettiği seyir 

Yazarın şehirleri incelerken takip ettiği usule dair bir iki söz söyleyerek, kitabı okuyucular gözünde somutlaştırmış, ete kemiğe büründürmüş olalım. Her bir şehir için kısa bir tanımlama kullanılarak o şehrin İslam için, İslam tarihi için ne mana ifade ettiği anılmış. Şehirler için Küçükkürtül’ün seçtiği ifadeleri sıralayarak, kitabın bakış açısnı da yansıtmış olalım:

Medine, Kur’an-ı Kerim’le fethedilmiş Hicret Yurdu; Mekke, şehirlerin anası; Şam, Hicaz’ın solundaki şehir; Halep, kervanlar durağı; Basra, ilim ve cihad şehri; Kufe, siyasi muhalefetin merkezi; Kudüs, Müslümanların ilk kıblesi; Kahire, Afrika’ya açılan kapı; Tebriz, kavimler geçidi; İsfahan, dünyanın yarısı; Buhara, alimler ve arifler şehri; Semerkand, Asya’nın merkezinde bir cennet bahçesi; Kurtuba, Endülüs’ün yıldızı; Bağdat, beş asırlık hilafet merkezi; Kaşgar, Karahan ülkesinin başşehri; Hive, Harizm ülkesinin başşehri; Delhi, Hindistan’ın kapısı; Konya, Selçuklu şehri, İstanbul; Peygamberimizin işaret ettiği şehir...

Şehirlere ayrılmış ilk ve son sayfalarda şehrin genel bir görüntüsünü yansıtan birer fotoğrafa yer verilmiş. Ardından şehrin tarih sahnesine nasıl çıktığı ve nasıl İslam’la müşerref olduğu anlatılmış. Şehre kubbe olmuş camiler ve tarihi eserler tanıtılmış, o kubbeler altında İslam için canla başla, kalem ve kılıçla cihad ederek çabalayanların hayat hikayelerine değinilmiş ve son olarak da günümüze değin uzanan bir şerit üzerinde şehrin kronolojisi tutulmuş.

Kitaba bir kaç rötuş gerekli

Açıkçası böylesi bir çalışma kültür tarihimiz açısından önemli görüyoruz. Bu tarz çalışmaların sayısının artmasını dileyerek kitap hakkındaki bir kaç teklifimizi sunmak istiyoruz. Kitapta daha fazla görsele ve renkli olarak yer verilmeliydi. Zira kitabın hedef kitlesi olan gençleri ve anlatılan şehirlerin çoğuna gitme ihtimal, imkanımızın çok zayıf olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda görsel malzemelerin önemi ortaya çıkacaktır.

Özellikle şiir, hikaye ve romanlarımızda bu şehirlerle alakalı metinler kitapta kendine yer bulabilirdi. Elbette fazladan bir mesai gerektiren böylesi bir özelliğin yokluğu kitap için bir nakısa değil; ancak olsaydı, kitabın daha bir zengin olacağı aşikâr. Bu metinler birer okuma parçası şeklinde tadımlık olarak verilebilir ve bu şehirler bizi kelimelerden medydana gelmiş başka şehirlere yönlendirebilirdi.

Şehirlere ait kronolojik tarih şeridin de günümüze daha fazla yer verilerek hafıza tazelenmesine vesile olunabilirdi. Örneğin Buhara’nın tarih şeridi 1920’de, Konya’nınki 1919’da, Delhi’ninki 1758’de, Kaşgar’ınki 1949’da sonlanmış. Bu tarihler günümüze kadar uzatılsaydı, zannederim ki şehrin kimliği daha bir ortaya çıkmış, silueti daha bir belirginleşmiş olurdu.

Bütün bunlara rağmen, her ne kadar bunlar birer eksiklik olarak telakki etmesek de, Mehmet Raşit Küçük Kürtül’ün ortaya koyduğu bu çalışmayı önemsiyoruz. Artık genel itibariyle gençleri hedef okur kitlesi olarak seçen Mostar Dergisi ve Mostar Yayınlarının böylesi eserleri basmayı sürdürmesini diliyoruz.

 

İsmail Demirel yazdı.

 

Güncelleme Tarihi: 12 Nisan 2016, 16:29
YORUM EKLE

banner19