11 Eylül'de Batı ahlaki dayanaklarını kaybetti

Craig Murray'nin ''Semerkant’ta Ölüm'' kitabı, Batının kirli yüzünü gösteren cesur bir çalışma. Ayrıca despotik idare tarzının insanları ne kadar acınacak hallere düşürdüğünü anlatıyor. Metin Uygun yazdı.

11 Eylül'de Batı ahlaki dayanaklarını kaybetti

Craig Murray, 2002-2004 yılları arasında İngiltere’nin Özbekistan büyükelçisidir. Sıra dışı bir büyükelçidir. Açık sözlüdür. Özel hayatıyla ilgili hususlarda da açık ve cesurdur. Susmayı da sevmez. Gerçekleri uygun platformlarda dile getirir. Bütün bunlardan dolayı kamuoyundan takdir görse de, işinde bunun zorluklarını yaşar, sıkıntılarını çeker. İnsan haklarına büyük önem verir. Diplomat olarak görev yaptığı Özbekistan, insan hakları ihlalleri konusunda sicili hayli bozuk olan bir ülkedir. Despotizmle yönetilmektedir. Yazarın ifadesiyle, ‘etkin bir despotizm’ hakimdir Özbekistan idaresine. Craig Murray'nin, insani değerleri öne alan çalışma prensipleri yüzünden hem Özbekistan devletiyle, hem de kendi devletiyle arası açılır. Soruşturmalar geçirir. Uydurma delillerle görevden el çektirilmek istenir. İftiralar atılır. O da bütün bunlara direnir. Hukuk mücadelesi verir.

Murray, Özbekistan’da büyükelçilik görevinde bulunduğu dönemdeki yaşadıklarını, Semerkant’ta Ölüm ismiyle kitaplaştırmış. Kitabın yayını 2010 yılında Mana Yayınları tarafından gerçekleştirilmiş. Bu hatıratında yazar, Amerika’nın terörizme karşı savaşının karanlık yüzünü ve kirli çamaşırlarını çekinmeden anlatır. İngiltere’nin de Amerikan politikalarına destek vermesi, büyükelçinin tepkisini çeker.

Murray, Özbek muhalefetiyle de iyi ilişkiler içindedir. Onları daima desteklemiş, yanlarında olmuş, Özbekistan’da bir muhalefet hareketinin oluşması için cesaretle gayret göstermiştir. Bu yüzden Özbek muhalefeti tarafından ‘kahraman’ olarak kabul edilir.

11 Eylül 2001’de Batı ahlaki dayanaklarını kaybetti

Kitapta, 11 Eylül 2001 yılında Amerika’da meydana gelen ikiz kulelere yönelik saldırılardan sonra dünya siyasetinde oluşan değişiklikler anlatılır. Yazar, “o tarihte bir şeyler oldu ve Batı ahlaki dayanaklarını kaybetti” der. Batı, daha önce kendi değerleri olarak gördüğü ve savunduğu birçok konuda aşağı doğru savrulmalar yaşar yazara göre. 11 Eylül saldırılarından sonra Amerika terörizme karşı savaş başlatır. Çeşitli ittifaklar kurar bu savaş için. İnsan hakları ihlallerine göz yumar. Hatta bu ihlallerin sorumlusu olur. Irak’ta Ebu Gureyb Hapishanesi'ndeki tutuklulara Amerikalı askerlerin uyguladıkları işkenceler, Batının değerler açısından aşağı doğru savrulmasına gösterilebilecek en çarpıcı örnektir. İşkence altında alınan istihbarat bilgileri de insan hakları ihlalidir. Ve bunu Amerika, İngiltere yapmışlardır. Büyükelçi bunu öğrenince muhalefetinin sesini ve dozajını yükseltir. Hem Amerika ve hem de İngiltere, büyükelçinin görevden alınması gerektiğine karar verirler.

Özbekistan’da işleyen bir demokrasi yoktur

Özbekistan, Sovyetlerden kopup özgürlüğüne kavuştuktan sonra geçen bunca zamana kadar hâlâ Sovyet Rusya’nın komünizmi altındaymış gibi yaşamaktadır. Başta tek adam Kerimov, ülkeyi demir yumrukla yönetmektedir. Basın özgürlüğünden söz etmek mümkün değildir. Muhalefet yoktur ülkede. Muhalifler müthiş bir takip ve baskı altındadır. En ufak, hatta en masum muhalif bir girişim, devletin demir yumruğunu ensesinde bulur. Ilımlı Müslümanlar bile, ‘radikal İslam’ tehdidi olarak kabul edilir. Yargısız olarak hapishanelere doldurulurlar. Haklarında devlet terörü diyebileceğimiz uygulamalar devreye girer. Faili meçhul cinayetler işlenir. İşkenceler ve baskılar uygulanır.

Yazar, özgürlük ve insan haklarıyla ilgili olarak bir açılışta yaptığı konuşmada şu gerçekleri dile getirir: Sovyetlerden miras kalan olumsuzluklarla ilgili Özbekistan’ın yapmak zorunda olduğu, üstesinden gelmek durumunda olduğu çok olumsuzluğun bulunduğunu belirtir, “Ancak bu ülke yine de Sovyet dönemi diktatörlüğünden uzaklaşma konusunda hayal kırıklığına uğratıcı bir ilerleme(!) gösterebilmiştir” diyerek gösterilen çabanın yetersizliğini, hatta hiç çaba gösterilmediğini ortaya koyar.

Özbekistan’da işleyen bir demokrasi yoktur. Siyasi partiler yasaktır. Parlamento için demokratik bir seçim söz konusu değildir. İdari yönetim üzerinde fren ve dengelemeler yoktur. Daha da kötü olarak siyasi ve dini yönden suçlamalara maruz kalan binlerce insan mahkumdur. Hiçbir mesnedi ve dayanağı olmayan kanıtlardan, hiç bağlantılarının olmadığı suçlamalardan dolayı mahkumiyet altındadır bu insanlar. Tanınmış insan hakları örgütlerinin, aynı suçun tekrar tekrar ısıtılıp farklı insanların tutuklanması için kullanıldığını somut örneklerle açıkladıklarına ayrıca dikkat çekilir eserde.

Terörizme Karşı verilen savaşta, Amerika ve İngiltere’nin müttefiki olarak Özbekistan’ın, özellikle Afganistan’da yapılan operasyonlara verdiği desteğin hakkını da verir yazar. Yine Özbekistan’ın güvenlikle ilgili sorunlarının büyüklüğünü, fakirlikle ilgili verdiği mücadelenin zorluğunu da kabul eder. Fakat şu açıklamayı, şu ihtarı da yapmadan geçemez: “Hiçbir yönetim İslam dinine derinden bağlı olanları ya da görüşlerini barışçıl yollarla dile getirenleri baskı altına almak için terörizme karşı savaşı bir bahane olarak kullanamaz. Esefle belirtmek durumundayım ki, Özbekistan’da yanlış yere mahkum edilenlerin çoğu bu kategori içinde yer almaktadır.” Yapılan işkencelere de örnekler verir yazar. Suda kaynatılarak öldürülen veya kaynar sıvıda öldürülen vakalardan söz eder. Bu vakaların ferdi vakalar olmadığını, bu tip işkencenin yaygın olduğunu belirtir.

Ekonomi devlet ricalinin tekelindedir

Ekonomi başta Kerimov ailesi olmak üzere, bakanların ve üst düzey devlet ricalinin tekelindedir. Halkın büyük bir kısmı açık pazarlarda esnaflık yaparak geçimini temin eder ülkede. Üretim yapan fabrikalar mallarını pazarlarda satarak ekonomik faaliyetlerini sürdürürler. Hükümet aniden pazarları kapatabilir. Ara ara başvurulan bir uygulamadır. On binlerce insan bundan olumsuz olarak etkilenir. Fabrikalar kapanır. Bu olayın arkasında birçok şüphe vardır. İthalat ve gıda maddelerinin tekeli yüksek tabakadaki devlet ricalinin elindedir. Halk büyük mağazalara mecbur kalır. Orada da fiyatlar yüksektir. Mağazalar da yine kudretli devlet ricalinin elindedir. Halkı perişanlık ve sefalete iten uygulamaların ardı arkası kesilmez.

Despotizm bütün acımasızlığıyla hüküm sürer. Bağımsızlık kutlamalarının Kuzey Kore’yi andırdığını ifade eder yazar. Okullarda Kerimov’un yazdığı kitaplar okunur. Eğitimin kalitesi oldukça düşüktür. Ülke kaynakları çarçur edilir. Yerli yerinde kullanılmaz. Yargı, tam bir ‘kara mizah’tır yazara göre...

Semerkant’ta Ölüm, Batının kirli yüzünü gösteren cesur bir çalışmadır. Ayrıca despotik idare tarzının insanları ne kadar acınacak hallere düşürdüğünü anlatan, birkaç dolar için işlenen cürümlerin boyutlarını ortaya koyan bir eserdir. Doğu toplumlarının, Müslümanların, Türklerin esas olarak cehaletin esaretinden kurtulması için daha çok çalışmaları gerektiği mesajını alıyoruz okur olarak. Çok, ama çok kat edecek mesafemiz var medeniyet yolunda, refah, kalkınma ve fakirlikten kurtulma yolunda...

Metin Uygun yazdı

Güncelleme Tarihi: 08 Şubat 2019, 17:02
YORUM EKLE

banner19