"Vücudunuz Hayır Diyorsa" kitap özeti

"Vücudunuz Hayır Diyorsa eserinde; birçok hastalığa ve bu hastalığa yakalanmış insanların hikayelerine yer verilmektedir. Kanser ve benzeri hastalıkların çoğunun nedenleri, sonuçları hakkında yapılan birçok araştırmayı kitap içeriğinde bulmaktayız." Tamamına Hap Kitap uygulamasından ulaşabileceğiniz kitabın özet ve ses kayıtlarına dair bilgilendirme içeriğini istifadelerinize sunuyoruz.

"Vücudunuz Hayır Diyorsa" kitap özeti

Giriş

Kişinin kendi parçası gibi hissetmeye başladığı stresin, vücutta oluşturduğu hasarlar anlatılmaktadır. Kitapta, insanların çocukluk yıllarından başlayarak biriktirdikleri duygu ve düşüncelerin içimizde oluşturduğu büyük stres ve bunun etkileri anlatılmaktadır.

Kitap özetinden bölümler:

Koşullandırma ve kronik stres

Modern bilimin getirmiş olduğu her şeyi, kabul edip onaylarken geçmiş çağların bilgilerine ise yokmuş gibi davranıyoruz. Uzun yıllar boyunca birçok hekim, duygularla hastalığın ortaya çıkmasında veya tedavinin başarıya ulaşmasında kuvvetli bir ilişkinin olduğunu, fark etmiştir. Bunun arkasında durup araştırmalarına konu etmişlerse de bu görüşlerin geneli; tıp alanında kabul görmemiş ve yok olup gitmiştir.

Kişilerin farkında olmadan bastırdığı duyguları, zaman zaman fizyolojik yapının rutinini bozar ve zarar verir hale gelir. Bastırma dinamikleri, herkesin içinde bulunmaktadır. Bastırılan duygular, biz fark etmeden dışarıya bir savunma biçimi olarak çıkar.

Çocukken birçok şeye koşullandırılan bireyler, kronik strese maruz kalırlar. Bu durum kişinin kendini aciz hissetmesine sebebiyet verir. Bu hissiyatın neden olduğu içsel gerilim bastırılmıştır ve artık varlığından haberdar olunmaz. Kişi, artık koşullanmış olduğu birçok şeyi normalmiş gibi algılamaya başlar ve savunmasız kalır.

Birçok hastalığın nedenleri araştırıldığında, hastalığın altında yatan sinsi bir stresin, kaygının, iç huzursuzluğun yattığı görülür. Stres veya diğer nedenler hastalığın temel nedeni olmasa da hastalığın başlamasına temel bir katkı sağladığı ve tetikleyicisi olduğu aşikârdır.

Kendi stresine bağımlı hale gelmek

Tıp dünyası, stresi genellikle büyük yıkımlar sonrası görülen olaylar olarak görmektedir. Fakat bu büyük olaylar stres kaynağı oluştursa da insanlar için çok daha tehlikeli, içten içe oluşturulan kronik stresler mevcuttur. Bu stresler, hiçbir anormallik sergilemeden kişiye zarar vermektedir.

Çocukluğundan beri iç strese maruz kalan bireyler, streslerinin yokluğunda rahatsızlık duyarlar ve kişide bu durum anlamsızlık hissi uyandırır. Yani insanlar, kendi stresine bağımlı hale gelebilirler.

Büyük acılardan sonra gelen dışsal stres değil bireyin kişiliğini başkasına göre düzenlemek zorunda kaldığında oluşan içsel stres, her zaman normal bir seyir izlemez.  Stres bir duygu meselesinden ziyade birçok organı etkileyerek vücutta meydana gelen fizyolojik bir olaydır. Canlılar, farkına varmadan stresi yaşamaktadırlar. İyileşmenin stres altındayken azaldığı, stres ortadan kalktığında ise arttığı görülmektedir.

Bizler, uyarı sistemimizi oluşturan içgüdülere ekonomik seviyemiz arttıkça daha çok kulağımızı tıkıyoruz ve bedenimizde olup bitenden habersiz yaşıyoruz. Böylece stres bedenlerimizi sinsice tüketiyor ama bunun nedeni bedenimizin işe yaramaması değil bizlerin onun göstermiş olduğu işaretleri artık anlayamaz hale gelmemizdir.

Duygularımızı hissedebiliyorsak eğer bunları ifade ederek duygusal sınırlarımızı koruyabiliriz. Yaşanılan ana ait psikolojik tepkilerle geçmişten gelen kalıntılara ait psikolojik tepkilerin ayrımını yapabiliyorsak ve onaylanmak, kabul görmek yerine gerçek ihtiyaçlarımıza odaklanabilirsek stresi meydana çıkaracak hiçbir sebebimiz olmaz. Ama bunları karşılayamazsak stres ortaya çıkarak özdengemizi bozar. Kronik olarak bozulma, sağlığı tehdit ederek tehlikeye sokar.

Kendimizi çeşitli sağlık riski faktörlerinden uzak tutmak istiyorsak yeterli duygusal düzeye ulaşmamız, gerekiyor. Kişi duygusal yeterliliğe ulaştığında en etkili ilacını elde etmiş olur.

ALS hastalarının yaşam öykülerinden anlaşılacağı üzere ki bunlardan en ünlüsü; Stephan Hawking’dir, bu kişilerin çocukluklarında yaşamış oldukları duygusal eksiklikler olduğudur. Ve bu hastaların kişiliğinde ön plana çıkan taraf, genelinin çocukluğundan itibaren aşırı fedakâr ve sevecen olmalarıdır. Hastaların diğer özelliği ise yardım kabul etmedikleri, duygusal veya fizyolojik acılarını inkâr ettikleridir. O halde ALS için “yenileme gücünü kaybeden sinir sisteminin tükenmesi” denilebilir.

Hastalığa yol açan sebepler 

İnsanların birçoğunda kalıtımla kanser arasında ilişki bulunmamaktadır. Kansere sebep olan etmenler; DNA’nın hasarı yanında tamir edilememesidir. Kansere yakalanmış vücutta DNA ya kendini tamir eder ya da hücre ölümü gerçekleşir. Ancak stres, bu DNA tamir mekanizmasında değişikliğe yol açabilir ve bastırılmış duygular, bu süreci olumsuz etkileyebili

Kişilere hastalık teşhisi konulunca ki bu hastalık kanser veya başka bir şey de olabilir, gündelik yaşamlarında strese karşı geliştirdikleri davranışlarını hemen terk etmezler. Bu gibi durumlarda mevcut olan tepkileriyle savunma mekanizmalarını devreye sokarlar.

Meme kanseri, melanom, prostat, lösemi, akciğer kanseri hastalarının birçoğunda, öfke veya diğer olumsuz duyguları inkâr ve bastırma, dışarıdan iyi insan görüntüsü sergileme ve çatışmalardan kaçınma; yaygın davranış türleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Herhangi bir kişilik türünün kansere neden olduğunu söylemek imkânsızdır. Ancak bazı karakteristik özelliklerin, stresi artırma ihtimali daha çok olduğundan kanser riskini artırmaktadır.

Hayır diyememe, kişinin öfkesinin farkına varamaması veya duygularını ifade edemediği durumlar; farkında olmadan stresi tetikleyen unsurlardır. Bu etkenler, yıllar geçtikçe artarak devam eder ve vücut dengesine, bağışıklık sistemine zarar verecek potansiyele sahip olur. Bu durumda, hastalığa yol açan; vücudun gücünü düşüren kişilik değil kişiliğin sebep olduğu strestir. Yani karakterle hastalıklar asındaki ilişki; fizyolojik strestir.

Kişilerin duygularını rahatlıkla ifade etmesi engellendiğinde öğrenilen bu duygusal tecrübeler, zarar verme potansiyeli yüksek biyolojik olaylara dönüşür. Bahsettiğimiz bu öğrenme de çocukluktan gelir. O zaman, bunun önlenmesi de çocuklukla alakalıdır.

Devamını okumak ve dinlemek için HAP KİTAP uygulamasını indirebilirsiniz.

v

Yayın Tarihi: 21 Kasım 2022 Pazartesi 09:00
YORUM EKLE

banner19

banner36