"Şiddetsiz İletişim" kitap özeti

Marshall B. Rosenberg tarafından hazırlanan bu kitapta “Şiddetsiz İletişim”, tüm yönleri ile ele alınmıştır. Çalışmada, insanların hayatlarında, şiddetsiz iletişime yer vermelerini sağlayacak katkılar detaylıca anlatılmıştır. Tamamına Hap Kitap uygulamasından ulaşabileceğiniz kitabın özet ve ses kayıtlarına dair bilgilendirme içeriğini istifadelerinize sunuyoruz.

"Şiddetsiz İletişim" kitap özeti

İnsanlar, doğumlarından itibaren çevreleriyle iletişim kurmaya başlarlar ve öğrendikleri ya da toplumun kendilerine dayattığı bazı yöntemlerle bu iletişimi devam ettirirler.

Bazen kişilerin iletişimleri şiddete, yargılamaya ya da talepte bulunmaya yönelik olabilir. Bu türden bir iletişim, hem kendilerini doğru ifade etmelerini hem de karşılarındaki kişiyi doğru anlamalarını engeller. Şiddetsiz iletişim, insanların edinmiş oldukları bu tür iletişim yöntemlerinin aksine bir tutum sergilemektedir. Kişilerin davranışlarını olumlu yönde geliştirmelerini sağlar, bunu yaparken de iletişim ve dil becerilerine odaklanır.

Marshall B. Rosenberg tarafından hazırlanan bu kitapta “Şiddetsiz İletişim”, tüm yönleri ile ele alınmıştır. Çalışmada, insanların hayatlarında, şiddetsiz iletişime yer vermelerini sağlayacak katkılar detaylıca anlatılmıştır.

“Şiddetsiz İletişim”, insanların insanca davranma becerilerinin gelişmesini sağlayan yöntemdir. Bir süreç olan bu yöntemin hayata adapte edilmesi, zaman ve sabır isteyen bir durumdur. İnsanlar günlük hayatlarında kendilerine öğretilmiş olan yöntemler üzerinden iletişim kurarlar. Bu yöntemlerin bazıları şiddet eğilimlidir. Fiziksel veya psikolojik olarak ortaya çıkan iletişim yöntemleri, kişilere zarar vermektedir. Karşıdaki kişiyi küçük düşürmek veya onu yargılamak, olumsuz sonuçlara neden olduğu gibi iletişimi şiddete yönlendirmektedir.

Duygular, insanların ifade ederken en zorlandığı şeylerdir. Kullanılan bazı sözcükler ile anlatılmaya çalışılsa da çoğunlukla yanlış aktarılmaktadır. Duygularının sorumluluğunu yüklenemeyen kişilere, şiddetsiz iletişim yardımcı olmaktadır.

Empati, insanların gerek ikili ilişkilerinde gerek dünyaya bakış açılarında fark yaratmaktadır. Çatışma anlarında kurulacak empati elde edilecek sonucun veya çözümün de olumlu yönde olmasını sağlamaktadır. Karşıdaki kişiye empati göstermesini sağlamak için önce kişinin kendisine empati duyması gerekir, ancak bu sayede istenilen sonuç elde edilebilir.

Bu kitap ile şiddetsiz iletişimin insan hayatına etkileri ele alınmıştır. Şiddetin insan hayatında yarattığı yıkıcı etkilerin bertaraf edilebilmesi ve kökten değiştirilebilmesi için yapılması gerekenler detaylıca aktarılmıştır.

Şiddetsiz İletişim

“Şiddetsiz iletişim”, insanları zorlayan durumlarda dahi insanca davranma becerisini kuvvetlendirecek iletişim ve dil becerileri ile ilgilidir. Yeni bir olgu olmayan şiddetsiz iletişim, aslında asırlardır bilinen bir yöntemdir. Asıl amacı, insanların birbirleriyle nasıl iletişim kurduğuna dair sahip oldukları birikimleri ve bunların hayata geçiriliş sürecine yardımcı olmaktır. İnsanların karşılarındaki kişiyi dinleme ve ona kendilerini ifade etme şekillerine göre rehberlik etmektedir.

Şiddetsiz iletişim yöntemi, insanların alışkanlık hâline getirmiş oldukları tepkileri anlama, hissetme ve farkında olma konularında onlarda bir bilinç oluşturmaktadır. Bu yöntem ile insanlar, kendilerini etkileyen ortamları fark etmek ve gözlemlemek üzere eğitirler. Böylece kişiler bir ortamda gerçekten ne istediklerini belirlerken bunu açık bir biçimde dile getirmeyi de öğrenir. Dönüştürücü gücü oldukça yüksek olan şiddetsiz iletişim yöntemi, aslında basit bir modeldir.

İnsanlar, şiddetsiz iletişimi kullanmaya başladıkları zaman ilişkileri de farklı ve yeni bir açıdan algılamaya başlarlar. Eleştirme veya saldırma alışkanlıkları bu sayede tamamen değişir. Şiddet içeren tepkiler vermek veya direniş gösterme gibi durumların sayısı gittikçe azalır. Kişinin önce kendisini ve karşısındakini içtenlikle dinlemesiyle karşılıklı, “gönülden verme” arzusu da oluşmuş olur.

Şiddetsiz iletişim uygulanırken karşıdaki kişinin de aynı şekilde davranması gerekli değildir. Ayrıca kişi, bu süreci uygulamaya başladığında karşısındaki de aynı iletişim yöntemine yönelebilir. İletişim yönteminin değişmesiyle meydana gelen değişim, her zaman hızlı bir biçimde gerçekleşmez. Şiddetsiz iletişim bir süreçtir ve ilkeleri vardır. Temel olarak şiddetsiz iletişim dört ögeye sahiptir, bunlar:

•             Gözlem,

•             Duygu,

•             İhtiyaç,

•             İstek/Rica.

Şiddetsiz iletişim sürecinde gözlem yaparken yargılamadan uzak durulmalıdır. Gözlem sonucu oluşan duygular ise saklanmamalı, açıklıkla ifade edilmelidir. Sonrasında ifade edilen duygular ile ilişkili ihtiyaçlar dile getirilmelidir. Şiddetsiz iletişimin iki yönü vardır. Bunlar:

•             Kişinin kendisini bu dört ögeyi içerecek biçimde ifade etmesi,

•             Dört öge vasıtasıyla karşıdaki kişiyi empati yoluyla dinlemesi.

Her iletişim seviyesinde şiddetsiz iletişim uygulanabilir. Yaşanabilecek her olay ve durum karşısında da etkin biçimde şiddetsiz iletişimi kullanmak mümkündür. Bu durumlardan ve iletişim türlerinden bazıları şunlardır:

•             Aile içinde,

•             Özel ilişkilerde,

•             Okulda,

•             Kurum ve örgütlerde,

•             Çatışma durumlarında,

•             İş görüşmelerinde,

•             Danışmanlık ve terapi ilişkilerinde.

Şiddetsiz iletişim sayesinde insanlar kendilerini ifade ederken karşılarındaki kişileri de dinlemeyi öğrenirler. Bunu yaparken de şiddetsiz iletişime bağlı dört ögeye odaklanırlar.

Şefkatten Uzak İletişim

İnsanları şefkatten uzaklaştıran bazı iletişim şekilleri vardır. Bu iletişim şekilleri, insanların kendilerine ve başkalarına şiddetli bir biçimde davranmasına yol açar. Bu tür iletişimler için “Hayata yabancılaştıran iletişim” ifadesi kullanılmaktadır. Hayata yabancılaştıran iletişim şekillerinden bazıları şunlardır:

•             Ahlakçı yargılar,

•             Karşılaştırma yapmak,

•             Sorumluluğu reddetmek.

İnsanlar kendi değerlerine uymayan davranışları değerlendirirken genelde onların yanlış ve kötü olduğunu ima ederler. Yani aslında karşılarındaki kişiyi ahlakçı yargılar üzerinden değerlendirirler. Bu tür yargılamalardan bazıları şu şekilde yapılmaktadır:

•             Suçlama,

•             Eleştirme,

•             Küçük düşürme,

•             Hakaret.

Ahlakçı yargılar ile değer yargıları birbirinden farklıdır. Değer yargıları, insanların hayata nasıl daha iyi hizmet verebileceği ile ilgili inançlarını ifade eder. Ahlakçı yargılar ise insanların sahip olduğu değer yargılarına uymayan kişilere ve davranışlara karşı geliştirmiş oldukları hükümlerle ilgilidir.

Karşılaştırma yapmak ise aslında insanların düşünceleri üzerinde baskı oluşturmaktadır. İnsanlar, karşılaştırma yaptıkça kendilerini mutsuz hissetmeye başlarlar. Yargılamanın bir şekli olan karşılaştırma, iletişimdeki şefkati güçlü bir biçimde engeller.

Sorumluluğu reddetme, hayata yabancılaştıran iletişim şekillerinden biridir. Bu durum, insanların davranışlarından ve düşüncelerinden ötürü sorumlu olduğu bilincini engeller. Bu tür düşünce yapılarında “zorunda olmak” ifadesine sıklıkla yer verilir. İnsanlar bu ifadeyi kullanarak aslında davranışlarındaki bireysel sorumluluğun üstünü örterler.

İnsanlar bazı durumlarda davranışlarının nedenini, başka kişi ve olaylara yüklerler. Böyle yaparak davranışlarının sorumluluğunu reddetmiş olurlar. Bu gibi durumlara örnek olarak verilebilecek durumlardan bazıları şunlardır:

•             Otoritenin emirleri,

•             Kurumsal düzenlemeler, kurallar ve politikalar,

•             Grup baskısı,

•             Toplumsal cinsiyetin, toplumun veya yaşının kişiye yüklemiş olduğu roller,

•             Kontrol edilemeyen dürtüler.

İnsanların isteklerini talep olarak dile getirmesi de şefkati engelleyen durumlardan biridir. Üstü kapalı veya açık bir şekilde ifade edilmekte olan talep, farkında olmadan karşıdaki kişi tarafından tehdit olarak algılanabilir. Çünkü kişi, talep doğrultusunda davranılmadığı zaman davranışın bir sonucu olacağı yönünde bir mesajla karşılaşılabilir. Kültürümüzde otorite konumunda yer alan kişiler, genelde talep etme iletişim biçimini kullanmayı tercih ederler.

Şiddetsiz İletişimin Bileşenlerinden Biri: Duygular

İnsanların hissettiklerini ifade etmeleri, şiddetsiz iletişimin ikinci bileşenidir. Duygular ve düşünceler birbirinden ayrıdır. Günlük hayatta genelde insanlar, “Hissediyorum” derken duygularını dile getirmezler. Bu da iletişimde karışıklık yaşanmasına neden olur. Kalıplarla beraber “Hissediyorum”  sözcüğünün kullanılıyor olması gerçek duyguların ifade edilmesini engeller. Bu ifadelerden bazıları ise şunlardır:

•             Tıpkı, sanki ,...mış gibi kelimeler,

•             Kendim, sen, o, ben gibi zamirler,

•             İnsanlara gönderme yapan isimler.

İnsanların duygularını ifade ederken “Hissetmek” sözcüğünü kullanmalarına gerek yoktur. Yani “Mutlu hissediyorum” demek yerine “Mutluyum” demek yeterlidir. Şiddetsiz iletişim, kişinin ne olduğuna dair düşüncelerini tanımlayan ifadelerle gerçek duygularını ifade eden sözcükleri birbirinden ayırmasını sağlar.

Kullanılan bazı sözlerde aslında kişinin ne hissettiği değil başka kişilerin davranışı hakkında yapmış olduğu yorum ifade edilmiş olur. Bu sözlerden bazıları şunlardır:

•             Kandırılmış,

•             Görmezden gelinmiş,

•             Hakkı yenmiş,

•             Hor görülmüş,

•             İhanete uğramış.

İnsanlar, bazı sözcükleri kullanarak duygusal durumlarını net bir biçimde tanımlayabilirler. Bu duruma yardımcı olan sözcüklerden bazıları şu şekildedir:

•             Azimli,

•             Sabırsız,

•             Hassas,

•             Huzurlu,

•             Acı içinde.

İnsanların duygularını ifade ederken kullanmakta oldukları belirsiz sözler, iletişimde karışıklığa neden olur. Karşıdaki kişi bu sözlerle gerçekten ne anlatılmak istendiğini anlamakta zorluk çekebilir. “İyi” ve “Kötü” de karışıklığa neden olan sözcükler arasındadır.

Şiddetsiz iletişimin üçüncü bileşeni olan “Duygularımızın sorumluluğunu yüklenmek” iletişimde önemli bir yere sahiptir. Olumsuz bir mesaj, insanlara sözlü veya sözsüz olarak verilebilir. Böyle bir durumla karşı karşıya kalındığı zamanda onu algılamak için dört ayrı seçenek vardır. Bunlar:

•             Kendimizi suçlamak,

•             Başkalarını suçlamak,

•             Kendi ihtiyaçlarımızı ve duygularımızı algılamak,

•             Başkalarının ihtiyaçlarını ve duygularını sezmek.

İnsanlar, duygusal özgürlüğe doğru ilerlerken ilişki kurma şekilleri de üç aşamadan geçer. Bu aşamalar sırasıyla şöyledir:

•             Duygusal kölelik,

•             Başkaldırı dönemi,

•             Duygusal özgürlük.

Birinci aşamada kişi, başkalarının duygularından ötürü sorumlu olduğuna inanır. İkinci aşamada kişi, başkalarının ihtiyaçlarını ve duygularını dikkate almayı reddeder. Üçüncü aşamada ise başkalarının değil, kendi duygularının sorumluluğunu kabul eder.

Devamını okumak ve dinlemek için HAP KİTAP uygulamasını indirebilirsiniz.

Yayın Tarihi: 09 Mayıs 2022 Pazartesi 11:00 Güncelleme Tarihi: 03 Haziran 2022, 13:15
YORUM EKLE

banner19

banner36