"Satranç" kitap özeti

“Satranç” Stefan Zweig’ın ölümünden hemen önce tamamladığı eserlerinden biridir. Eserde rastlantı sonucu karşılaşan üç satranç ustasının oyunu anlatılmaktadır. Tamamına Hap Kitap uygulamasından ulaşabileceğiniz kitabın özeti ve ses kayıtlarına dair bilgilendirme içeriğini istifadelerinize sunuyoruz.

"Satranç" kitap özeti

Avusturyalı yazar Stefan Zweig, kendi döneminde olduğu gibi bugün de en fazla okunan yazarlar arasındadır. Döneminde başarılı bir biyografi yazarı olarak tanınan Zweig’in hikâyelerindeki psikolojik bakış açısı elbette onun iyi bir psikolog olması sayesindedir. Kişileri ve davranışlarını gözlemlemede iyi olduğu gibi rahatlıkla teşhis koyması da bu durumdan kaynaklanır. Eserlerinde hissedilen geniş psikolojik birikimi ile hikâyenin arka planını doldurarak hikâyedeki olayın yaşanabilir olma olasılığını arttırırken okuyucu ve karakter arasındaki bağı da kuvvetlendirir.

Viyana’da doğan Zweig, Hitler döneminde ülkesinden kaçarak önce İngiltere’ye sonrasında Amerika’ya yerleşir ancak burada da II. Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine Brezilya’ya gider. Çok fazla seyahat etmiş ve pek çok kültürle karşılaşmış olması, onun hikâye ve romanlarındaki zenginliğin de kaynağıdır. 1881 yılında başlayan yaşamına, geçirmiş olduğu savaşların üzerinde bıraktığı umutsuzluk ve karamsarlık duyguları içinde, 1942 yılında kendi kararı ile son verir.

Satranç” Stefan Zweig’ın ölümünden hemen önce tamamladığı eserlerinden biridir. Eserde rastlantı sonucu karşılaşan üç satranç ustasının oyunu anlatılmaktadır. Hikâye tek bir mekânda geçer. New York’tan Buenos Aires’e gitmekte olan bir yolcu gemisi, mekân olarak seçilmiştir.

Kitap özetinden bölümler:

Mirko Czentoviç

Gece yarısı New York Limanı’na demirlenmiş koca bir yolcu gemisinde, güvertedeki orkestranın eşliğinde müthiş bir koşuşturmaca vardı. Gemiye binmek üzere limana gelen yolcular ve yakınlarını uğurlamak için ellerinde çiçeklerle gelen insanlarla liman oldukça canlıydı. Ben de bir köşede eski bir tanıdığım ile ufak bir sohbete dalmıştım. Bu sırada limana kalabalık bir gazeteci topluluğu ve fotoğrafçılar girdi. Art arda patlayan flaşlardan anladığım kadarıyla bu gemi yolculuğunda ünlü konuklar olacaktı. Arkadaşım, kim olduğunu anlayamadığım ünlü kişinin; dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic olduğunu ve Amerika’nın doğusundan batısına kazandığı zaferlere Güney Amerika’dakileri eklemek için yola çıktığını söyledi.

Aslen Slav kökenine sahip Czentovic, pek çok satranç ustasını bir çırpıda yenerek Amerika’da şampiyonluğa kavuşmuştu. Ardından çıkan dedikodulara bakıldığında bu, gerçekten beklenmeyecek bir olaydı, çünkü Czentovic ne entelektüel bir birikime sahipti ne de tamamlamış olduğu bir tahsili vardı. Yetimdi ve kendisine acıyarak yanına alan köy rahibinin tüm uğraşlarına rağmen hiç bir eğitime karşılık vermemişti, tamamen alaylıydı.

Kendisinden yapması istenilen her şeyi sorgusuz sualsiz yerine getiren bu çocuğun en kötü yanı hiç bir şeyi kendisinin akıl etmemesiydi. Söylenen iş, her ne olursa olsun yapıyor, söylenmediyse öylece duruyordu. Rahibin akşamları vakit geçirmek için dostlarıyla oynadığı satrancı da saatlerce ve sessizce izliyordu. Bir gün gelen bir haber sebebiyle rahip oyunun ortasında hızla çıkıp gitmek zorunda kaldı. Oyunun yarım kalması üzerine rahibin arkadaşı tamamen alaylı bir ifade ile Mirko’ya oyunu bitirmek isteyip istemeyeceğini sordu. Gelen olumlu yanıtı ise asla beklemiyordu ve elin sonunda rahibin arkadaşı, Mirko’ya yenilmişti. Rahip geldiğinde bu olana inanamadı ve Mirko ile bir oyun da o oynamak istedi. Sonuç yine değişmedi, Mirko onu da kolaylıkla yenmişti.

İlk Karşılaşmalar

Rahip, Mirko’yu alarak kasabaya komşu olan en yakın şehre götürdü. Diğerlerine nispeten küçük sayılabilecek bu şehirde, satranç ustalarının birlikte takıldığı ve sürekli satranç müsabakalarının düzenlendiği bir kahve olduğunu biliyordu. Rahip burada Mirko’yu denemek ve gerçekten yetenekli olup olmadığı görmek istiyordu.

Başlangıçta rakibine yenildi ancak bu yenilginin nedeni, rakibinin daha önce hiç karşılaşmadığı bir açılış olan “Sicilya açılışı” ile oyunu açmasıydı. İkinci partide ise bu açılışı hemen kavramış ve rakibini alaşağı etmişti. Sonrasında onunla oynamak isteyen herkes bu yenilgiden nasibini almıştı. Bu olay tüm kasaba tarafından büyük bir heyecanla karşılandı ve herkes Mirko’nun daha fazla oynaması için sabırsızlanmaya başlamıştı. Ertesi günlerde Mirko şehirde kalarak diğer satranç kulübü üyeleriyle de oynadı ve hepsini yendi. Rahip yetiştirdiği bu oğlan için ilk kez oldukça gururluydu. Kasabada bulunan yetenekleri ünlü etmesiyle tanınan bir adam, Mirko’nun bir satranç ustasından eğitim alması için Viyana’ya gönderilmesine aracılık etti.

Altı aylık bir süre sonunda Mirko satranca dair tüm teknikleri öğrenmişti. Hızlı bir yükseliş göstererek on yedi yaşına geldiğinde bir düzine satranç ödülünün sahibi olmuştu. Ancak bu genç adamın en büyük noksanı, satranç tahtası olmadığı zaman, körleme bir şekilde kesinlikle oyun oynayamamasıydı. Oysa usta satranç oyuncuları tahta ve taşlar önlerinde yokken bile hayal dünyalarında canlandırarak oynayabilirdi. Neyse ki bu noksanlık Mirko’nun kariyerinde bir düşüşe ya da sıkıntıya yol açmadı. yirmi yaşına geldiğinde Mirko Czentovic, dünya satranç şampiyonu ünvanına kavuşmuştu.

Mirko’nun şampiyonluğu ilk kez entelektüel ve zeki satranç şampiyonlarının arasına ağır kanlı, ağzından tek bir kelime çıkmayan, hantal bir genç dâhil olmuştu. Mirko, öylesine suskundu ki gazeteciler onunla röportaj yapabilmek için sıraya girse de bu gencin ağzından tek bir söz alamıyorlardı. Bu genç tüm hünerlerini ve ustalığını yalnızca satranç tahtası üzerinde gösterebiliyor, masadan kalktığı an tüm parlaklığı sönüyordu. Oynayacağı yer ya da hangi amaçla oynanacağı onun için hiç bir önem taşımıyordu. Üzerinde eğreti duran takım elbisesi ile bir kariyer oluşturma amacı gütmeden plansız programsız para kazanacağı her oyunda yer alıyordu. Üç kelimeyi peş peşe sıralamaktan aciz olduğunu bildikleri hâlde bir yayıncı ile anlaşarak “Satranç Felsefesi” adıyla çıkarılacak kitabın yazarı olarak isminin kullanım hakkını satmıştı. Bir satranç oyuncusu hatta bir sporcu için bile çok garip karşılanacak olan ucunda para olan reklamları da kabul ediyordu.

Mirko Czentoviç, tüm bu sığlığına rağmen oldukça kendini beğenmiş biriydi. Bu kendini beğenmişliğin tek bir sebebi olabilirdi; dünyaya karşı bilgisiz bu çocuğun satranç tahtası üzerinde herkesi yenmesi.

Devamını dinlemek için:

Yayın Tarihi: 24 Mart 2022 Perşembe 13:00 Güncelleme Tarihi: 24 Mart 2022, 18:47
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26