"Kısa Türkiye Tarihi" kitap özeti

“Kısa Türkiye Tarihi”, yakın tarihimiz üzerine değerli çalışmalarıyla tanıdığımız Prof. Dr. Sina Akşin’in 19. yüzyıl başındaki ilk reform çabalarından 2000’li yıllar Türkiye’sine kadar uzanan çalkantılı süreci ele aldığı, başarılı eseridir. Tamamına Hap Kitap uygulamasından ulaşabileceğiniz kitabın özet ve ses kayıtlarına dair bilgilendirme içeriğini istifadelerinize sunuyoruz.

"Kısa Türkiye Tarihi" kitap özeti

Orta Asya’da başlayan Türk tarihinin devlet ve yönetim geleneği, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde en belirgin hâlini almıştır. Selçuklu döneminde küçük bir devletken kısa sürede bütün Anadolu’ya ve sonra Balkanlar’a yayılmış, bu süre zarfında sanatta, bilimde, mimaride, edebiyatta ve tıp gibi pek çok alanda büyük eserler verilmiştir. Bununla beraber, her millet gibi zaman zaman kötü yönetim, yolsuzluk, adaletsizlik gibi şeyler de bu tarihin içinde yer almış, özellikle monarşiden demokrasiye geçiş süreci, önceki devirlere göre çok daha hareketli olmuş.

Yakın tarih kitaplarıyla bilinen tarihçi Prof. Dr. Sina Akşin, “Kısa Türkiye Tarihi” adlı bu kitabında, Türkiye tarihinin son döneminin ana hatlarını çiziyor. Cumhuriyet öncesinin kısa özet şeklinde verildiği kitapta, Türkiye’nin son yüzyılına odaklanılıyor. Kitap, salt bilgi vermekten öte, bazı konuları tartışmaya açmayı amaçlıyor da diyebiliriz…

Osmanlı Klasik Çağı

Osmanlı klasik toplumundan bahsederken bu klasik tanımının 1450-1550 yılları arasını kapsadığını hatırlatalım. Başta belirtmemiz gereken bir husus da Osmanlı tarihinin dönemlere ayrılmasıyla alakalıdır. Okullarda bize öğretilen Osmanlı tarihi dönemlendirmesi şu şekildedir:

1300-1453: Kuruluş

1453-1579: Yükseliş

1579-1699: Duraklama

1699-1922: Gerileme

Bu dönemlendirme şüphesiz toprak genişliği ve devlet gücü temel alınarak yapılmıştır. Dolayısıyla toplumun ahlâkî ve kültürel olarak gelişimi, bu tasnife yansımamıştır.

Klasik dönemde Osmanlı toplumunda iki ana sınıf vardı: Yönetenler ve yönetilenler. Kimlerin hangi sınıfa dâhil olacağına, ne zaman hangi sınıfa geçeceğine devlet karar verirdi.

Yönetenler de kabaca iki gruba ayrılırdı: Askerler ve ulema. Bu sınıf üyeleri, askerlikle ilgileri olsun olmasın askerî sayılırdı. Devletin en zengini padişahtı. Fazla zenginleşen tüccarların ve yönetenler sınıfına dâhil olan askerilerin malları ölümlerinden sonra müsadere edilirdi. Tabii, bunlar içerisinden daha çok müsadereye değecek kadar serveti olanların tercih edildiği görülüyor.

Yönetenlerin diğer kolu olan ulema sınıfı ise devlet işlerine pek karışmaz; adalet, eğitim ve din ile ilgili işlere bakardı. Âlimler medreselerde yetişen Müslüman çocuklardı. Servet edinebilir ve bu serveti evlatlarına bırakabilirlerdi. Vergiden muaftılar. Yüksek ulemanın çocukları kayırılır, onlar da babaları gibi âlim olurlarsa önleri açılırdı. Ziya Gökalp, devşirmelerin yetiştiği Enderun Mektebi’yle medreseleri kıyaslarken birincisinin Türk olmayanı alıp Türk yaptığını, ikincisinin ise Türk olanı alıp Arap yaptığını söyler. Zira Enderun’da Türkçe kullanılmasına rağmen medreselerde öğretim dili Arapçadır. Öte yandan atadan dededen Müslüman olanların ülke yönetiminde söz sahibi olma şansının, Enderun’da yetişen Hristiyan kökenli devşirmelerinkinden az olması da gariptir.

“Reaya” diye adlandırılan yönetilenler sınıfı ise üretim görevini üstlenirdi. Öte yandan savaşlarda da orduya yardımcı olurlardı. Vergi, yönetilenlere mahsustu. Osmanlı’da devlet yönetilenler için değil, yönetenler içindi.

Klasik çağdaki Osmanlı toplumsal düzeni 16. yüzyılda değişime uğramaya başladı. Bu değişim sürecini sağlayan önemli faktörleri kısaca şöyle sıralayabiliriz:

-Avrupa’dan dolayı enflasyonun artması ve tüfeğin icat edilip tımar sisteminin çöküşü,

-Avrupa ve Akdeniz havalisinde nüfusun artması,

-Uluslararası kervan yollarının değerini yitirmesi, fetihlerin yavaş yavaş bitmesi,

-İbni Haldun’un devletlerinin ömrünün 100-120 yıl civarı olduğunu savunan medeniyet teorisi.

Tanzimat’tan Meşrutiyet’e

Osmanlı Devleti’nde klasik çağın bitişinden itibaren ıslahatlar yapılmaya başlanmıştı. Fakat gerçek ıslahatlar 1787’de III. Selim’le birlikte başlamıştır. Hem III. Selim ıslahattan yanaydı hem de Fransız İhtilali devleti buna mecbur bırakmıştı. III. Selim iki büyük sorunla karşılaştı: Ayanlar ve yeniçeriler. Kendisinin getirdiği Nizam-ı Cedid, öldürülüşüyle birlikte dağıtıldı. Daha sonra II. Mahmud döneminde de önemli gelişmeler yaşandı. Onun kurduğu Sekban-ı Cedid de yine yeniçerilerin baskılarıyla kaldırıldı. Ayanlarla aynı masaya oturularak onlara bazı yetkiler verildi ve böylelikle kontrol altına alındılar. II. Mahmud, ayanların gücünü mutlaka kırmak istiyordu. Nitekim II. Mahmud’un korktuğu oldu ve iki büyük ayan, devletin başına büyük belalar açtı. Yanya ayanı Tepedelenli Ali Paşa’yla savaşılırken bundan istifade eden Yunanlar isyan edip bağımsızlık savaşına giriştiler. Öte yandan Mısır’da da Kavalalı Mehmed Ali Paşa da devleti bir hayli uğraştırdı; bizzat Osmanlı ordusuyla yaptığı savaşları kazanıp valisi olduğu devletten, büyük topraklar ve yetkiler elde etti. 1838’de İngilizlerle imzalanan Baltalimanı Anlaşması, Osmanlı ekonomisi açısından bir idam fermanı oldu. Ve ardından Osmanlı’nın en önemli ıslahatlarından olan Tanzimat Fermanı ilan edildi. Tanzimat’ın, devletin en zayıf olduğu yıllarda gelmesi kötü ise de insan hakları mücadelesi açısından çok önemli bir başlangıç oldu.

1853 yılında Kırım Savaşı çıktı. Bu savaşta Rusya yenildi. Osmanlı Devleti ise İngiltere ve Rusya ile birlikte kazandı. Rusya Osmanlı’yı Avrupa’nın nüfuzundan kurtarıp kendi nüfuzuna almak istemişti ama başaramadı. Buna karşılık Avrupa devletleri de Osmanlı’nın toprak bütünlüğünü korumak için bazı düzenlemeler isteyince 1856’da Islahat Fermanı ilan edildi. Bu devrin en önemli olayı, Yeni Osmanlıların ortaya çıkışıydı. Onları anlamak için dönemin basın tarihini bilmek gerekir.

Osmanlı’nın ilk resmi gazetesi Takvim-i Vekayi 1831’de çıktı. Daha sonra yarı resmî olarak 1840’da Ceride-i Havadis kuruldu. Fakat gazetecilik asıl olarak 1860’ta Tercüman-ı Ahval’in kuruluşuyla başladı. Yeni Osmanlıların önde gelenlerinden Şinasi burada yazıyordu. Daha sonra gazeteler çoğaldı. Yeni Osmanlılar bu gazetelerde doğacaktı. 1860’larda Fransa’ya kaçan Mustafa Fazıl Paşa, meşrutiyetten yanaydı ve İstanbul’a mektup yazarak “Genç Türkler”den bahsedip meşrutiyeti savundu. Devlet bu mektuptan sonra özgürlük hareketlerine uyandı ve Namık Kemal, Ziya Paşa ve Ali Suavi gibi isimler İstanbul’dan uzaklaştırıldı. Bu isimler Fransa’ya kaçtılar ve paşa tarafından himaye edildiler. Oradaki özgür ortamda fikirlerini, çıkardıkları gazeteler vasıtasıyla yaydılar. “Hürriyet” kelimesi ilk kez şimdiki anlamıyla kullanılır oldu. Bu isimlerden en önemlisi Namık Kemal’dir. Fikirleri kendisinden sonraki kuşakları dahi etkilemiştir. “Vatan” kelimesi eskiden sadece doğulan memleket anlamında kullanılırken o, bu kelimenin şimdiki anlamıyla kullanılmasını sağladı. En önemli misyonlarından biri de Fransız İhtilali’ni İslâmî ve yerli bir kılığa sokarak devlete ve topluma önermesidir. Namık Kemal’in önemli fikirlerinden bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

-İnsanlar hür doğar.

-Devlet halktan ayrı değildir.

-Eğitim Türkçe olmalıdır.

-Avrupa Latinceden kurtularak kalkındığı gibi Osmanlı da Arapçadan kurtularak kalkınabilecektir…

1875’te Osmanlı ekonomisi iflas etti. Aslında borçlanma 1854’ yılında Abdülaziz döneminde başlamıştı. Fakat bu borçlar kötü değerlendiriliyordu. Mesela, sarayın ihtiyaçlarına ve silah alımına harcanıyordu. Hanedanın düğün gibi masraflarına da yüklü miktarda para harcanıyordu. Devlet gelirlerinin resmî olarak 1/14’ü saraya harcanıyor diye bilinse de gerçek rakamın 1/7 olduğu söylenir. Bu borçlanma ve israf neticesinde 1875’te mali iflas ilan edildi. Osmanlı tahvillerinin birçoğu Avrupalıların elindeydi. Bunların üstüne Balkanlar’da da sürekli isyanlar çıkıyordu. Bosna’da, Bulgaristan’da çıkan ayaklanmalar Rusların ve Avrupalıların dikkatini buraya çekiyordu. Bu ortamda, V. Murad’ın indirilmesinden sonra II. Abdülhamid tahta çıktı. Vaat ettiği gibi derhal anayasa hazırlattı ve meşrutiyeti ilan etti. İlk meclis 1877’de toplandı. Bu, demokrasi tarihimiz açısından çok önemli bir kazanımdır, zira Rusya’da dahi seçimle oluşturulan meclis ancak 1906’da sağlanabilmişti.

Osmanlı Devleti, Avrupalıların Tersane Konferansı’yla istediklerini, artık bir meşrutiyet, anayasa ve meclise sahip oldukları gerekçesiyle kabule yanaşmadı. Sonuçta Rusya ile 93 Harbi yaşandı. Meclis biraz da İngiltere’nin tıpkı Kırım Savaşı’nda olduğu gibi yardıma geleceğini umuyordu ama olmadı. Osmanlı yenildi. Fakat Bulgaristan, Plevne ve Erzurum’da başarılı savunmalar yaparak askeri açıdan 1839’daki kadar berbat bir durumda olmadığını gösterdi. Bununla birlikte savaş âdeta bir yıkım oldu. Romanya, Sırbistan, Karadağ bağımsızlık kazandı, Bulgaristan Ege sahillerine ulaştı. Batum-Kars-Ardahan ve Bosna-Hersek düşman eline geçti. Şartların çok ağır olmasına İngilizler itiraz edince Berlin Anlaşması imzalandı. Bulgaristan biraz geri çekildi.     

“Kısa Türkiye Tarihi”, yakın tarihimiz üzerine değerli çalışmalarıyla tanıdığımız Prof. Dr. Sina Akşin’in 19. yüzyıl başındaki ilk reform çabalarından 2000’li yıllar Türkiye’sine kadar uzanan çalkantılı süreci ele aldığı, başarılı eseridir. Son derece kolay okunan ve akılda kalan bir özet hâlinde okuyucuya sunduğu bu eser, tarihini okuyarak bugününü anlamak isteyen okuyucular için bir başucu kitabı niteliğinde.

Devamını okumak ve dinlemek için HAP KİTAP uygulamasını indirebilirsiniz.

v

Yayın Tarihi: 18 Temmuz 2022 Pazartesi 14:00 Güncelleme Tarihi: 19 Temmuz 2022, 08:49
YORUM EKLE

banner19

banner36