"Duyguların Psikolojisi ve Duygusal Zekâ" kitap özeti

Yazar, bu kitapta duygusal zekâ kavramının günümüze gelmesindeki süreçte bilimlere yön veren Batı ve Doğu toplumlarının bakış açılarını değerlendirir. Tamamına Hap Kitap uygulamasından ulaşabileceğiniz kitabın özet ve ses kayıtlarına dair bilgilendirme içeriğini istifadelerinize sunuyoruz.

"Duyguların Psikolojisi ve Duygusal Zekâ" kitap özeti

Yazar, bu kitapta duygusal zekâ kavramının günümüze gelmesindeki süreçte bilimlere yön veren Batı ve Doğu toplumlarının bakış açılarını değerlendirir. Doğu ve Batı toplumları felsefeleri ve öğretileri bakımından farklı yapılara sahiptir. Batı felsefesinin benmerkezci bakış açısı ve Doğu felsefesinin toplum yararını gözeten bakış açısı, bu toplumların duyguları ve duygusal zekâyı değerlendirmelerinde birbirinden farklı noktalarda olmalarını sağlamıştır. Batı’nın duyguları göz ardı ederek aklı ön plana çıkartan yaklaşımı, duygusal zekâyı geç keşfetmesine neden olmuştur. Fakat Doğu felsefesinde; duyguların kullanımı ve yönetimi uzun yıllardır önemsenen bir yere sahip olmuştur.

Kitapta, beyin içerisinde duyguların oluşumu sırasında meydana gelen farklı süreçlerden bahsedilmektedir. Duygular temel olarak olumlu ve olumsuz duygular olarak ayrılabilir; birbirinden doğabilir ya da birbirlerini tetikleyebilirler. Bazı duyguların karışımı ortaya tamamen farklı bir duygu çıkarıp insanı, belirli bir davranışı göstermeye itebilir. İnsanın duygularını yönetebilmesi; yaşadığı olaylarla kolaylıkla baş edebilmesini; hayatını daha huzurlu ve kontrollü geçirebilmesini sağlar. Olumlu duygular, insanın hayatını daha pozitif geçirmesine yardımcı olurlar. Kitapta, insanlardaki bütün duygular ayrıntılı bir şekilde tanıtılmıştır. Bu duyguların azlığı ya da fazlalığının nelere sebep olabileceğinden, insanların duygularını yönetebilmek ve doğru bir yolda ilerlemek adına neler yapabileceklerinden, rahatsız edici duygularla nasıl başa çıkabileceklerinden bahsedilir. Duygularda aşırıya kaçılması, olumlu bir duygu da olsa insana zarar verebilir. Bundan dolayı insanın her zaman olumlu duygulara sahip olması değil bütün duygularını en doğru şekilde yönetebilmesi önemlidir. Bu hususta da kişinin kendisini iyi tanıması, duygularının kökenlerini araştırabilmesi, kendini sorgulayabilmesi ve duygularını düzgün bir yöntemle tahlil edebilmesi gerekmektedir.

Duygusal zekânın ve duyguların insanların gündelik hayatlarındaki yeri tahmin edilemeyecek kadar kapsamlıdır. Duygusal zekâ kavramı, kişinin, duygularını olaylar karşısında ne derece yönetebildiğiyle alâkalıdır. Kendini tanımak isteyen insan, duygularını iyi analiz edebilmeli; kendi durumuna uygun ve amacına yönelik geliştirici sorular sorabilmelidir. Kişinin sosyal hayatında sağlıklı bir ilişki kurabilmesi ve kendini anlatabilmesi açısından duygular; insanın en temel ihtiyaçlarındandır. Her insanın hayatında onu kötü etkileyen, kurtulmak istediği, uzaklaşamadığı durumlar bulunabilir. Beynin içerisinde yer alan bu duygulardan çoğu, insanın uzun vadede kendini gelecek zararlardan koruyabilmesi adınadır. İnsan, hayata hangi amaçla geldiğini unutmazsa duygularını ve içinde bulunduğu durumun geçiciliğini fark etmesi de o kadar rahat olur. İnsan, kendisini iyi tanırsa olaylar karşısında duygularını bastırması ya da kontrol etmesi gerektiği zaman fazla zorlanmayacaktır.

Batı ve Doğu toplumlarının insanın çeşitli olaylar karşısında yaşadığı duygulara karşı bakış açıları farklıdır. Batı toplumunun değerleri; bireyin zarar görmemesi düşüncesiyle insanı bencilliğe sürükler. Önemli olan kişinin kendi menfaatleridir, başka insanların durumdan nasıl etkilenebileceği, onlar için büyük bir önem arz etmez. Doğu toplumlarında ise duyguların eğitilmesiyle insanın gelişebileceği, olgunlaşabileceği anlayışı bulunur. İnsan aşırı hissettiği duygularını yönetebilmeli, olaylar karşısında doğru tepki verip gerektiği zaman kendisini ya da muhatabını tolere edebilmeyi bilmelidir. Kişi, bir karar alırken toplum odaklı düşünebilmeli, başka insanların hangi yönde etkileneceğini hesaba katmalıdır. Nitekim Batı düşüncesi; duyguları ve duyguları yönetebilme gücünün toplum için önemini, yeni fark edilmiştir.

Kitap özetinden bölümler:

Sinirbilim ve Duyguların İfadesi

İnsan beyni, beş duyu ile etraftan gelen ‘duygu ve düşünce’ sinyallerini alır. Dış rehber olan toplum, iç rehber olan akıl ve vicdanla birleştiği takdirde insanlara bir yol gösterici olur. Geleneksel bilimde beynin yönetici bir görevi yoktur, yeni anlayışa evirilen bilimde ise duyguların maddesel mevcudiyetleri olduğu söylenir. Descartes’in ‘Düşünüyorum o halde varım’ demesi bize, duyguların maddeselliğini reddettiğini göstermektedir. Günümüz felsefesinde ise beyinden ayrı bir varlık olarak zihnin de bulunduğu fikri kabul edilmiştir. İnsan beyni içerisindeki bağıntılar, aslında duyguların fiziksel varlıklarının da olduğunu göstermektedir. İnsanları doğru tanıyabilmek için de bu sistemi incelemek işe yaramaktadır. Bunun için de dört aşamadan söz edebiliriz: Birincisi, beyin ile diğer organların işlemesinin bir bütünlük içinde gerçekleşmesi, ikincisi beynin zihin formunda gelişmesi, üçüncüsü zihin formuna dönen beynin kendini programlaması için bir kuvvet gerektiği düşüncesi, dördüncüsü sinirbilimde birikimi olan Batı felsefesinin, hayatla ilgili birikimi olan Doğu felsefesine her zamankine göre daha fazla muhtaç olduğu…

Duyguların dışarıya aktarılabilmesi için düşüncelerin duygulara dönüştürülmesi gerekir, bunun için de insan vücudunda serotonin, dopamin, noradrenalin gibi bazı kimyasallar salgılanmaktadır.

İletişim önceden sadece karşılıklı bilgi aktarımı olarak tanımlanmaktaydı. Esasen iletişim kurulan kişiyi etkileyen faktör, bizim ona verdiğimiz bilgi değil daha çok o bilgiyi veriş şeklimizdir; bir insanın iletişim anında korkudan dudakların titremesi ya da tüylerinin diken diken olması gibi… Böyle bir iletişimde, insanın yukarda bahsedilen kimyasalları üretip yönetebilmesini ise ‘duygusal zeka’ olarak adlandırabiliriz.

Duygusal Alışkanlıklar, Dürtü

Dürtü, insanlarda kendini bir fiille göstermek isteyen duyguya denir. Dürtünün olmaması, insanı tembelliğe götürür; fazlalığı ise sabırsızlığa neden olur. İnsanın, bu dürtülerin zararlarını önleyebilmesi için duygusal alışkanlıklar ve sosyal beceriler kazanması gerekmektedir. Kızgın ve saldırgan davranışların nazik ve naif tavırlara dönüşebilmesi, akıl ve kalbin ortak paydada eğitilmesini gerektirmektedir. Batı, bırakmış olduğu maneviyatı; modernliği muhafaza ederek tekrardan “psikoloji” adı altında sunmaktadır. Bir insanın hayat başarısı ve huzuru için gereken duygusal özelliklerin tamamına duygusal zekâ denmektedir. Duygusal zekanın aşamaları şu şekildedir: Bireyin kendini tanıması, dürtülerini kontrol edebilmesi, duygularını söze aktarabilmesi, diğer insanların duygularını anlayabilmesi, kendini motive edebilmesi, uyumlu olabilmesi, uzlaşabiliyor olması, iyimser olması ve yeniliğe açık olması.

Modern düşünce; özgür olmayı insanların dürtülerini kontrol etmeden sadece serbest bırakması olarak tanımlar. Fakat duygusal zekânın bulunmasıyla birlikte aslında özgürlüğün, dürtülerden uzak durmak olduğu yeni yeni görülmektedir. Ayrıca modern düşünce bireyin toplumla çatışmasını olağan görerek toplumdaki sosyal yaşamı ve ilişkileri de olumsuz etkilemiştir. Nörobiyolojideki son çalışmalara göre insanların başkalarını mutlu etmesinin kendi beyninde de mutlu olma etkisini gösterdiği belli olmuştur. Beyin, beş duyunun ona ulaştırdığı bilgilere ek olarak duygu ve dürtüleri de algılayabilir. Beyin, tam olarak idrak edemediği bilgiler için ise inancı kullanılır. Duyular, duygular ve dürtülerden gelen bilgi aktarımı sonunda elde edilmiş olan bilgiler; talamus ve hipotalamus bölgelerinde ayrıştırılır. İnsan, hangi yönde niyet ederse beyin ona uyabilecek mesajları üretir ve sonucunda insanlardaki sosyal davranışlar oluşur.

Duygular

Duygular; dürtüsel ve psikolojik olarak ikiye ayrılabilir. Eskiden beynin sadece akıl ve mantıkla ilgilendiği düşünülürdü. Fakat günümüzde sol beyin ve sağ beyin kavramları açıklandıktan sonra sol beynin; rasyonelliği, sağ beynin ise duygusallığı ifade ettiği bilinmektedir. Ön beyin; sağ ve sol beynin ortak kullanıldığı alandır. Ön beyni gelişmiş olan bir insan sol ve sağ beyninin dengesini kurabilir yani duygu ve mantığını kontrol edebilir. Ön beyin aynı zamanda sağ ve sol beyni de yönetir. Sağ beyin olaylara daha geniş bakar, değişimlere açıktır, duyguları analiz edebilir. Sol beyin ise mantıksal düşünür, gerçekçidir, sezgileri fazla önemsemez. Ön beyin yönetici konumundadır, sağ ve sol olarak iki yönü de harmanlar, uzun vadeli düşünebilir. Sol beyni baskın insanlar veri toplamaya önem verirler ve radikaldirler. Sağ beyni baskın olanlar ise sezgisel hareket ederler. Ön beyni baskın olan insanlar, bir karar verirken bilgi edinirler devamında ise sezgilerinin sonuçlarını da katarak son bir bulgu elde ederler. Olaylar karşısında sorunlarla baş ederken sol beyin, uzun süreli olmayan çözümlerle, sağ beyin kesin çözümlerle, ön beyin ise korumacı çözümlerle hareket etmektedir.

Duygu kelimesinin anlamı; insanın kendi içinde yaşadıklarını dış dünyaya göstermesidir. Bu da bize insanların kendisini duygularını kullanarak anlatabildiğini göstermektedir. Duygular iki bölüme ayrılır, temel ve yüksek duygular. Sevgi, öfke, korku gibi yüksek duygular, doğadaki renkler gibi bölüm bölümdür; alt grupları bulunur ve birbirinin birleşimiyle başka duyguları açığa çıkartırlar. Paylaşarak mutlu olmak sağ beyine aittir, sol beyin ise daha çok kendini mutlu etme yönelimindedir. Önemli olan bu iki durumu birbirine uyarlayarak ortak bir yol bulmaktır. Sezgisel duygular, bilginin yetmediği zamanlarda görülmektedir. Bu duygular bilinçaltında var olan bazı tecrübeleri ve gizemli anlamları da kapsamaktadır. Sezgisel duyguya; bir annenin çocuğunun yalanını anlaması örnek olarak verilebilir. Duygular insan hayatı için vazgeçilmezdir, akışına bırakılmamalı, doğru yönde eğitilmelidir. İnsanın hislerinin aşırı olması ve kontrol edilemez bir hâle gelmesi, kişinin kendisine zarar verme potansiyeli olduğunu gösterir.

Devamını dinlemek için:

Yayın Tarihi: 19 Nisan 2022 Salı 16:00 Güncelleme Tarihi: 20 Nisan 2022, 11:16
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26