"Büyük Fetih" kitap özeti

On üç bölümden oluşan bu eserde yazar, bizleri iki tür fetihle karşılamaktadır: Birisi maddî diğeri ise manevî yani ruha tesir eden fetih... Bu iki fetih hareketi hakkında da derin bilgiye sahip olacağınız eserde millî değerler, yazarın etkileyici üslubuyla anlatılmıştır. Tamamına Hap Kitap uygulamasından ulaşabileceğiniz kitabın özet ve ses kayıtlarına dair bilgilendirme içeriğini istifadelerinize sunuyoruz.

"Büyük Fetih" kitap özeti

Büyük Fetih adlı eserinde Fatih Sultan Mehmet’in şahsiyetini, maddî manevî fetih politikalarını ve vatan millet idealleri üzerindeki düşüncelerini kaleme alan Nurettin Topçu, aynı zamanda Türk-İslâm milliyetçiliğinin mazisi ve istikbali hakkında da birçok elzem noktaya kelimeleriyle nüfuz etmiştir. Bu kitap, Fatih Sultan Mehmet’in dehasının sadece genlerinden değil, şahsiyetini imanıyla inşa etmiş salt ruhundan geldiğinin idrakine varmamız açısından önemlidir.

On üç bölümden oluşan bu eserde yazar, bizleri iki tür fetihle karşılamaktadır: Birisi maddî diğeri ise manevî yani ruha tesir eden fetih... Bu iki fetih hareketi hakkında da derin bilgiye sahip olacağınız eserde millî değerler, yazarın etkileyici üslubuyla anlatılmıştır.

Nurettin Topçu, bu eserinde Türk milletinin en önemli tarihî şahsiyetlerinden biri olan Fatih Sultan Mehmet’in fetihleri ve zaferlerindeki dayanaklarına, maddî ve manevî özelliklerine, imanıyla terbiye edip yetiştirdiği kahraman ruhuna değinmiş, mazimizin rehberliğinde inşa edeceğimiz istikbalimizin ebedî ve güçlü olması için de bizleri tarihten örneklerle uyarmıştır. Ecdadımızın ve milletimizin mukaddesatına değer verip onu payidar kılmak için gereken hususların, eylemlerimiz ile mümkün olabileceğini de özellikle belirtmiştir.

Kitap özetinden bölümler:

Fatih’in Büyük Mirası

Büyük atamız Fatih’in bizlere bıraktığı miras olarak sadece İstanbul’u varsaymak, onu ve onun fikirlerini tam olarak anlayamamaktan ileri gelir çünkü atamızın, bizlere bıraktığı asıl miras Türk milliyetçiliğidir. Milliyetçiliğin doğuşunu yakın zamanlara addedenler, ecdadından ve tarihinden bîhaber olanlardır. Böyleleri, Fatih’in torunları değil, olsa olsa aramızdaki yabancılardır. Ecdadımız daha Osman Bey’den başlayarak Anadolu’da milli bir birlik oluşturmanın idrakine vardılar ve bu idrakle asırlarca nice kahramanlar yetiştirdiler. Çanakkale’nin toprağına gömülen yiğitlerden yükselen iman, asırlardır süregelen bu milliyetçiliğin miracıdır. Savaşlarda kazanılan zaferlerin asıl gücü de bu imandır. İşte böyle bir imanla var olmuş bu vatan topraklarından uzakta başka bir vatan aramak, bedenden uzakta bir ruh aramak gibidir.

Fatih ve torunları, Anadolu’yu anavatan yaparak topraklarını tımar, zeamet ve nas sistemiyle yönettiler. Devletin kuruluşu, beyliklerin yıkılıp siyasi birliğin sağlanmasıyla tamamlandı ve devlet, tamamen bir Türk devleti oldu. Sonra bu devlet, hudutları aşarak koca bir imparatorluk hâline geldi. Fatih ve atalarının inanç anlayışı, gelmiş geçmiş tüm millî tarihimizdeki maneviyatı teşkil etmektedir. Peygamberin ruhanî serdarlığında Allah için cihat eden hükümdarın İslâm davası, hiçbir millette görülmemiş olan bir ahlâk düzeyine bizleri yükseltti. İslâm insanın ruhunu tam anlamıyla tatmin ederek Türk çocuğuna kişilik kazandırdı. Dünyanın neresinde bulunursa bulunsun Türk, karakteriyle ve imanının nuruyla tanınıyor idi. Bu şahsiyetli, edepli ve şerefli hâl ile Türk, medenî zirvenin doruklarına ulaştı. Bugün ise bu hâlden ne kadar da aşağılardayız.

Orta Asya’da kurulan Türk devletleri, merkezî yönetim anlayışını bir sistem hâline getiremediler ve teker teker yıkıldılar. Sadece devletimiz, atamız Fatih’in yönetimi ebedileşti ve ebedi olarak da kalacaktır.

Fatih’in devleti yani kurduğu güçlü yönetim anlayışı, özgür bir totalitarizme dayanıyordu. Şöyle ki bu anlayış, halkın ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik hedefli bir dayanaktı. Milletin iradesi eğer devletten kopar ise o devleti yaşatmaya imkân yoktur düsturu dikkate alınarak halkın ihtiyaçlarının gözetilmesine her zaman çok önem verilmiştir. Osmanoğulları’nın çok güçlü olmasının nedeni, insanı her alanda ve kusursuz bir şekilde idare edecek İslâm hukukuna sahip olmasıydı. Asırlarca adalet esaslarıyla yaşatan bu hukuk sistemi, İslâm’ın ilâhî ahlâkıyla birlikte bulunuyordu. Bu yüce sistemin mükemmelliğini, anlayışında da izleyebildiğimiz insan, bu sistemde dinî, ahlâkî, siyasî ve askerî bir varlığı teşkil etmektedir. Osmanoğulları’nın liderlik ettiği bu insan anlayışı, Türk devleti içerisinde eşsiz eserler meydana getirmiştir.

Fatih’in alnında Rönesanslar parıldayan yüzüne bakın. Peygamber gayesini gerçekleştirebilmek için gemilerini karadan yürüten hükümdar, kafalardan kule yapmış olan Cengizlerin torunu değildir. O, Manisa’daki çilehaneden gelmiş olan bir dervişin evladıdır. Her yerinde bir devlet güzelliği, bir milletin galibiyetinin yükseldiği bu toprak, atamız Fatih’in bizlere emanetidir. Bu topraklarda yaşamını devam ettiren insan, eşref-i mahlûkattır. Bu milletin ve toprakların asıl lideri ise büyük Peygamberdir. Atalarımız, Peygambere olan sevgilerini O’nu anarak tazelerlerdi.

Ahlâkî yapı olarak örnek olan insanlarca kurulan milli beraberlik, yüce devletimizin sarsılmaz temelini teşkil ediyordu. Altı asır boyunca bu millet, kendi aralarında ayrılık bilmeden devletimizin milli birlik ve beraberlik temellerine dayanarak yaşadı. Şimdi işe bu birliği yıkan güçleri çok daha iyi tanımalıyız ki bir daha devletimizin ve milletimizin millî birlik ve beraberliğini bozamasınlar.

İnsan... İnsan nerede? Öyle bir dünya düşünün ki inanç, bir kısım insanın bâtıl kaynağı, birçoklarının da kötü niyet mevzusu olmuş; devlet, başkaldırılara feda edilmek isteniyor. Bu dünyada insan suretine nasıl rast gelirsiniz? Biz ise bu vatanda Allah umuduyla beslenen, devlet düzenine sevdalı Fatih’in çocuklarını arıyoruz. Şunun idrakindeyiz ki bu harap gönüllerin devası; Süleyman Çelebi’den bir beste, Mevlâna’dan bir sesleniş ve Yunus’tan bir ilhamdır. Dost ile düşman ayrılmaz oldu diye hüzne kapılmayalım. Muzaffer olacak yine bizleriz. Lakin hatırımızdan çıkarmayalım ki galibiyet; umut ve inançtan gelir. Umut ile inanç, dünyamızı sevda ile dolduracaktır. Sevdanın korkusu olmaz; korku ile miskinliği, kuyruğuna basıldığında saldırmaya kalkışan müptelalara bırakalım. Güneşi bir an bile batmayacak olan ebediyetin yolcularıyız. Vakit ve beden vehimlerinden soyutlanıp özgürlüğünü bizzat kendisi kazanmış bir sonsuz yaşayışın gerekliliklerini gerçekleştiremeyecek kadar küçülmeyelim. Gücünüzün kaynağı Kur’an, dayanağınızın temeli yüce “vatan”dır.

Ebedî Fetih

Biliyoruz ki kılıç ve dövüşle, siyaset ve kabiliyetle, kalem ve konuşmayla yapılan birçok fetih vardır. Ayrıca inanç ve gönül yordamıyla ebedî fetihler de yapılmıştır. Sevdanın, dünyamızda sayısız fetihler yaptığına şahidiz. Kâinatı saran gönlün yükselişi de Allah’adır. Sevdanın kendi gücüyle gerçekleştirdiği fetihler, Allah’a yükselmek için yapılan kalbin mistik fetihleridir. Bunu ancak sırra ermiş insanlar gerçekleştirirler. Yunuslar, Akifler, Gandiler yaparlar.

Bin yıllık tarihi içerisinde sayısız şehirler kuran, medeniyet merkezleri açan Anadolu’nun çocukları; sefalet dilencisi olmak amacıyla büyük bir kente akın ediyorlar. Anadolu’nun sadece tarihî değerleri değil varlığının şuuru bile boğulmuş, gelecek kaygısı kimsenin kalbinde yer edinmiyor. Üç kıtaya hükmetmiş ve oradaki milletlere lütfuyla ziyafetler çekmiş bu millet, şimdi birkaç büyük kentte kendini sömürü iştihalarına kurban etmiştir. Onun bu hâline İsrailoğulları bile parmak ısırmaktadır. Bugün her şey, leş gibi bir kazancın kaynağı oldu. Doğumumuz ve ölümümüz gibi sanat ve namus, gençlik ve gurur, neşriyat ve öğrenim sonunda inançlarımız ve ayetler midelerin emrine teslim olmuştur. Zamanında vatanın bir zerresini bile teslim etmeyeceği çan seslerini susturmak için savaşan Fatih’in torunları, şimdi çocuklarının ruhuna Haçlıların çan kapılarında sıra bekletiyor. Duaya kalkan eller hüsranla geri çekilirken sanki mahşer yerinde gibi birbirine yabancı olan yaşlı gözler bir kurtarıcı, bir uyarıcı arıyor. Bize ruhumuzda gerçekleşecek bir fetih gerek. Yalnız bu fetih kılıçla yapılan kadar kolay olmamakla beraber yalan şereflilerinki gibi heyula da değildir!

Büyük Atamız Fatih

29 Mayıs tarihinde İstanbul’un aydınlığa ulaşmasının beş yüzüncü yıl dönümü kutlandı. Türk milleti, bu kutlamayla Fatih atamızın mirasına olan bağlılığını gösterdi. Bugün, yalnızca İstanbul’un semasından değil bütün Türk milletin yüreğine açılmış bir gündür.

Fatih, milli bütünlüğümüzün kurucularından biridir. O, hareket ile fikir gibi insanın özünü teşkil eden iki hakikati savaş cephesinde ve düşünce dünyasında bir eser hâline getirdi. Hazreti Ömer’le dünyaya yenilik getiren adalet davası, Fatih ile vatanımızda tahtını kurmuştu.

Fethin yıldönümünde Fatih için ne heykel yapıldı ne de anıt. Zaten bu, o kadar da önemli bir konu değil. Asıl mühim olan onun ruhunu, ilmini ve irfanı yaşayabilmek ve yaşatabilmektir. Bunların sırrına ermek istiyorsak imanımızdan yola çıkarak hareket etmeliyiz, zira irademizin kaynağı inancımızdır. Onsuz yaşarsak daima güçsüz ve bitap oluruz. İnanç yönetimi telkin ettikten sonra yönetim sevdaya yakınlaşır ve ilme can verir. Bunların sonunda da adalet meydana gelir. Yüreklerimize yaslanarak ceddimizin ruhlarına ant içmeliyiz. Varlığımıza zerk eden bu kâbustan sıyrılmak için yapmalıyız bu yemini.

Devamını okumak ve dinlemek için HAP KİTAP uygulamasını indirebilirsiniz.

v

Yayın Tarihi: 24 Ağustos 2022 Çarşamba 10:00
YORUM EKLE

banner19

banner36