Kim nakıs gelse tamam olur Kastamonu’da

Kastamonu etrafı dağlarla çevrili doğal kale şehir. Eski çağlardan beri kavimler Gökırmağın açtığı bu vadide hayat bulmuş. Su varsa hayat vardır. İnsanoğlunun tabiat ve fıtrat ile uyumlu yaşadığı dönemlerde, şehir planlaması için zamanlara meydan okuyan bir ufku varmış. Tüm çağlarda şehir yeri seçimi için değişmeyen kural var: yol ve su; özellikle kervan yolu ve nehir yatakları. Bugün Anadolu'da örneklerini gördüğümüz kadim şehirlerden bazıları, yollar değişince eski önemini yitirmiş, Kastamonu bu şehirlerden sadece biri. Ancak bir başkent asla makamını kaybetmez, o kaybetmek istese hafızası buna izin vermez. Bir yolcu gelir ve onu anlatır/hatırlatır.

Eski çağlara dayanan yerleşim yerleri, kazıları devam eden antik kentler; Taşköprü ilçesi Pompeipolis Antik Kenti, Devrekâni ilçesindeki Kınık Köyü kazı alanı, Daday ilçesi Aktaştekke Köyü Meyre Tapınağı Kurtarma Kazısı, Cide ilçesi Türbetepe Tümülüsü... Kastamonu Arkeoloji Müzesi'ni gezdiğimizde geçmişe doğru uzun bir tarihi yolculuğa çıkıyoruz. Ben Türklerin bu toprakları yurt tutmasından başlayacağım. Malazgirt sonrası Alparslan'ın komutanları Anadolu'ya dağılır. Danişmend Gazi ve onun dostu İstanbul’u fethe giden ilk Türk komutan Turasan Bey gibi Anadolu içlerini fethe çıkan birçok alemdar var. Danişmendname'den öğrendiğimize göre aynı dönemde Kara Tigin/Tekin/Tegin Bey (1084) Çankırı-Kastamonu-Sinop bölgesine geliyor. Bir süre hüküm sürülen bu topraklar Haçlı seferleri sonucu tekrar Bizanslıların eline geçiyor. Fakat Bizans için artık durum çok geç, bir kere zaviyeler kurulmuş, tekkelerin bacaları tütmeye başlamış. Gaziyan-ı Rum, Ahiyan-ı Rum, Abdalan-ı Rum, Bacıyan-i Rum tekkelerini kurmuş. Önce küçük tekkeler açılıyor. Bu öncü birliği dervişler sayesinde kalpler fethediliyor; ahiler ile ticaret ve çarşı canlanıyor, gaziler ve abdallar ıssız geçitleri tutuyor, bacılar toprağı yurt yapıyor. Çerağ uyandırılmış, biri sönse biri yanar. Yeter ki sancak tutacak bilekli, yürekli yiğit bulsun. İşte horasan erenleri, alperenler, yiğitler, fütüvvet ehli, tarikat erbabı... hepsinin hedefi aynı idi ve ortak bir iyilikte buluştular, bu topraklar esenlik yurdu/İslam yurdu olacak.

Kastamonu Gölköy'de zaviyesi bulunan Şeyh Ahmed Hazretleri onlardan sadece biri. Hani deriz ya iki kanatlı, ben Şehit Ahmed Hazretleri için üç kanatlı diyeceğim; çünkü hem maneviyat ehli, hem maddi ilimlerde söz sahibi, hem de elinde kılıçla cihad ehli. Rabbim ondan razı olsun. Manevi ve maddi hizmeti devam ediyor. Kandillerde Tekkeşin ailesi -ki soyundan geldikleri rivayet edilir- çorba kaynatıp ikrama devam ediyorlar. Elhamdülillah o havayı soluduk. Şimdiki cami ve çevresi eski özelliklerini koruyamamış; fakat haziredeki mezar taşları biz buradayız diyor. Yakın zamanda çalınan sancak o günlerin aziz hatırasıymış, bulunur ve yerine asılır inşallah. Kastamonu'da Selçuklu döneminden kalma eserler içinde ön sıralarda Gölköy'de bulunan Şeyh Ahmet Camii ve Türbesi var. Miladi 1206 tarihinden önce Şeyh Ahmed Hazretleri'nin burada olduğunu vakfiyesinden öğreniyoruz. Kasabaköy'de inşa edilmiş ahşap mimarinin en güzel örneği Mahmud Bey Camii'ne giderken Gölköy'e de uğramayı unutmuyoruz.

İşgal görmeyen nadir şehirlerimizden
Kastamonu kalesinin son fethi Şeyh Hüsameddin'e (1212) nasip oluyor. Büyük komutan bir daha elden çıkmamak üzere burayı İslam'ın kalesi yapmış. Öyle ki işgal görmeyen nadir şehirlerimizden biridir. Yusuf el Horasani Hazretleri, Horasan erenlerinden. Sevgili Peygamberimizi (sas) rüyasında görür ve fetih ordusuna katılır. Develeri ile orduya katıldığı için Deveci Sultan namıyla anılır. Cami, türbe ve mahalle aynı isimi ve bu aziz hatırayı yaşatıyor. Şiraz, Şirvan, Belh, Horasan, Bağdat ... nice diyarlardan arifler ve alimler Kastamonu'ya gelmiş.

Yılanlı Külliyesi'nde sırlı Abdulkadir Geylani Hazretleri'nin torunu Abdülfettah Efendi Bağdat şehrinden gelenlere verilecek en güzel örnek. Külliyenin Selçuklu mimarisi taç kapısı duruyor. Şifahane olarak hizmet veren tekkenin, bugün cami kısmı hizmete devam ediyor. Cami içinden geçilen türbe tefekkür ve dua için ziyaretçilerini bekliyor. Yılanlı Külliyesi  de en eski külliyelerden.
Dinin keskin ve adil kılıcı Hüsameddin yolu açar, dini üstün tutan zafer sahibi Muzaffereddin yolu güzelleştirir ve salihlere önder olur. Anadolu'yu imar eden büyük Sultan Alâaddin'in emiri Hüsameddin Çoban Bey bu toprakları fethetti, yani insanın ve mekanın kalbini iyiliğe açtı. Torunu Muzaffereddin Gazi ve diğer beyler; cami, medrese, çarşı, zaviye, hamam... gibi iyiliğin daim olması için gerekli müesseseleri imar ettiler. Bu izleri Kastamonu'da, Taşköprü'de, diğer ilçelerde ve hatta köylerde görüyoruz. Yüzyıllar sonra bile bize hikâyesini anlatıyor. Bu hikâyeye talip olan bir şehir nasıl kurulur öğrenebilir. Kısaca öğrendiğimiz; zamanın ihtiyacına göre şehrin/mahallenin kalbine cami merkezli eğitim, kültür, sanat, zanaat, ticaret ve hayat muhiti külliye yerleşmelidir.
Şeyh Hüsameddin Çoban Bey’in yaptırdığı camilerden biri Kuzyaka kasabasında bulunan Akcasu Camii. Caminin haziresinde yine mezar taşları konuşuyor. Buranın eskiden bacası tüten bir külliye olduğunu 17. yüzyılda buraya yerleşen Mehmed Efendi'nin türbesinden anlıyoruz. Hüsameddin Çoban Bey Kastamonu kalesini fetheder, kalenin kurulduğu tepenin eteğine cuma mescidini inşa eder. İlk cuma namazını kıldırır. Selçuklu'nun önde gelen komutanı artık uç beyidir. Kayı soyundan geldiği ve bu bölgeye kayıları yerleştirdiğini kaynaklardan öğreniyoruz. Bu rivayetin tescili Ertuğrul Gazi'nin oğlu Osman Bey'in kurduğu Büyük Osmanlı Devleti'dir. Kısaca Şeyh Hüsameddin Anadolu Selçuklu'dan aldığı sancağı kuşaktan kuşağa Osman Bey'e devretmiştir.

Şeyh Hüsameddin Çoban Bey'in oğlu Alp Yürük dönemi hakkında fazla bilgimiz yok. Moğolların saldırı dönemi, ortam karışık ve saltanatının kısa sürdüğü rivayet ediliyor. Adını oğlu Muzaffereddin'in yaptırdığı külliye kitabesinden öğreniyoruz. Muzafferddin Yavlak Arslan, dedesi Şeyh Hüsameddin'in cuma camisini kırk direkli cami olarak inşa ediyor. Bugün Atabey Gazi Camii ve Türbesi özgün mimarisiyle ziyaretçilerini bekliyor. Bana göre Kastamonu'nun en güzel camii. İçine ilk girdiğimde İstanbul Arap Camii aklıma geldi. Cuma namazlarında imam minbere kılıç ile çıkmaya devam ediyor. Bir cuma namazını bu camide kılmak güzel olur.

Geçmişin izini sürebileceğimiz kaynaklar

Külliye kurulmuş, şehir gelişmiş. Muzaffereddin Gazi birçok eser bırakıyor. Prof. Dr. Cevdet Yakupoğlu "Kastamonu-Taşköprü 'de Çobanoğlu Muzaffereddin Yavlak Arslan Medresesi Ve Camii" başlığıyla hazırladığı makalede dönemi ve eserleri özetlemiş. Kastamonu’nun gönüllü kültür elçisi Fazıl Çifçi’nin kitapları geçmişin izini sürmek isteyenler için kılavuz. Muzaffereddin Bey'in Taşköprü'ye özel ilgisi var, muhtemelen şehzadelik dönemini bu beldede geçirmiş, ilme değer veren beylerden. Kastamonu merkezde, Taş Mektep yakınında Muzafereddin Yavlak Arslan'ın kabrinin bulunduğu yerde birkaç mezar kalmış. Rivayete göre burada da bir külliye varmış. Mahallenin adı eskiden Muzaffereddin imiş. Şimdi son izler de silinmek üzere.

İbni Battuta bu toprakları çok güzel resmediyor. Hem Kastamonu'nun bereketini, ucuzluğunu, beylik başkenti olarak önemini hem de yol üzerinde konakladığı Taşköprü'deki zaviyenin işlevini ve beldenin güzelliğini tarihe kayıt düşmüştür. Taşköprü Muzaffereddin Yavlak Arslan Külliyesi seyahatname de Fahreddin Zaviyesi olarak geçiyor. Bu medresede bir çok değerli alim çalışmış ve Osmanlı'nın alim ailelerinden biri olan Taşköprülüzadelerin isim babası bu medresede görev yapan Halil Efendi. Halil Efendi'nin kabri Küre'de ve bu beldede olmasının ibret verici hikâyesi var. Fatih Sultan Mehmed'in Sahn-ı Seman medresesi davetini kabul etmez. Sultan bu duruma kızar, medrese hocalık unvanını alır, Muzaffereddin Medresesi’nde ders veremez. Küre halkı sahip çıkar "Çocuklarımızı okut, biz maişetini karşılayalım" derler. Dünyayı dize getiren bir Sultan'nın Halil Efendi 'ye sözü geçmez. Bu tarihi kayıtta birçok ders var. En önemlisi âlimin vakarı.

Candaroğlu beyleri de imar faaliyetine devam etmiş. Aslında haritayı elimize aldığımızda güneyden kuzeye şehrin nasıl külliye külliye kurulduğunu anlıyoruz. Atabeygazi Camii, şu an mezar taşı kalmış Muzafereddin Gazi Külliyesi, Yılanlı Külliyesi ile başlayan imar faaliyeti; Candaroğlu döneminde İsfendiyar Bey Camii, Aktekke İbrahim Bey Camii, İsmail Bey Külliyesi... Osmanlı döneminde Yakup Ağa Külliyesi, Nasrullah Kadı Külliyesi, Sinan Paşa Külliyesi... imar faaliyeti bu şekilde devam etmiş. Hanların ilki Tosya yolundaki Atabey Hanı, İsmail Bey'in yaptırdığı Kurşunlu Hanı çarşının merkezini belirlemiş. Osmanlı dönemi Cem Sultan Bedesteni, Penbe Hanı, Aşirefendi Hanı, Yanık Han hepsi yan yana çarşının kalbini oluşturuyor. Bu hanlar içinde Tosya yolundaki Elmayaksı köyü sınırlarında bulunan Atabey Hanı, Bürnük köyünde bulunan Sarının Hanı ve merkezde bulunan Yanık Han acil himmet eli bekliyor. Tosya yolunu üçe bölen ve yürüyüşle beş saate eşit bölünen kervan yolu dönemin planlı imar faaliyeti anlatmaya yeter.

Son Candar beyi İsmail Bey imar etme ve ilme değer verme konusunda bana göre zirvedir. Bunu bıraktığı eserlerden ve misafir ettiği âlimlerden anlıyoruz. Fatih Sultan Mehmed'in, fetih toplarını dökmek için gereken bakır madenini temin gayesiyle, dayısı İsmail Bey'e elçi olarak Akşemseddin Hazretleri'ni gönderdiği rivayet ediliyor ve bence çok anlamlı bir hadise. Küre'de bu buluşmanın aziz hatırasına yapılan günümüzün ihtişamlı Akşemseddin Camii bizi tefekküre sevk etmeli. Bence bu konu derinlemesine araştırılmalı, roman ve film konusu olacak güzel bir hikâye ehlini bekliyor. İlme değer veren iki büyük sultan arasında manevi köprü kuran dönemin büyük âlimi Akşemseddin Hazretleri, bunları düşünmek bile insanı heyecanlandırıyor.

Semerkant’ın birikimini Anadolu’ya taşıyan iki âlim

İsmail Bey'in konuk ettiği dönemin en önemli matematik ve astronomi âlimidir Fethullah Şirvanî. Kaynaklara göre ilk gelişinde on yıl ve ikinci gelişinde on iki yıl kalan büyük matematik ve astronomi âlimi Şirvanî, ayrıca Semerkant okulunu Anadolu'ya getiren iki bilginden biridir. Diğerini biraz daha fazla tanıyoruz: Ali Kuşçu. Peki, Fethulah Şirvani'nin Kastamonu hayatı neden merak edilmemiş? Toplam yirmi iki yıl, kaç nesil talebe yetiştirmiştir. Hangi medreselerde ders verdi? İsmail Bey Külliyesi medresesinin Şirvani'nin öğrencisi için yapıldığını kaynaklarda okuyoruz. Bu kadar bilgi yirmi iki yılı anlatmaya yeter mi? Yeri gelmişken ekleyelim Meraga okulunu Anadolu’ya taşıyan Kutbuddin Şirazi'de Kastamonu'ya Muzaffereddin Gazi zamanında geliyor, bu ziyareti Gazi adına ithaf ettiği kitaptan öğreniyoruz. Yine dönemin en büyük matematik ve astronomi âliminin Kastamonu hayatı yeterince dikkat çekmemiş.

Kastamonu ilmin merkezi olduğu gibi maneviyatın da merkezidir. Şaban Efendi Taşköprü'de doğar ve ilk eğitimini alır, ilim yolculuğunu önce Kastamonu'da sonra İstanbul'da sürdürür. Sahn-ı Seman medreselerinde okur, zamanın ilim merkezi İstanbul'da üstün bir seviyeye gelir. Tamamlanmayan bir eksiklik vardır, rüyasında gelen “memleketine dön” emrine uyar. Yolda Hayreddin Tokadi Hazretleri o eksikliği tamamlar. Buradaki hikâye manidar ve uzun uzun anlatılmalı. On iki yıl şeyhinin hizmetinde bulunur. Tamam olduktan sonra Kastamonu'ya gelir. Üç kıtaya yayılan manevi halkasını kurar. "İnsan-ı Kâmil 'in olduğu yer merkez, diğer yerler taşradır" cümlesini O'nun sayesinde anladım.

Kastamonu’ya büyük şehrin gürültüsünden kaçmak için gelmiştim, Hazreti Pir Şaban-ı Veli'yi yakından tanıdıktan sonra sadece bu nedenle gelmediğimi anladım. “Aşıkanın kıblesidir bu makam / Kim ki nakıs gelse bunda olur tamam.” Pazar sabah namazı sonrası Şaban-ı Veli Camii'nde zikir meclisi kuruluyor, talip olana sofra açık. Gül bahçesi, manevi sofra bulduktan sonra insan başka ne arar ki. Benli Sultan Ilgaz Dağlarında geçidi tutmuş. Abdal Hasan Taşköprü ilçesi kırsalında başka bir geçidi tutmuş. İhsangazi Haraçoğlu tekkesi ile tutulmuş. Kastamonu uzun yıllar cazibe merkezi olmaya devam etmiş.

Ahşap sanatının en iyi örnekleri, en güzel Türkevi örnekleri yine Kastamonu'da karşımıza çıkıyor. Bu nedenle Kastamonu'ya Türk evinin başkenti diyorum. Kastamonu Ilgaz ve Küre dağları arasında kalmış tabi güzelliğiyle de önemli bir şehir. Dağların oluşturduğu kanyonlar şehri; Valla Kanyonu, Horma Kanyonu, Çatak Kanyonu, Ersizler Kanyonu, Loç Vadisi… ayrıca Ilıca şelalesi gibi şelaleleri, Yaralıgöz gibi yaylaları... hepsi görülmeye değer.

Kastamonu bir sır gibi kendini saklayan şehir. Onu tanımaya talip olana kendini ağır ağır açıyor ve bence kendini anlatabileceği sırdaş arıyor. Şehrin sesini duymaya çalıştım; kimsenin geçmediği kadim sokaklarını adımladım, çeşmelerinden su içtim, dağlarını seyrettim, ulu erenler yanında tefekkür ettim, hanlarında çay içtim, iyi adamlarıyla muhabbet ettim. Şehri hakiki anlamda tanımak kolay değil, yazdıklarım bu yolda yürümek isteyenlere vesile olur inşallah.