Kemanın ustası Seyit Çevik

“İp attım ucu kaldı” diye bir türkü var. Hüzünlü mü hüzünlü, kederli mi kederli… Bu türküyü ne yazık ki hepimiz “Ankara’nın bağları” diye biliyoruz. Angara’nın pavyon kültürü türkünün sözlerini bozarak bir oyun havasına dönüştürmüş. Ölçeğini, ölçütünü, mihengini yitirmiş milletimiz düğünlerde ritme hakaret edern orgun kulak tırmalayan sesinde bu türküyle hopluyor, zıplıyor. Oysa Ozan çığlık çığlığa; “ben sevdim eller aldı/yürekte acı kaldı” ya da “aldın yarim elimden/boynumu bükekoydun” diye feryad ediyor. Sevinci sevince, acısı acıya, kederi kedere, mutluluğu mutluluğa benzemeyen yığınlar ağlanacak yerde gülüyor, gülünecek yerde ağlıyor. Kendini, benliğini kaybetmiş kalabalıkların müziği gürültü olur maalesef. Müziğin sağaltıcı etkisi yitip gider, eğlencenin ruhu okşayan etkisi bir işkenceye dönüşür…

“Ankara’nın bağları” olarak bilinen “İp attım ucu kaldı” türküsünün sahibi Seyit Çevik… Kırşehir abdallarından… Aslında onların çaldıklarına, söylediklerine müzik demek eksik kalır. Bir hayatın, bir kültürün, bir varoluş biçiminin ortaya konuluşudur olan… Oldurulan hayatın kendisidir aslında. Ağırbaşlı, hüzünlü türküler, uzun havalar, bozlaklar en çok da abdalların sadrından döküldüğünde gerçek anlamını bulur. Bugün gürültüyü, mekanik sesleri, tıkır tıkır işleyen, varlığa dokunmayan, kendi başına anlamsız yalnızca melodiyle kulakları dolduran gürültüyü müzik zannedenler ne yazık ki bu yüce gönüllü abdalları anlamaktan fersah fersah uzaklar.

Yüzlerce yıllık köklü bir geleneğin son temsilcilerinden kemanın -tabi ki notasız çalmanın, eğitim almadan usta çırak ilişkisiyle yetişmenin- şahı Seyit Çevik, 1941 yılında Kırşehir/Keskin Hacıaliobası köyünde doğar. Babası Aşır Çevik bağlama ustası. Herhangi bir eğitim almamış, babasından bağlama çalmayı öğrenmiş. Düğünlerde derneklerde çalıp söylüyor… Hacı Taşan’la, Hacı emmiyle de akraba… Hacı emmi onu Ankara’ya götürür ve ona bir keman alır. Seyit Çevik keman çalmaya başlar; bir ömür boyu… Bozlaklar, uzun havalar, ağıtlar kemanın içe işleyen tınısıyla birleşir…

“Aman havluda bağlıdır yiğidin atı/Her neriye varırsan söylenir methi/Altına batırsan ey’olmaz kötü/Aslı ham demirden, cevherdar olmaz/Yiğit olan yiğit biner atlanır/Yiğit olan her cefaya katlanır/Yiğit gölgesinde yiğit saklanır/Namertlerde gölge olmaz, dal olmaz” bir türkü söyler Seyit Çevik. Bir haykırış, bir manifesto, bir çığlık… Asaleti, yiğitliği, mertliği, dostluğu çığıran… Seyit Emmi gözlerini kapayıp bir kemanıyla bir yandan sesiyle inletir yeri göğü… O asil, ağır duruşuyla… Yeni yetmelerin bilemeyeceği mahviyetle, mahcuplukla… Herkesin sesini yükselttiği, gürültünün sözü kaybettiği şimdilere inat en derininden, en asilinden söyler sözü Keskinli Abdal Seyit…

Çevik, Kırşehir Abdal geleneğinin son temsilcilerinden. Muharrem Ertaş, Hacı Taşan, Çekiç Ali gibi bir tarz sahibi, öncü olmasa da büyük ustalardan el almış, ustaların açtığı, genişlettiği yolda en güzel yürüyenlerden olmuştur. Seyit Çevik hemşehrisi büyük usta Neşet Ertaş‘ın yazdığı mektupla İstanbul’a gider. “Sarı Sultanım” isimli türkünün olduğu plağı çıkarır. Bu plak çok beğenilir, tutulur. Kemandaki özgünlüğü, sesindeki esmerliği yüzyıllar öncesinden bir tat, bir koku, bir rahiya getirir. Modern zamanlarda kimsesizlik hisseden yüreklere merhem olur. Dinleyeni Anadolu coğrafyasının geniş bahçelerinde, sonsuz rüzgârlarla gezdirir.

Seyit Emmi “Halime Gız Çay Aşağı Gidiyor” gibi oyun havalarını da ustalıkla çalar. “Cerit Bozlağı”, “Gara Yerler”, “Bugün Ayın Işığı”, “Sarı Sultan”, “Ayağında Yemeni/Yedi Dağın Çimeni/Söz Verip de Sevmedin/Niye Bilmem Amanın/Elif Demem Ellere Düşürmesin Dillere/Bülbül Olur Öterim Yeni Açan Güllere” gibi yürek dağlayan türküler de söyler. “Bizim Elden Göçtü M’ola Obalar/Üzerine Giyinmiş Türlü Libalar/Bir Daha Yar Seversem Olsun Töbeler/Ela Gözlü Yar Gidenden Sonra/Dünya Zindan Oldu Bir Gaflet Geldi/Ayrılık Okudur Sinemi Deldi/Yörü Yalan Dünya Sende Nem Galdı”, “Ben Atımı Nalladırım”, “Pencereden Bakıyor”, “Keskin Halayı”, “Bahçenize Gül Ektim Biterse”, “Muhabbet Kurulur”, “Yağmurun Yeli Geldi” türkülerini bir de Seyit Çevik’ten dinlemeli…

Garip gönüllü Neşet Ertaş, Neşet Baba Çevik’le ilgili şunları söyler: “Seyit Çevik Keskin’in toprağı, Hacı Taşan’dan sonra Keskin’in en yetkin, en olgun sanatçısı Seyit, Seyit Çevik. Burada doğanlar aynı toprağın sazını çalarlar, aynı toprağın türküsünü söylerler. Koku aynıdır…”

Seyit Çevik kalp yetmezliği ve mide kanseri dolayısıyla bir yıla yakın tedavi görür. Bu esnada 2020 yılında Ankara’da vefat eder. Evet, Seyit Çevik’in ölmesiyle birlikte bu toprakların rengi biraz daha soldu. O insani zenginlik, ince zevk, dostluk, yârenlik ne yazık ki sessizce çekilip gidiyor yaşamımızdan. Bu adamlar sessiz yaşadılar, sessizce çekip gittiler. Kala kala bize yozluk kalıyor, yobazlık kalıyor… Bu coğrafyadaki özgün, farklı, kendine has yaşamlar yok oldukça hayat rengini, ritmini, çekiciliğini biraz daha kaybediyor. Kendi kliğini, grubunu, mahallesini koruyan, gözeten ve başkasına yaşam hakkı vermeyenler, bu toprakları daha da ıssızlaştırıyor. Bunun yanında genel anlamda hepimiz modernizmin, teknolojinin nimetlerinden faydalanıyoruz ama ruha dokunan, varlığa işaret eden bütün göstergeler silikleşiyor. Bir Seyit Çevik bir daha gelmeyecek bu topraklara. Hem modern hayat hem de biz onları doğuran, var kılan dünyayı, kültürü yok ettik. Düğünler, eğlenceler tekniğin, makinenin gürültüsüne teslim oldu. Oyun yok, eğlence yok. Espri, mizah, nükte hele hiç…

Ruhu şad olsun Seyit Emmi'nin!..

YORUM EKLE

banner19

banner36