Kayıtlara geçsin: Resmiyetin duvarda asılı bir resmi yoktur

Resmiyet nasıl bir şeydir? Bugüne kadar hiç başarabildiğim bir şey olmadı resmiyet. Şahıslar ve durumlar karşısında özel pozisyon alabilenlerden değilim. Bürokrasi denilen ilişkilerin koridorlarından hiç geçmedim. Büroya yolum düşmüş olabilir, bu benim bürokrat olduğum anlamına falan gelmiyor herhalde.

Resmî davranan insanlarla yıldızım hiç barışmadı. Zaten ne kadar yıldız varsa hep onların oldu, benim barışacak bir yıldızım dahi olmadı. Evine gittiğimizde samimi ve sıradan, mahallede yarı resmi, dairede alabildiğine başka bir adam. Üç farklı davranış belirlemek gerekiyor bu tip kişiler için. Kurumlardaki refleks ve alışkanlıkları sokağa taşırdıkları da çoktur. En yakınlarına bile “sayın”la hitap etmeleri bu formel yaklaşımın bir uzantısından başka bir şey değildir. Resmiyet diye bir şeyin varlığını inkâr etmiyorum. Tek yaptığım şey varlığımı resmi hayatın varlığına armağan etmiyor oluşum. Durun bir kere, hemen üstüme gelmeyin. Yıllarca masanın üzerinde durmasına rağmen “resmî gazete” okumamış olmam ya da tebliğler dergisinde şiirimin yayınlanmamış olması veya üzerinde “resmi hizmete mahsustur” ibaresi yazan arabalara otostop çekmemiş olmam toplumdan kopuk olduğum anlamına falan gelmez.

Protokol kurallarını ihmal ettiğim söyleniyor. Bu da koskoca bir yalan. Haddini de protokoldeki yerini de gayet iyi bilen bir insanım. “Yangından ilk kurtarılacak” levazım arasında yerimin olmadığını elbet biliyorum. Hem beni yangından bir an önce kurtarıp da ne yapsınlar? Kimsenin ne yandaşıyım ne de yanlı kararlar veririm. Bu yangını da emin olun ben çıkarmadım. Koca bir alev topunu elimde oynarken yanlışlıkla yere düşüren de ben değilim.

Takım elbiseli kravatlı adamlar resmî tatil günlerinin dışında ceketlerini üzerlerinden hiç çıkarmazlar; kravatlarını da öyle. Bir tür bağlılık yemini gibidir bu kıyafeti bütünleyen kravat. Siz resmî derken sadece kendi vesikalık resminizi mi anlıyorsunuz sadece. Altı tane olacak ve biyometrik olacak. Kimliğinizdeki soğuk damga kadar soğuk bir kişiliği taşıyorsunuz yıllardır.

Gülememek nasıl bir duygudur bilir misiniz siz? Bilmezsiniz tabi; çünkü Ziya Osman Saba’nın “Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi”nin önünden hiç geçmiş değilsiniz. Dini olan nikahınızı bile resmileştirmekte geç kaldınız. Hâlâ resmî gazete çözmek için bulmaca arayanlardansınız. “Sen söyle Osman” dedim “otuz yıllık memursun hiç yüzünü gülerken gösteren bir resmin yok, bu niye? Cevap verdi Osman: “Kendimi resmi evrakta yapılmış bir sahtekarlık gibi görüyorum, nasıl güleyim abi?!? “İşini savsaklayan bir memur” diye damgalanmak istemiyorum” dedi Osman. “Damga puluna döneriz maazallah” diye derdini anlatmaya çalıştı.

Evden dışarı çıkmak için bile artık resmî işlemleri başlatmak gerekiliyor. “Sen”ler hemen “siz” olur, sizler “haşmetmeab efendimiz” seviyesine kadar yükselir. Otorite karşısındaki kişilerden kendi değerini ona hatırlatacak nezaket ve anlayış bekler. Resmiyet samimiyetin suiistimale uğrama endişesine dayanarak kolektif düşünce kalıpları oluşturmak ister. Normal medeni ve insani ilişkilerle bir meselede anlaşamıyorsanız meseleyi hemen resmiyetin sırtına yüklersiniz. İyi niyet çoğunlukla insanları tatmin etmez ve “işi resmiyete dökme” ihtiyacı gündeminize en kestirme tarafından yerleşiverir. O kadar resmî işlemlerin peşine düştüm, buna rağmen kaybettiği insani güvenceyi resmi mercilerde bulmaya çalışan kişilerin çaresizliğini bir yere yerleştiremedim. “Formel” davranış biçimi diye bir şey var. Düz anlamıyla “şeklî” demek.  İçini dışına yansıtmayan, sadece öngörüldüğü şekilde hareket eden şahıs resmî görevlidir. Gülmek, itiraz etmek, yüreğini dinlemek gibi şeyler bir formaliteden öteye geçmez bu kişiler için. Kendileriyle aralarındaki mahrem mesafeyi bile alabildiğine açmışlardır. Hiçbir dersin yalın hali onları kesmez; varsa yoksa resmî tarih, resmî coğrafya, resmî fıkıhtır.

Resmiyet ve samimiyet aynı mahallede oturup birbirleriyle geçinemeyen iki insan gibidir. Biri elini uzatır diğeri elini kaçırır. Biri selam verir, diğeri verilen selamı almaz. Tokalaşma zorunluğu olduğunda bile eline eldiven geçirir resmiyet, tokalaştığı elin insan sıcaklığı kendisine bulaşmasın diye. Kaderlerine ikna olmadıklarından başlarına gelen her şeyde resmî yazı gibi resmî yazgı beklerler.

Duvarları yönetmeliklerle donatılmıştır resmiyetin. Ne evlilik ne de çocukluk resimleri yer almaz bu duvarda. Konuşmayan, takip eden, soruşturan duvarlardır bu duvarlar. Duvarın beden dilini çehresine iliştirmiştir resmî kişi. Aşk mı? Aşk olsun öyle soru mu olur? Şiir de aşk da yasalara, tüzüklere ve de yönergelere aykırıdır! Kur artışlarına ve re’sen atamalara bakarak resmen üşür ve donarsınız.