Kavramların farklı anlamları üzerine

Manastır yakınlarındaki Dobruševo Köyü’nün mezarlığında bir mezar taşı var. Üzerinde Petko Liskovski'nin 1910-12 arası Osmanlı ordusunda, 1914-15 arası Sırp ordusunda, 1916-18 arasında ise Bulgar ordusunda askerlik yaptığı yazıyor. Savaşlardan sonra köyüne dönmüş Liskovski...

Arkadaşın anlattığına göre buraya 50 km uzaklıktaki Staravina Köyü’nde Petre ve Mitre adlarında iki kardeş yaşamış. Bu iki kardeş I. Dünya Savaşı sırasında Sırplar tarafından askere alınıp Avusturya cephesine gönderilmişler. Mitre, Arnavutluk seferine katıldıktan sonra Makedon Cephesi'ne kendi köyüne çok yakın bir bölgeye sevk edilmiş. Petre ise Avusturyalılar tarafından esir edilmiş ve Bulgar ordusunda savaşmak üzere Makedonya'ya geri gönderilmiş. Belki de bölgeyi iyi bildiği için... Nihayetinde iki kardeş birbirlerinden bir kaç yüz metre ötede rakip ordularda görev yapmışlar. Sonra Mitre'nin alayı nasıl olduysa aralarında Petre'nin de bulunduğu düşman birliğini sağ ele geçirmiş. Onlar da köylerine dönmüşler.

Köy aynı köy... Ama savaştan dönen adamlar değişmiş olduğu için köyün anlamının değiştiğinden bahsedebiliriz. Yani anlamların yorgunlukla değişmesi, değerlerin göreceli olması mümkündür.

Hindi, mısır, kabak bizim Amerika keşfedildikten sonra tanıdığımız şeyler. Farklı dillerde yeni bir bitki veya hayvanın ismini hangi etkenlerin belirlediği ilginç bir konu. İsimlerin farklı dil ve bölgelerde rekabet ettikten sonra birisinin üstünlük sağladığını düşünebiliriz. Mesela Tokat tavuğu mu, beç tavuğu mu? Malta eriği mi, yeni dünya mı? Aslında ilki Afrika, ikincisi Çin kökenlidir.

Ben Akçaabatlı’yım ve biz peynir eritmesiyle yapılan yemeğe “kuymak” deriz. 50 kilometre doğuda ise aynı yemeğe “muhlama” diyorlar. Hâlbuki yine Akçaabat'ta muhlama; yumurtanın ıspanağa mıhlanarak yapıldığı yemeğin adıdır.

Komşu coğrafyalardaki derin anlam uçurumlarına dikkat çekmek isterim. Hint ve İran kültürleri arasında bir örnek var. Asura (İran'da Ahura) Hindu mitolojisinde tanrıların ya da insanların düşmanı devler ya da iblisler, İran'da ise tam tersine “yüce Tanrı” anlamında... Yine İran'da "deva"lar iblis, Hindularda devalar ilahi ve olumlu varlıklar... İran'da hindiye de “bukalemun” diyorlar.

Biliyorsunuz, bazı milletler birbirlerini olumsuz olarak tanımlar. İngilizce kökenli Vandalizm, Vandal kavmine, Barbarlık, Berberiler’e atıfla söylenmiş... Avarice (İngilizce: hırs), Avarlarla ilgili olabilir. Yine Greek'in İngilizce'de “hırsız” anlamında kullanıldığını biliyoruz.

Hindiyi, 16. yüzyılda Amerika'nın keşfinden sonra tanıdık. Profesör Mario Pei, hindi adının kaynağına dair iki tezden bahsediyor [1]. Birincisi, bizim Gine'ye atfen “Gine tavuğu” dediğimiz hayvanı daha Amerika keşfedilmeden önce İngilizler, Türk tüccarları vasıtasıyla ithal ediyor ve buna “Turkey bird” diyorlar. Daha sonra hindiyi keşfedince benzerlikten ötürü aynı adı kullanıyorlar. İkincisi, İngilizce Kızılderililere de Hintli anlamında “Indian” denmesinden hareketle hindinin Indian'lardan (Kızılderililer) gelebileceğini söylüyor. Hindiye benzeyen Gine tavuğunun daha Amerika keşfedilmeden Türkler tarafından “Hint tavuğu” veya “Hindi kuş” olarak adlandırıldığı söylenir. Bu da bizim niye “hindi” dediğimize dair bir görüş.

Danca, Hollandaca, Fince ve Norveççe hindinin adı, Güney Hindistan'daki Calicut kentinden geliyor. Bu, adlandırmaların ülkeler arası ticaretle ve ticareti yapanlarla ilgisine işaret ediyor. Ama Kuzey Amerika'ya İngilizlerden hemen sonra ulaşan Fransızlar da Hint'e atfen dinde adını kullanıyor. Portekizliler hindiye “peru” diyorlar. Bu orijini işaret ediyor. Malezya’da felemenk tavuğu, Brötonca ispanyol tavuğu, Araplar rum kuşu, etiyopya kuşu diyorlar. Bunlar daha çok ticari aracıları çağrıştırıyor.

Mısır ve patates de hindi gibi Amerika kökenli ve Coğrafi Keşifler sonrasında Avrupa'ya geliyor. Finlandiya'da Peru’ya atfettikleri patatese peruna diyorlar. Macarlar patatese Fransızlara atfen Burgonya diyorlar. Biz "mısır" dedik. İtalyanlar Türk tahılı anlamında grano turco, İngilizler de türk buğdayı (turkey wheat)[2] demişler. Ama hindilerin mısır yediği düşünüldüğünde, hindi yemi anlamında da söylenmiş olabilir. Anna Del Conte hindinin türbanlı bir Türk’e benzediğini ve de 16. Yüzyıl’da Venedik’te turco’nun egzotik bir anlam taşıdığını aktarıyor[3].

Acem bizde İranlılar, Araplarda yabancılar için kullanılır. Şimdi bambaşka bir şeye acemi diyoruz. Frenk bizde yabancılar için kullanılırdı. Frenk inciri diğer adıyla hint inciri yine egzotik bir vurguyu barındırıyor. Biz gine tavuğuna beç tavuğu da diyoruz. Beç adını Osmanlılar Viyana için kullanıyorlar. Neden Afrika'dan alıp Avrupa'ya sattığımız hayvana Viyana tavuğu diyelim ki? Ve niye bizim hindi dediğimize Hintler Turkey’e atfen ṭarki desinler? Bu da egzotikliği düşündürüyor.

Çeviri yanlışlarından bahsetmeliyiz belki. II. İznik Konsili'ndeki (787) kararları Papa Birinci Hadrianus onaylamış ama İmparator Charlemagne onaylamamıştı. Bu onaylamayışın altında çeviri hataları olduğu söylenir.

Patatesi Bavyera Veraset Savaşı (1778-79) vesilesiyle tanıyan Çekler bu bitkiye Brandenburg'a (Aşağı Sorbça'da Bramborska) atıfla Brambory diyorlar. Çekçe Turek hem Türk demek, hem de kabak bitkisi için kullanılıyor. Amerika kökenli kabağı Türklerden almış olmalılar ya da bu durum bal kabağının kavuğu çağrıştırmasından ötürü olabilir.

Bundan şunu anlamalıyız. "Bukalemun"daki, "deva"daki anlam uçurumlarından hareketle üzerinde düşünce inşa ettiğimiz kavramlar açısından dünyayla iletişim kurmaya çalışırken aynı şeylerden bahsedip bahsetmediğimizi sorgulamak durumundayız. Herkesin bizi kolaylıkla anlayabileceğini düşünmekle hata ediyoruz.

Kaynakça:

[1] http://www.npr.org/templates/story/story.php?storyId=97541602

[2] http://www.straightdope.com/columns/read/1972/is-turkey-the-bird-named-after-turkey-the-country-or-vice-versa

[3] Oxford Symposium on Food and Cookery, Prostpect Books London 1990, Syf 75

YORUM EKLE

banner26